Burcu Çetinkaya - Almeda Abazi. 2008 Arnavutluk ve 2008 Miss Globe Güzeli. Türkiye’mize gelmesi ise aslında annesi aracılığıyla oluyor ama biz onu televizyonlardan, dizilerden, yarışmalardan tanıyoruz. O henüz televizyonlarda bu kadar tanınmadığı günlerde, Acun Ilıcalı’nın Yok Böyle Dans ekibini seçerken, “Çok tatlı bir kız var, dans etmek hayaliymiş, aramızda olmasını çok istiyoruz” sözleriyle tanıdım Almeda’yı. Sonra tevazusu, cana yakınlığı ve hayat hikâyesini anlatırkenki saf tavrıyla güzel hatırladığım insanlar arasına kaydettim. O zaman Arnavut olan rahmetli anneannem hayattaydı. Çocukluğumdan beri Arnavutça konuşup, Arnavutça şarkılar öğreten anneannemi ilk kez vatanından birisiyle konuşturabilmenin keyfini de bana yaşatmıştı. Sonra bir kaç yıl geçti ve Almeda Yok Böyle Dans, Survivor, Muhteşem Yüzyıl Dizisi derken Türkiye’nin sayılı ünlüleri arasında yerini sağlamlaştırdı. İşte Almeda’nın Arnavutluk’tan Türkiye’ye uzanan, kimi zaman acılı, kimi zaman keyifli hayat hikâyesi…

- Nerede doğdun ve kaç yaşına kadar orada yaşadın?
 1992 yılında Arnavutluk Tiran’da doğdum ve 2009 yılına kadar orada yaşadım. 2009 yılında ise Türkiye’ye geldim. 
- Çocukluğunu ve Arnavutluk’u bize biraz anlatır mısın? Orada nasıl bir hayat vardı? 
Çok basit bir çocukluğum oldu. Belki her çocuğun hayal edebileceği bir çocukluk değildi. Çok gösterişli olmayan ama hatırlayabileceğim bir çocukluktu. Çok zorluklar da yaşadık. Kötüsüyle iyisiyle güzeldi.
- Kaç kardeşsiniz?
 2 kardeşiz. Benden 2.5 yaş küçük bir kız kardeşim var. Ama şimdi üç olduk. Üvey babamdan bir erkek kardeşim geldi. O da 1.5 yaşında. 
- Babanın vefat ettiğini biliyorum. Kaç yaşındaydın ve hayatını nasıl etkiledi?
16 yaşındaydım. Babam sporcuydu, Arnavutluk’un yüksek atlama şampiyonuydu. Her baba kız arasında farklı bağ vardır ama bizimki sanki çok farklıydı. Uzun boyluydu, kaslıydı. Güçlüydü ve ben tam baba gibi görüyordum, özeldi. Son zamanlarda hastalığı onu çok etkiledi, çok zayıfladı, sporcu görünüşü gitti, iyice hastalığa yenildi. O halini görmek beni çok üzdü. Birden o kahramanın çöküşünü görmek çok etkiledi. O yüzden benim için iyi bir zaman değildi, 2008 yılı. Ondan sonra da zaten Türkiye’ye geldim. Bu arada Arnavutluk’ta 2008’de Arnavutluk güzeli seçildim. Dünya Güzeli seçildim ve tacımı aldıktan tam 2 ay sonra babam vefat etti. Ekim ayı benim için hem mutluluk ayı, hem de hüzün ayı oldu. 

“ÇOCUKLUĞUMUZDA ÇOK ZORLUKLAR YAŞADIK!..”
Tiran’da doğan Almeda, “Çok basit bir çocukluğum oldu. Gösterişli olmayan ama hatırlayabileceğim bir çocukluktu. Çok zorluklar da yaşadık. Yine de iyisiyle kötüsüyle güzeldi” diyor. Koyu bir Galatasaray taraftarı olduğunu belirten Almeda, aynı zamanda koyu bir Barcelona hayranı imiş. Geçen seneye kadar Galatasaray’ın her maçına gitmiş. Kombinesi bile varmış. Ama son senelerde fazla maça gidemiyormuş. Almeda değişik Türk dizilerinde rol almış. Bunlardan biri de Muhteşem Yüzyıl...
- Türkiye’ye nasıl geldin?
 Annem zaten Türkiye’ye gidip geliyordu. Burada şirketleri vardı. Babamdan uzun zaman önce ayrılmışlardı ama bağları hiç kopmamıştı. Türkiye’ye geldiğimde henüz şöhret ve yarışmayı algılayacak durumda değildim. Hep televizyonda birşeyler yapma isteğim vardı. Ama o zaman hiç aklımda değildi, içinde bulunduğum durumdan dolayı. Türkiye’ye gelince gazeteciler, insanlar öğrendiler ve röportaj yapmak istediler. Ben de değişiklik olsun biraz kafamı dağıtayım diye başladım, katılmaya. 
- Türkçe biliyor muydun ilk geldiğinde?
 Bilmiyordum. Ama üvey babam Türk ve annemle 10 seneyi aşkın süredir tanışıyorlar. Türkiye’ye çok tatile gelirdim eskiden, o yüzden de Türkçe’ye yatkınlığım vardı. Küçüktüm ve küçük çocuklar dili kolay öğrenir ya, ben de kapmaya başlamıştım. Türkiye’ye taşındığımda ise, ders almaya başladım. Zaten ilk geldiğim sene okula gitmedim sadece ders aldım. Bir sene ara vermek zorunda kaldım mecburen. Sonra liseyi bitirdim. Sonra da üniversitede okudum. 
- Televizyon dünyası bu arada nasıl gitti?
 O sıralarda film teklifi geldi. Konak diye bir sinema filminde oynadım. Başrol oynadım ama hiç konuşmuyordum. Çünkü zorlandım. Türkçem yeterli değildi. Seslendirme yaptılar. İkinci filmimde yabancı birisini oynadım ve onu kendi sesimle oynadım. Ayrılık diye bir dizide oynadım. Sonra ara verdim okuluma devam ettim. 
- Yok Böyle Dans’la nasıl kesişti yolun?
 Küçüklüğümden beri dansı çok seviyordum. Profesyonel bir geçmişim yoktu ama çok seviyordum. Acun’un yarışmalarını da biliyordum. Çok başarılıydı. Tam benlik demiştim ve Acun Medya ile tanıştım ve onlar ağırladılar. Başarılarımı görünce onlar çok destek çıktılar. Başlangıçta sonuçta çok tanınmıyordum Türkiye’de. Ben çok dansı istediğimi ifade ettim. Bir kaç ay tuttular beni sağolsunlar. 
- Ne hissettin dans yarışmasında?
 Niye sevdiğimi de bilmiyorum. Küçükken dansa da gitmemiştim. Ama hep severdim. Çok mutlu oldum yarışmada. Aslında benim kimseye söylemediğim bir hayalim var. Hep şarkıcı olmak isterdim. Çocukken aynanın önünde şarkı söylerdim. Ağaca çıkıp, dal koparıp, Zeyna gibi rol yapardım. O oldu. Şarkı söylemek de hayalimde var ve onu bir gün yapacağım, ne zaman bilmiyorum ama bir gün yapacağım. 
- Wikipedia’da devlet konservatuarına devam ettiğin yazıyor doğru mu? 
 Yanlış bilgi. Sakarya Üniversitesi’ne sadece bir söyleşiye davet etmişlerdi, ben de katılmıştım. Sonra öyle yazmışlar. Arnavutluk’ta ben 2008’de burs kazanmıştım. Üniversite bursu. Ama Türkiye’ye gelince oyunculuk için iki sene Bilgi Sanat Akademisi’nde Kadıköy’de okudum. Survivor’a gidince ara verdim. Survivor’dan döndüğümde Arnavutluk’taki üniversiteme devam ettim ve Amerikan Kültürü bölümünden mezun oldum. 

- Eğitimine önem vermişsin, neden hiç bırakmadın peşini?
Çünkü hayat hiç belli olmuyor. Bugün varız yarın yokuz. Bugün televizyondayım yarın televizyonda olmayabilirim onun da garantisi yok. O yüzden kendimi geliştirmek istedim. Bir de her ne yapıyorsan onun eğitimini alman gerektiğine inanıyorum. 
- Kaç dil biliyorsun?
 Arnavutluk’ta herkes Arnavutça’nın yanı sıra İtalyanca ve İngilizce öğrenir mutlaka. Çizgi filmler vardır İtalyanca. Ben ama farklı bir çocuktum, hiç çizgi film izlemedim. Arkadaşlarım oynar, ben ayrı bir yerde takılırmışım. Hayallerim farklıydı. O yüzden İtalyanca anlıyorum ama konuşamıyorum. Arnavutça ana dilim. Türkçe, İngilizce ve İspanyolca biliyorum.
- Para Bende ismindeki televizyon programını sundun ve dünyayı gezdiniz. Nasıldı?
Hayalim hep dünyayı gezmekti. Programda kendimi buldum. Hayalim “aile kurayım, sonra çocuklarım olsun, sonra da ailemle çocuklarımla dünyayı gezeyim” idi. Kocamla yaşamadım o hayalimi Para Bende sayesinde kendi kendime yaşadım ama olsun. Bilmediğim şeyler öğrendim gittiğimiz ülkelerle ilgili, okul gibiydi.
- Neresi seni çok etkiledi?
 Tayland. Çok farklı. Avrupa’dan farklı. İnsanlar, inançları farklı. Yemekleri kötüydü. Ama sevdiğim yanı rahat ve salaş bir yer olması ve insanların çok mutlu olması. Kimse kimsenin dedikodusunu yapmıyor. Yolda geçerken gülümsüyorlar. Ama inanç ve yemekler yüzünden orada yaşayamayabilirim. 
- Hayal kırıklığına uğratan bir yer oldu mu?
 Kötülemek gibi olmasın ama Hong Kong. Dışarından New York gibi, modern büyük bir yer hayal ediyordum. Her yer basıyor, yüksek, kokuyor bazı yerler, çok sıcak. Hayal kırıklığı yaşadım. 3 günde 1.5, 2 kilo verdim. Hiç bir şey yiyemedim. 
- Yemekle aran nasıl?
Çok hamurcu değilim ama tatlı özellikle, çikolata tarzı şeyleri çok seviyorum. 
- Türkiye’de en çok neresi etkiledi seni?
 Birçok yeri gezdim. Tatillere gelirken de gezerdim. Safranbolu’yu çok sevdim. Gaziantep’i çok sevdim. 
-  Arnavutluk’u özlüyor musun?
Özlüyorum. 
- Gelecekte Türkiye’de mi yaşamak istersin Arnavutluk’ta mı?
 Geleceği hayal edemiyorum. Çok fazla plan yapmam. Çünkü hayat belli olmuyor. Benim hayalim hep Hollywood’da birşey yapmaktı. Amerika’ydı. Onu başarabilecek miyim, bilmiyorum. Arnavutluk’tan Türkiye’ye gelip birşeyleri başarmak bu kadar zorsa, Amerika’yı düşünemiyorum. Ama nasip, kısmet her şey.