Eda AKAY

tg.edeakay@gmail.com

Türkiye onu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan harçlık almasıyla tanıdı. Sultan Akten… Televizyon muhabirliği onun çocukluk hayaliydi. Hayallerinin peşinden giden Akten, tam anlamıyla mesleğine âşık… Rengârenk bir kişiliği var. Genç TGRT muhabiri, bizlere mesleğini kendinden kesitlerle anlattı. Neşesine, güler yüzüne ve hoş sohbetine hayran kaldım.

HAYALLERİNİN PEŞİNDEN GİTTİ

Bu “virüs”ün yüreğime ilk girişini anlatayım. İlkokul 4. sınıftaydım, bir gün babamla beraber Güneşli’ye, Sabah gazetesinin binasına gittik. Bir dünya çamurlu yoldan geçtik ama değdi. Gazetenin binası o zamanlar efsaneydi. Takım elbiseli, bakımlı insanlar… Hemen orada babama dönüp, “Gazetecilik nasıl bir meslek?” dedim. Babam da bana, “Güzel ama zor” dedi. İlk kelimesi “Güzel”di… Aslında ilk gazetecilik aşkı o zaman düştü içime. 

Nasıl “bulaştınız” bu mesleğe? “Nasıl düştünüz?” gibi oldu ama… Yani nereden esti?
Karar verdiğim zaman Lise 1. sınıftaydım. TGRT Haber’de spiker Jülide Ateş’i izliyordum. Kendime, “Evet, ben bu mesleği yapmalıyım” dedim. Çünkü kendimi iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Rutin bir iş bana göre değil. Bu iş farklı, heyecanlı… 

Spiker olmayı hiç düşündün mü?
Hayır, hiç düşünmedim. Hep muhabir olmayı, sahada olmayı istedim. 

GAZETECİLİĞİN KIYMETİ BİLİNMİYOR

Dünyaya bir daha gelsem, kesinlikle yine gazeteci olurum. Fakat gazeteciliğin daha kıymet bilinir bir meslek olmasını isterdim. 

Yine röportajların beylik sorusudur; unutamadığınız olayların en önemlilerinden birini paylaşır mısınız? Lütfen Başbakandan harçlık isteme hatırası dışında olsun, çünkü onu ayrıca soracağım. 
Soma. Allah bir daha yaşatmasın. Bir canlı yayında önümden seksen tane cenaze geçti. Yaşadığım tramvayı anlatamam… Yayınların hararetiyle orada hiçbir şey hissetmedik. Döndükten sonra, rüyalarımda aylarca üzerinde tertemiz beyaz çarşaflar örtülü insanlar gördüm. Yüzlerini açtığım zaman, suratları kömür karasıydı. Bu, hayatımda unutamayacağım anlardan biriydi. 

HABER İÇİN AĞLAMIŞLIĞIM VAR

Hiç ağladınız mı meslek için, haber için? 
Çok… Bütün duygusal haberlerde ağlarım. TGRT’de bir defasında bülteni sunarken bir dram haberi geldi, ağlamaya başladım. Haber o şekilde girdi. Ben duygusallığın insanlıktan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Duygu olmazsa zaten hayatta bazı şeyleri yitirdik demektir. “Haberci, haberi verir geçer. Duygusallığa asla yer yoktur” gibi laflara kesinlikle katılmıyorum. Hepimiz insanız, bir vicdanımız var. 

Fiziki müdahaleye maruz kaldınız mı peki?
Evet. 2004 yılıydı sanırım, 1 Mayıs günü. Kameramanıma jop gelmesin diye kurtarmak amaçlı önüne geçince olan bana oldu. 6 ay boyunca sırtımda jop iziyle dolaştım. Onun dışında, zaman zaman haber için kavga etmişliğimiz de var. 

Peki… O güne gelelim… Sizi haber bültenlerine taşıyan olaya… Şöyle hatırlıyorum, bir bayram sabahıydı ve siz gazetecilerle bayramlaşmaya çıkan o zamanın başbakanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Sayın Başbakanım, ben şimdi evde olsaydım babam bayram harçlığı verirdi. Sizin için buradayız, bayram harçlığı istiyorum.” Böyle bir şeydi. Cumhurbaşkanı da size 200 lira vermişti. Ve ardından meslekî kıskançlıklar devreye girmişti; “Gazeteci para alır mı?” gibisinden… Oysa burada olayın öznesi para değil. Bunu anlamadılar. Güzel bir olaydı özetle… Ne dersiniz?   

Maalesef diyorum. 11 yılı bitirmiş, 12. yılının içinde olan bir muhabirdim. Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman Başbakan’dı. Bütün Türkiye, Sultan Akten’i o harçlıkla tanımış oldu. Fakat ben ondan öncesinde, özellikle “deşifre” döneminde gizli kameralarla bir sürü iş yapmıştım. Aşiretler tarafından rehin alındığım oldu. Bir sürü uyuşturucu baskınında haber yapıp, hayatımı tehlikeye atmıştım. Beni harçlıkla tanıdılar, yazık… İşte bu mesleğin “yazık” tarafı oluyor.

 Olay şöyleydi; gece saat 1 gibi şefim aradı, “Bayram namazı sırasında Başbakan’ı takip edeceksin” dedi. 4 saatlik uykuyla çalışacaktım. Geyik olsun diye Twitter’dan, “Madem sabah namazında Başbakan takibindeyim, o zaman harçlık almayan Sultan değildir” yazdım. Sonra bu bir iddia meselesine dönüştü. Kuzenlerim, arkadaşlarım, “alırsın-alamazsın” diye beni gaza getirdiler. Tabii beni tanımıyorlardı. “Bunu yapmalı mıyım?” diye o gün çok düşündüm. Diğer kanalların muhabirleri dakikalarca gündeme ilişkin soruları sorarken, ben Başbakan’ın modunu inceledim. Baktım ki neşeli, keyfi yerinde… 

ÇOK YIPRATILDIM

Zaten harçlık bizim geleneğimiz. Ben bunu sadece o gün orada Recep Tayyip Erdoğan var diye yapmadım. O gün Kemal Kılıçdaroğlu ya da Devlet Bahçeli’yi de takip ediyor olsaydım aynı sohbeti gerçekleştirirdim. Benim derdim habere renk katmaktı. Olay bambaşka noktalara çekildi. Çok yıpratıldım. O gün benim için orada bitmemişti. Sabah namazından sonra kurban pazarına gönderildim. Belime kadar hayvan pisliğinin içinde yayın yapmaya çalışıyorum. Bir yandan da Twitter’dan büyük bir kesim sabahki olay üzerinden bana yükleniyor, diğer kesim koruyor. İçler acısı diyorum. Yani Türkiye’de benden başka gündem yok muydu? Bir muhabirin harçlık almasına mı kaldılar? Eminim ki, başka bir lidere yapsaydım belki alkışlanırdım. 
Pişman mısın? 
Asla değilim. Yaptığım işlerin her zaman arkasındayım. Bir daha yapacak cesaretim var. Fakat aynı tepkileri verecek insanlarla muhatap olmamak için yapmayabilirim. 
Sizi şaşırtan kişiyi soracağım. Şöyle: Gözünüzde çok büyütmüşsünüzdür; bir de tanırsınız ki aa, bildiğin sıradan kişi… Ya da tersi; “birini tanıdım acayip yetenekli…” Var mı böyle haber peşinde koşarken şaşırdığınız biri?
Bir dönem magazinde çalıştım. O zamanlar gözümde çok büyüttüğüm sanatçılardan bazılarının düşündüklerime değmez olduklarını, bir de hiç adı sanı duyulmamış birçok insanın da aslında hak ettiği yerde olmadığını gördüm. Aynı zamanda diva seviyesinde, “Ya erişilmez bu kadına/adama” dediğimiz insanların mütevazılığın dibinde olduklarını gördüm. 

ISRARCI OLACAKSINIZ

Zeki Alasya öldüğünde, Doksanlar ekibini sıraya dizdiniz, hepsiyle canlı yayında tek tek konuştunuz. Sanatçıları ikna etmek, hele böyle topluca… Kolay değil sanırım.
Önce bir yazışma gerekti tabii onun için, yapımcı şirketle. Yapımcı şirket onay vermekte biraz zorlandı ama haberin kuralı şu; ısrarcı olacaksınız. Çünkü olmayacak dediğiniz iş, karşınızdakine verdiğiniz güven, aranızda gerçekleşecek ufak komik bir diyalog, samimiyetinize inanmaları, her şey haberin seyrini değiştirebilir. “Bu haber asla yapılmaz” diye bir şey bana göre yok. O da öyle bir haberdi. 
Böyle mi devam edecek hayat? Başka kulvar? Başka pozisyon? Başka meslek?
Bana kalsa, ben bu mesleği hiç bırakmam. Fakat mesleğin şartları her yıl biraz daha kötüye gidiyor. Hayat ne gösterir bilinmez. Ben ölene kadar haber sunmak istiyorum. 

Fotoğraflar: Ali Çelik - Bünyamin Çelik