Sümeyya Bayrak  İSTANBUL 
Küçüklüğünden itibaren türkülerle büyüyen Türk Halk Müziğinin güçlü sesi Yudum, ailesini, çocukluğunu, kariyerini ve türkülerini anlattı.
Nasıl başladınız?
Zaten müzisyen bir ailenin çocuğuydum. Büyükbabam halk ozanı, babam yıllarca müzik piyasasında bağlama çalmış. Annem ise evlenmeden önce Sezen Cumhur Önal’ın öğrencisiymiş ama tam albüm çalışması içindeyken babamla tanışıp aşkı tercih etmiş ve dünyaevine girmiş. Böyle bir müzisyen ailenin bireyi olarak ister istemez müzikle iç içe olduk. Ben 5 yaşında bağlamayla tanıştım sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarını kazandım. Ardından Haliç Üniversitesinde Yüksek Lisansımı yaptım. Diğer taraftan da 1997 yılında ilk albüm çalışmamı çıkarıp müziğe profesyonel anlamda ilk adımımı attım. Derken önce Türkiye, sonra Avrupa konserleri... Bugüne kadar 7 albüm çalışması gerçekleştirdim.  Son albüm “Cumartesi” yeni çıktı.
Hiç başka bir meslek düşünmediniz mi?
Çocukken hayal kurma gibi bir lüksüm hiç olmadı. Gözümü açtım evde herkesin elinde saz gördüm. Görüş o görüş, elimden sazım hiç düşmedi.
Hayatınızda ne gibi değişikler oldu?
Türk Halk Müziği her şeyden önce kendi kültürümüz. Her fert kendi kültürünü tanımak ve tanıtmak zorundadır. Türküler bir yaşam biçimi.  Hayatımda hep olumlu anlamda değişiklikler oldu. Her şeyden önemlisi halk tarafından sevilmek ve yaptığım işe saygı duyulması beni her zaman mutlu etti.
Gelecekle ilgili planlarınız var mı? 
 Müzik sektörünün kötü olduğu şu dönemler de artık plan yapmak bile zorlaştı. Önceden planlarım vardı. Fakat korsancılık falan derken internetten indirme olunca sanatçıların ayakta durması bile zorlaştı. Çoğu plak şirketi kepenk kapattı. Şu durumda konumu korumak başarı… Türküler susmamalı diye düşünüyorum.
Lakabınız var mı?
 Küçükken vardı. Yudum isminden dolayı çocukluğumda çok ağlardım. Her eve geldiğimde ‘Adımı değiştirin’ diye feryat ederdim. O meşhur yağ reklamından dolayı… Ama büyüdükten sonra ne kadar güzel bir isme sahip olduğumu fark ettim. 
Âdettendir; bir hatıranızı alalım.
 Ehliyetimi aldığım ilk dönemler çok fazla hız tutkunum vardı, çocukluk işte. Çok kaza yaptım. Bir gün babam yeni bir araba almıştı bana… Rahmetli büyükbabam benim üstümde nazar olduğunu düşünerek koç kestirdi. O koçu askerlere götürdük. Tam çıkacakken, geri geri gelirken askeriyenin demir kapısına vurdum. Arabanın arka tamponu çöktü. Askerlerden biri yanıma geldi, ‘Yudum Abla kusura bakma ama sen öküz de kessen fayda etmez’ dedi. 
Son albümünün adı “Cumartesi.” Böyle bir isim olur mu, nereden çıktı?
“Cumartesi” sözü ve müziği bana ait olan bir eser. Sebebi basit aslında; bir cumartesi gecesi yazıp bestelemiştim. Albümün ilk çıkış eseri olması dolayısıyla albüm ismini de Cumartesi koyduk. İçinde 10 eser var. Dört tanesinin sözü ve müziği bana ait. Aranjörlüğünü ve yönetmenliğini Önder Meral yaptı. Çok önemli müzisyenlerle çalıştık.

Beyaz bağlamanıza alışmıştık da bu pembe bağlama nereden çıktı?
Her albüm çalışmasında farklı şeyler yapmayı seviyorum. Geçen sefer bembeyaz bir bağlama yaptırmıştım ve çok beğenilmişti. Şimdi çoğu müzisyende beyaz bağlama görüyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor. Pembe bağlama fikri kızımdan geldi. Üç yaşında Karen adında bir kızım var. Bir gün ‘Anne ben pembe bağlama istiyorum’ deyince beni de çok şaşırtmıştı. Hepimiz kız çocuklarının pembe renge olan sempatisini biliriz. Bana da ilginç ve güzel bir fikir oldu ve bir gün bağlama ustamı arayıp bunun mümkün olup olmayacağını sordum. ‘Yapabiliriz’ dedi. Çok güzel bir bağlama ortaya çıktı.  Ben de pembe bağlamanın diğer kız çocuklarının dikkatini çekeceğini ve bağlamaya özendireceğini düşünerek gerek albüm resimleri gerekse kliplerim ve konserlerimde kullanmaya başladım.