Eda Akay

Neşe Erberk… O bir Türkiye ve Avrupa güzeli. Okullarını duymuştuk ama bir de kendi ağzından dinleyelim istedik. Sadece okullar da değil tabii, dışarıdan oldukça pırıltılı görünen bir hayatı mercek altına aldık.
Tescilli güzel, “Sıradan bir insan olmayı istediğim zamanlar oldu. Benim hayalim iş kadını olmaktı. Cesur olmayı seçtim” diyor. 
Neşe Hanım, tescilli bir güzel olarak, sizce güzellik övünülecek bir şey midir?
Evet, olmalı ama sadece güzelliğe takılıp da kişinin kendindeki diğer değerleri ıskalamaması lazım. Bir de, güzellik göreceli bir kavram. Tabii standart normlar da var. Yani, övünülecek bir şey ve artıları olması gerekiyor. 
Peki, hiç güzellikten “yorulduğunuz” oldu mu? Ne bileyim, aşırı ilgi, baskı, taciz hatta... “Keşke güzel olmasaydım” dediğiniz bir an mesela?
Allah’a şükür, taciz boyutu olmadı. Güzellik kraliçesi seçildiğim ilk yıllarda fazla ilgiden yorulmuştum. “Neden herkes bana bakıyor?” diyordum mesela... “Keşke, sıradan bir insan olsam” dediğim anlar oldu. 
Güzellik yarışmasından çıkmış olmanın, iş hayatınıza etkileri oldu mu?
Tanınmışlık ve farkındalık tercihte önceliğe sebep oluyor. Daha sonrasında yaptığınız işler ve başarınızla da bunu perçinlemiş oluyorsunuz. Tabii sadece kapıyı açmakla olmaz, içeri girip devam etmek lazım...
Mankenliği neden bıraktınız? Şöhreti sevemediniz mi?
Hayır, benim tercihim iş kadını olmaktı. Üniversitenin ikinci yılında karar vermiştim. Mezun olduktan hemen sonra ajansımı kurdum. 24 yaşındaydım, mankenliğe yaklaşık 4 yıl kadar daha devam ettim. Bir iş kadını olmak için çok genç olduğumu düşünmüştüm. 
Mankenlikten sonra iş kadını olma fikri nasıl gelişti? 
Meydan okumaları seven bir insanım… İlla ki bir mücadele olacak. Adrenalin istiyorum. Sıradanlık kavramını kendime yakıştıramıyorum.
Cesur olmayı seviyorsunuz…
Cesur ve kararlı... Bir şeye karar vermeden önce çok düşünür, inceler, araştırma yaparım. Karar aldıktan sonra ise, sağlıklı olduğum sürece başarmak için uğraşırım. Bütün enerjimi veririm ve genelde o iş, eninde sonunda olur. Her işte bu böyle değil midir? Kararlı olmak, sevmek önemlidir.
Üçüz sahibi olmak nasıl bir şey? Annelik duygusunu ilk kez tadacakken, dünyaya üçüz getirmek… Bakımı, ilgisi, karmaşası, curcunası… 
İnanılmaz derecede heyecan veren bir duygu. Hâlâ, çok heyecan verici! Hiç kolay değildi. “Ay ben hallediyorum” gibi bir şey söylemeyeceğim, yalan olur. Fakat şu an içinde bulundukları 16. yaşlarının en zor dönemler olduğunu düşünüyorum. Ergenlik dönemine girince, bebeklikleri daha kolay geldi. Bebeklikteki sıkıntı bilmemek oluyor. Annelik konusunda tecrübe kazandıkça, üçüz çocuk konusunda neler yapılabileceğini öğrenince, eğlenceli bile oluyor.
İkizlerin karıştırılma öykülerini hep dinleriz; üçüzlerde durum nedir? Karıştırma, birini diğeri sanma oldu mu, oluyor mu? Ya da kendilerinin anlattığı komiklikler var mı?
Bir kere birbirlerine hiç benzemiyorlar. Yalnızca doğduklarında, Alin ve Lara aynı yumurta ikizi gibiydi. Sadece 1 hafta sürdü. Başlarına kurdele bağlayarak ayırt ediyorduk. Selin, diğerlerinden çok farklı… Bazen espri yapıyorum, “Ya siz çok kalabalıksınız, senin adın neydi?” diyorum. Saf saf cevap verdiklerinde çok eğleniyorum. 4 kız olarak, eğlenceli bir ev hayatımız var.
Okullarınızla ilgili biraz bilgi alsak… Çünkü apayrı bir dünya orası… Kaç tane? Hangi illerde? Kaç öğrenci var?
Şu anda, 33 anaokulum var. Türkiye’nin her bölgesinde olmak, beni çok mutlu ediyor. Özellikle Doğu’daki şubelerimle gurur duyuyorum. Orada eğitimin yayılmasına destek oluyoruz. Elazığ, Erzurum, Malatya, Diyarbakır çok iyi gidiyor… Ve şimdi Gaziantep şubemiz açılacak inşallah. İç Anadolu’da; Ankara, Eskişehir, Kayseri, Aksaray… Ege’de; İzmir, Aydın, Marmaris, Bodrum… Karadeniz’de; Trabzon, Samsun, Zonguldak… Hava durumu sunuyormuş gibi oldu biraz ama… :) 
9 tane İstanbul şubemiz var. Bursa, İzmit, Adapazarı, Çorlu, Tekirdağ… Yakında Edirne’de açılacak. 
Maşallah… Neşe Erberk Eğitim Bakanlığı olmuşsunuz… Ne güzel…
Evet, gayet güzel yaygınlaşıyoruz. Tohumunu attığımız meyveleri erkenden alabilmek çok keyifli… 
Nasıl bir eğitim sisteminiz var?  Çocukların yetenekleri, eğilimleri nasıl keşfediliyor?
Diğer okullarda uygulanmayan bir rotasyon programımız var. Çocuk, anaokulunda bütün günü bir sınıfta geçirmez. Bizde kavram sınıfları var. Sanat, anadili, fen-doğa, İngilizce, hareket koordinasyonu, müzik, dans, oyun odası gibi… Çocuklar, her saatlerini ayrı bir derslikte geçiriyor ve bolca materyalin olduğu sınıflarda çalışmalarını yapıyorlar. Branş öğretmenleri, 2 aylık bir gözlemden sonra çocukların hangi konuda ilgi ve yeteneği olduğunu tespit edip, onları ayrıştırıyorlar. Böylece çocukların ilgi ve yeteneklerine odaklanabiliyoruz. 
Üçüzleri de bu yüzden ayırmıştınız sanırım… “Her birey farklıdır” düşüncesiyle…
Kesinlikle. Ben birçok şeyi kızlarımla öğrendim. Onları gözlemleyerek, okullarımdaki öğretmen ve psikologlardan bilgi alarak… Bana çok faydalı oldular. Benim de onlara faydalı olduğumu düşünüyorum. Üçü de farklı farklı yollara yöneldiler. 
Üçüz de olsalar…   
Tabii ki… Sadece aynı ortamda büyüdüler. “Herkes karakteri ve yeteneğiyle doğuyor” lafını kızlarımla öğrendim. 

Peki… Hem anne hem de çalışan kadın olmak…
Zor fakat yine yıllar içinde öğrendim ki, bir şeyi çok istiyorsanız, gerçekleştirmek için kendinizi çok iyi programlayabilirsiniz. Önceliklerime göre zamanımı düzenliyorum. Sen önceliğini ayarlayamazsan, o senin beceriksizliğin olur. 
Çocuk eğitiminde sizin önem verdiğiniz farklı uygulamalar var mı? Nelere dikkat ediyorsunuz? 
Kızlarımda gözlemlediğime göre, onları mutlu eden, keyifli şeyleri yöntem olarak kullanmam gerekiyor. Bu, daha kolay öğrenmelerini sağlıyor. İnatlaşmamak gerekiyor çocukla… O yüzden de çok ders çalışmanız gerekiyor. Fark etmeden öğrenilen bilgi, kalıcı oluyor. Mesela, kendi oluşturduğumuz “Dünya Oyunları”… Çocuklar, her hafta farklı bir ülkenin çocuk oyununu keşfediyorlar. Onu oynarken, fark etmeden bir sürü İngilizce kelime öğreniyorlar.
Aynı zamanda genel kültürleri de gelişmiş oluyor tabii… 
 Evet, kesinlikle… Eğlendikleri için her hafta merakla bir sonraki oyunu bekliyorlar. Yine bunun gibi, “Yaşam Becerileri” dersimiz var. Burada da; dikiş dikmek, bahçıvanlık, yemek yapmak ve temizlik gibi beceriler ediniyorlar. Şimdiki anneler çocukları fanuslarda yetiştiriyor. “Aman kirlenmesin, aman dikkat et” tavırlarıyla olmaz. Tecrübe edinmezse, özgüveni gelişmez. İleride hayat savaşına atıldıklarında, endişeyle bakmasınlar etraflarına… Mesela üniversite öğrencisi yurtta kalıyor ya da kendi evine çıkıyor, yumurta kırmayı bile bilmiyor. Saçma bir şey bu...
Üçüzler biliyor mu yumurta kırmayı, yemek yapmayı, ev işini?
Benim kızlarım 16 yaşında, bütün ev işlerini yapabiliyorlar. Tamir işlerinin bile üstesinden gelebiliyorlar. Çünkü ben öyle yetiştirdim. Onlara hep, “Sen yapmasan bile, nasıl yapıldığını bilmen lazım” dedim. Birini çalıştıracağın zaman, sen bilmiyorsan ona nasıl çalışması gerektiğini anlatamazsın. 
Kızlarla aranız nasıl, arkadaş gibi mi davranıyorsunuz? Onları kısıtladığınız durumlar oluyor mu?
Arkadaş gibi davranıyorum ama ben onların anneleriyim… Kısıtladığım şeyler, kurallarım var. Mesela akşam eve geliş saatleri ya da arkadaşlarında kaldıkları zaman yapabilecekleri, gidebilecekleri yerler… Sınırların içinde özgür bırakmak gerekiyor. Sınırsızlık, bir çocuğu çok mutsuz ediyor. 
Çocukların yetenekleri kaç yaşından itibaren fark edilip, o yöne doğru eğitim almaları sağlanabilir? Ki, siz bunu başarıyla yapıyorsunuz.
3-4 yaşında fark edebiliyorsunuz. Diğerlerinden daha hızlı, daha rahat, daha keyifle yapıyorsa, o çocuğun yaptığı işe ya ilgisi ya da yeteneği vardır. Ama hiç yapmak istemiyor, beceremiyorsa zayıf olduğu bir konudur. 
Yeni projeler var mı? İş hayatınız bundan sonra nasıl ilerleyecek?
Bütün anaokullarıma, özel butik bir ilkokul açmayı hedefliyorum. Eğitimde devam edeceğim. Bundan sonra da yeni projeler yapmayı sürdüreceğim. Yavaş yavaş… Acelem yok, çünkü 120 yaşına kadar yaşamaya kararlıyım.
Girişimci kadınlara önerileriniz neler?
Önce, ne yapmaktan zevk aldıklarını düşünsünler. Ne olmak istediklerini değil, ne yapmak istediklerini… Keyif aldıkları işi yaparken, kararlı ve sabırlı olsunlar. Sonrasında kimse tutamaz onları… 
Son olarak… Kimsenin bilmediği ya da çok az kişinin bildiği ilginç bir alışkanlığınız, ne bileyim, bir takıntınız var mı?
Tabii ki, düzen takıntılarım var. Simetri ya da asimetri gibi… Bazen, çok simetrik olması gerekiyor, bazen de asimetri istiyorum. Hep bir uyum ararım. Birkaç yıl önce fark ettim ki, salonumda birçok obje ve tablo kare şeklinde… Kare ve içinde farklı figürler… İlginç olan, bunu fark etmeden yapmışım.