Tuğrul Türkeş'in Başbakan'ın bakanlık teklifini kabul etmesine değinen Kurtulmuş, "Türkeş veya diğerlerine teklifi kabul ettiler diye ne vatan haini ne de milli kahraman olarak görmek gerekir" dedi.

Kurtulmuş, teklifin kabul edilmesinin Türkeşin kişisel kararı olduğunu ifade etti.

TÜRKEŞ AK PARTİ'YE KATILACAK MI?

Kurtulmuş, Türkeş'in AK Parti'ye katılıp katılmayacağına ilişkin soruya da yanıt verdi.


"Siyaset silah zoruyla yapılan bir iş değil" diyen Başbakan Yardımcısı, "Siyasetin muhatabı öncelikle o siyasette olma kararı veren şahsın kendi fikriyatıyla kendi içinde bulunduğu şartlarla ilgilidir. Sayın Türkeş nasıl hareket edecek siyasette, Milliyetçi Hareket Partisi ile ilişkisini sürdürecek mi bunları konuşmak bizim hakkımız değildir" diye konuştu.

Şırnak'ın Cizre ilçesinde dün yaşanan sivil ölümlere de değinen Kurtulmuş, devletin bir yanlışı varsa gereki idari soruşturmanın yürütüleceğini söyledi.

Kurtulmuş, "Bölgede yaşananlara hiçbir devlet seyirci kalamaz, ama , "90'lı yılların güvenlikçi politikalarına da dönülmeyecek" ifadelerini kullandı.

Numan Kurtulmuş, canlı yayında kendisine yöneltilen sorulara şu yanıtları verdi:

Tuğrul Türkeş'in bakanlığı kabul etmesi ve Levent tüzel'in reddetmesi çok tartışılıyor.

Sürecin son derece açık ve şeffaf yürütüldüğünü tüm Türkiye görüyor. Bir anayasal zorunluluk bu ayrıca bireysel bir sorumluluk. Sayın Başbakanımıza bağımsız olarak geçici hükümeti kurma görevi Cumhurbaşkanımız tarafından verilmiş, atanmış bir başbakan. Sayın Başbakan tek bu isimlere çağrılarda bulundu ve mektup yazdı. Bu teklif edilenlerden 11 kişiden 3'ü kabul etti diğerleri kabul etmedi. Kabul etmeyenin fikrine nasıl saygı duyarsak kabul etmeyenin de fikrine saygı duyarız. Sayın Türkeş bireysel olarak bu cevaba olumlu yanıt vermekle Türkiye'nin normalleşmesi sürecine katkıda bulunmuştur. Burada bir koalisyon olmuyor. Geçici bir hükümet kuruluyor. Bunun üzerinden sayın Türkeş veya diğerlerine teklifi kabul ettiler diye ne vatan haini ne de milli kahraman olarak görmek gerekir. Evet demek bir sorumluluğa paydaş olmaktır.

Türkeş'le daha önce bir temas olmuş muydu siz biliyor muydunuz kabul edeceğini?

Kime nasıl teklif götürüleceği sayın başbakanın bireysel tercihidir. Her partide isimler özenle seçimli isimler, bu isimler veya baka isimler olabilirdi. Ama tamamlanması gereken prosedür için çalışıyoruz. Dolayısıyla Türkiye belki ilk sefer böyle bir süreçle karşılaştığımız için yadırgıyoruz ama anayasaya göre son derece açık bir süreçtir. Sayın Başbakanımız ısrarla tekrarladı hep birlikte bir erken seçim kararı alalım, parlamento içinde çözmelim işi dedi. Ama ne yazık ki hayır cevabı aldı. Sonuçta geçici bir süre bu hükümetin görevi Türkiye'yi salimen seçime götürmek olacaktır.

Alparslan Türkeş'in oğlu olması açısından da sembol bir isim. HDP'nin de olacağı bir kabine de Tuğrul Türkeş'in de olması AK Parti'nin seçmene kendisini anlatmasını kolaylaştırır mı?

Diğer arkadaşlara da teklif edildi Milliyetçi Hareket Partisi'nden onlar da kabul edebilirdi. HDP'nin ya da Milliyetçi Hareket Partisi'nin ya da Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu geçici seçim hükümetine girmesi AK Parti'nin tercihi değildir, anayasal bir zorunluluktur. HDP parlamentonun içinde olan bir parti ve oradan da bakan alınması anayasanın hükmü. HDP'nin katılması AK Parti'nin tercisi ya da yapılmış bir koalisyon değil.

Levent Tüzel'in reddetmesine ne diyorsunuz?

Bunlar tamamen bireysel tercihler. HDP'ye parti olarak koalisyon teklifi yapılmamıştır. HDP başka sol partileri bünyesinde barındırmış olan bir koalisyon aslında. HDP temsilci verme kararı almışken sayın Tüzel'in böyle bir karar almaması zannediyorum eski partisi olan ilişkisi ve o partinin aldığı karar doğrultusundadır. Burada oluşacak iç tartışma HDP'nin kendi iç tartışmasıdır orası bizi ilgilendirmez. Bu kişisel bir tercihtir. EMEP'in tercihleri doğrultusunda bu koalisyona katılmama kararı almış ve bunu da bir deklarasyonla kamuoyuna açıklamıştır. Kabul etmeyenler için bağımsız adaylara Başbakan teklif edecektir.

Ankara kulislerinde eğer 3 dönemlik değillerse mevcut bakanların görevlerine devam edeceği konuşuluyor.

Bu kabine bir anayasal prosedürün tamamlanması sürecidir. AK Parti ile ilgili kısmı açısından AK Parti'nin kendi teamüllerine göre hareket edeceğini düşünüyoruz. 3 dönem kuralını bir tarafa bırakarak şu anda var olan cari kurallar çerçevesinde bu uygulamanın devam edeceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla Başbakanımız kendi kabinesini Cumhurbaşkanımıza muhtemelen sunmuş olacak. En geçte yarın yasal olarak kabinenin kurulması gerekiyor.

Bu kararından sonra Türkeş AK Parti'ye davet edilmeli mi seçimlerden önce?

Siyaset silah zoruyla yapılan bir iş değil. Siyasetin muhatabı öncelikle o siyasette olma kararı veren şahsın kendi fikriyatıyla kendi içinde bulunduğu şartlarla ilgilidir. Sayın Türkeş nasıl hareket edecek siyasette, Milliyetçi Hareket Partisi ile ilişkisini sürdürecek mi bunları konuşmak bizim hakkımız değildir.

Bugüne kadar yaptığınız değerlendirmelerde 7 Haziran'da bunu yaptık 1 Kasım'da bunu yapmayalım dediğiniz durumlar var mı?

Yüzde 49'dan yüzde 41'e oyları düşmüş bir siyasi parti, kurulduğundan beri ilk defa tek başına iktidara gelememiş bir siyasi parti ama bütün bunlara rağmen Türkiye'de milletin birinci parti olarak seçtiği bir partiden bahsediyoruz. Milletimiz diyor ki; siz Türkiye'deki değişim, reform, dönüşüm iradesine yeniden sahip çıkın, AK Parti bu anlamda fabrika ayarlarına yeniden dönsün bu dalgayı yönetsin ve AK Parti'nin önünde o zaman tek başına iktidar olma imkanı duruyor. Bizim önümüzdeki süreçte yarım kalan reform sürecini mutlaka tamamlayacak bir iradeyi ortaya koymamız lazım. Siyasi ekonomik ve hukuki alandaki reformların tamamlanması gerekiyor. Türkiye'de hangi sorunu tartışırsak tartışalım geliyoruz reform alanındaki eksik alanlar dolayısıyla sorunu tartışıyoruz. Baraj sistemini tartışıyoruz örneğin ama keşke geçtiğimiz dönemde siyasi partiler ve seçim yasasında gerekli değişiklikler yapılmış olsaydı baraj düşürülmüş olarak Türkiye seçime girmiş olsaydı. Başkanlık sistemini ya da yönetim sisteminin nasıl olması gerektiğini ya da devletin nasıl denetlenmesini gerektiğini tartışıyoruz. Keşke Türkiye anayasal reformlarını tamamlayabilmiş olsaydı ve bu süreçleri bugün daha sağlıklı yürütüyor olsaydık. Türkiye yeni Türkiye istikametinde yürüyecektir. Eski Türkiye'nin kalıpları milletimize dar geliyor. Türkiye'de bu adımların tamamlanmayan kısımlarının tamamlanması için milletimizin AK Parti'ye mühlet be bir imkan daha vermiştir. 1 Kasım seçimlerinin bu imkanın tazelenmesi olarak görüyorum. 12 Eylül'de yapacağımız kongre ile seçim kampanyası da başlamış olacak.

Seçimlere artan terör olayları ile birlikte gidiyoruz. Dün Cizre'de ikisi çocuk dört sivilin yaşamını yitirdiği bilgisi var. Nasıl olduğu ile ilgili sizdeki bilgiler nelerdir?

Bende detayını bilmiyorum ama bir yanlışlık varsa bunlarla ilgili idari soruşturmalar yapılır. Ancak Yüksekova'da, Cizre'de, Şırnak'ta bir çok il ve ilçe merkezlerinde uzunca bir süredir yığınak yapan PKK'nın militanlarının halka karşı bir baskı oluşturduğu bir zulüm düzeni kurulduğu görülüyor. Silahlı adamlar, sokaklar kazılıyor, kazılan bu hendeklere bombalar yerleştiriliyor, insanlar mahallelerinde tutsak hale getiriliyor buna hiçbir devlet müsaade etmez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kararlılıkla oradaki vatandaşlarımızın bu baskıdan, bu zulümden kurtulması için adım atmaya yönelmiştir. Son derece tehlikeli olan bu operasyonları yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Güvenlik kuvvetlerimiz son derece titizlikle bu operasyonları sürdürmeye gayret ediyorlar. Zaman zaman sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ki masum vatandaşlar evinde otursun fiilen bir ayrışma sağlanabilsin. Artık dağlarda değil daracık sokakların içinde, halkla birlikte yaşayan bir terör gurubun dan bahsediyoruz. Bunların halka zarar vermeden temizlenmesi lazım. Bu süreç içinde de öncelikli hedefimiz sivillerle teröristleri birbirinden ayırt ederek bu mücadeleyi sürdürmektir. Ama ortaya sivil kayıplar çıktığında da gerekli olan soruşturmalar yapılır.

Şehirlere bu kadar yığınak yapılması çözüm sürecinin istismarı mı yoksa orada güvenlik güçlerinin müdahale etmesi gerekirken etmediği durumlar mı oldu?

Türkiye'de bu anlamda örgüt iki yüzlü davranmıştır. Bir eliyle barış için uzatırken diğer eliyle bombaları silahları tutmuştur. Seçim sonrasında ortaya çıkan tablodan da istifade etmek isteyen bir takım iç ve dış güçler düğmelere bastılar aynı anda eş zamanlı olarak 3 terör örgütü faaliyete geçirildi. Bu arada halkın içinde var olan silahlı gruplar harekete geçirildi. Çözüm sürecinin başarıya ulaşması için, silahların toprağa gömülmesi için Türkiye'de terör örgütünün tasfiye edilmesi  ve terör döneminin kapatılması için çok büyük bir özveri ile çalışıldı. Öncelikli hedef terörün tamamen bitirilmesidir ve terör örgütünün şüphesiz bir mazeret ileri sürmeden artık terörü bıraktık, ilahla hiçbir işimiz yoktur diyerek silahlarını toprağa gömmesi lazım. Türkiye çözüm sürecine bir günde gelmedi. AK Parti'nin bir programından birisi olarak çözüm süreci gündeme gelmedi. 35 senedir devam eden bir süreç var. Barışın gelmesi lazım. Vatandaşların eşit ve özgür yurttaşlar olarak bu vatanı sahiplenmesi lazım. Çözüm süreci çok istismar edildi. Çok provokasyona maruz kaldı. Şimdi de yeni bir provokasyon dönemindeyiz.

Dağda değil şehirlerde bir mücadele var dediniz. Bir taraftan da 90'lı yıllara mı dönülüyor endişesi var. Dün Eşbaşkan Figen Yüksekdağ operasyonları protesto etmek için tencere tava çalan halkın üzerine saldırıldı dedi bir anlamda. Bu 90 yıllar endişesine ne dersiniz?

Şimdi bir kere asla AK Parti iktidarda olduğu sürece Türkiye'de 90'lı yılların o güvenlikçi politikalarına geri dönüş olmayacaktır. Hem güvenlik sağlanacaktır hem de masum sivil halkın güvenlik gerekçesi ile hak ve özgürlükleri asla kısıtlanmayacaktır. Bu açıklamayı yapıyorlar ama hiç bir şekilde çatışmalar başlamışken ne oldu da Suruç katliamından hain saldırıdan sonra aynı anda yatağında uyuyan polislerimiz, bir çok polis ve askerlerimize saldırılar başladı. Saldırılar başladı ve önce halkı baskı altına alarak, esir alarak yapılmaya çalışılan baskılardı ve eş zamanlı olarak güvenlik kuvvetlerine karşı ciddi saldırılar başladı.

Tamda burada iki iddia var. HDP'nin barajı aşması ve aldığı oy oranına karşı bir güvenlikçi politika geliştiriliyor ve bir daha bu oy alınmasın diye AK Parti güvenlikçi politikalarla bölgede tansiyonu yükseltiyor HDP'nin iddiası.

Bunlar tamamen kara propagandanın bir parçası. Türkiye'de anadilin önündeki engellerin kaldırılması, ana dilde savunma hakkının verilmesi, üniversitelerde Kürtçe enstitülerinin kurulması, TRT'te Kürtçe yayın yapan kanalların çıkması, siyasi partilerin ana dilde propaganda yapma özgürlükleri gibi onlarcası AK Parti zamanında verildi. 2013 yılının Eylül ayında sayın cumhurbaşkanımız o zaman başbakanken haydi seçim sistemini değiştirelim dedi. Dar bölge sistemi ile 0 baraj, daraltılmış bölge 4-5 milletvekili barajı da indirelim 4-5'lere. HDP'nin gelmesinden korkan bir siyasi irade dar bölge sistemi ve  sıfır baraj demek HDP'nin bir çok yerde milletvekili olarak gelmesini tahmine diyor olmanız demektir. Biz milletin oylarıyla parlamentoda seçilmesinden asla rahatsızlık duymayız. Ama burada gerçekten samimi olarak, çifte standarda düşmeden, gerçekten demokrasinin yolunu benimsiyorlarsa terörle aralarına mesafe koymak ve zaman zaman terörü cesaretlendirecek sözleri söylememek gerekiyor. Sayın Demirtaş'ın amasız fakatsız silahların bırakılmasını talep ediyor cümlesi olumlu bir cümledir ama bunun yanında bir sürü olumsuz cümlede kuruluyor demin ifade ettiğiniz cümle gibi. Önce HDP bölgedeki halktan hatta batıdaki bir çok şehirden de oy almış Türkiye'nin parlamentosunda temsile dilen meşru bir parti olarak terörü lanetlesin, terör örgütlerinin hepsinin lanetli örgütler olduğunu, Kürt halkının düşmanı olduğunu açıkça ortaya koysun, bunların Kürt halkına en ufak bir faydası olmadığını ifade etsin ev eylemleri, sözleriyle açık şekilde bunu ortaya koysun. Bunu açıkça ortaya koyarlarsa ben terörün engellenmesi konusunda büyük katkı sağlayacaklarını düşünüyorum. Ayrıca Kürt halkına bu şekilde hizmet edeceklerini düşünüyorum.

1 Kasım'da benzer bir tablo ortaya çıkarsa AK Parti ne yapar?

Bir kere inşallah 1 Kasım'da AK Parti'nin oylarının artacağı bir tablo ile çıkacağız. Ümit ediyorum tek başına iktidar olacak bir tablo ortaya çıkar. Ama hiç kimse endişelenmesi Türkiye olgun bir demokrasidir bu süreçte de bunu görmüş olduk. 13 yıldan sonra tek başına bir iktidar olmadı ama süreçte tıkır tıkır işliyor. Türkiye sandıktan hangi sonucu çıkartırsa çıkartsın AK Parti olarak biz onu başımızın üstüne koyar, milletimizin ortaya koymuş olduğu tablonun da gereğini yerine getirmiş oluruz.

NTV