Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin jeopolitik gerilimi çok yakından hissettiğini belirterek, "Türkiye'nin etrafından en az 6-7 ülkede merkezi hükümetler ülkelerini kontrol edemeyecek durumda. Ülkelerinin tamamını kontrol edemiyorlar, ekonomik politikaları da hayata geçiremedikleri için bizim ihracatımız etkileniyor" dedi.


Davutoğlu, G-20 Ekonomi Bakanları ve Merkez Bankaları Başkanları Toplantısında yaptığı konuşmada, 2008 yılındaki ekonomik krizin ardından büyük finansal, sosyal ve ekonomik problemlerin ortaya çıktığını, bu problemlerin ardından birçok ülkede siyasi krizlerin yaşandığını ve milliyetçi hareketlerin yükselişe geçtiğini anlattı. 


Ekonomik krizler olduğunda her zaman ekstrem akımlar ve siyasi hareketlerin yükselişe geçtiğini, ana akım siyasetin yerini, ekstremist siyasete bıraktığını ifade eden Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı yaptığı 5 yıllık dönemde katıldığı NATO ve Avrupa Birliği toplantılarında, Yunanistan'da 6-7, Romanya'da 7-8, birçok ülkede de 4-5 farklı dışişleri bakanı gördüğünü anlattı. Davutoğlu, ülkelerdeki siyasi istikrarsızlığın ekonomik krizlere paralel olarak ilerlediğini kaydetti. 


"G-20 ülkelerinin yüzde 2 büyüme hedefine ulaşması zor"


Başbakan Davutoğlu, gelişmiş ekonomilerde özellikle son 2 yıldan beri iyileşme olduğunu, fakat gelişmekte olan ekonomilerin eski dinamizminden çok uzak olduğunu vurgulayarak, yükselen piyasaların dinamizminde azalma olduğunu, geçen yıl G-20 ülkelerinin Brisbane'de koydukları yüzde 2 büyüme hedefine ulaşmanın zor göründüğünü kaydetti. 


"2008'deki krizle dünya yeni bir döneme girdi"


Davutoğlu, 1990'lı yıllarda Soğuk Savaş döneminin bittiğini, 11 Eylül saldırılarının ardından güvenlik risklerinin arttığını, 2008'deki küresel finansal krizle birlikte dünyanın yeni bir döneme girdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:


"Ukrayna'da şu anda bir sıkıntı yaşıyoruz, bu bizi Soğuk Savaşın son dönemine götürür. Hiç kimse Ukrayna'da böyle bir sıkıntının hasıl olabileceğini düşünmüyordu, uluslararası siyasette bir karşı karşıya gelme durumu oldu. 11 Eylül'den sonra güvenlik riskleri arttı, terörizm arttı. Bugün uluslararası gündemde bir numarada ekstrem hareketlerin artışı vardır. Biz, terörizmin finansmanını belli kanallar üzerinden nasıl durdurabiliriz, ekonomik enstrümanın teröre ulaşmasını nasıl durdurabiliriz bunu tartışabiliriz. Türkiye olarak bizler, jeopolitik gerilimi çok yakından hissediyoruz. Türkiye'nin etrafından en az 6-7 ülkede merkezi hükümetler ülkelerini kontrol edemeyecek durumda. Ülkelerinin tamamını kontrol edemiyorlar, ekonomik politikaları da hayata geçiremedikleri için bizim ihracatımız etkileniyor. Bizim, Suriye ile yaşadığımız bu, Irak aynı şekilde, Ukrayna aynı şekilde, Yemen, Libya..."


"Süreç odaklı olmaktan ziyade sonuç odaklı olacağız"


Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin dönem başkanlığının süreç odaklı olmaktan ziyade sonuç odaklı olacağını vurgulayarak, şöyle devam etti:


"Elbetteki süreç de önemlidir, çünkü süreçler bize müzakerelerde bazı dinamizm noktaları kazandırır ama diplomatik müzakereler olsun, ekonomik müzakereler olsun, eğer siz çok mikro konularda ayrıntılara girerseniz sonu gelmez bir müzakere süreci içerisinde kendinizi kaybedersiniz. Böyle olunca da momentum kaybedersiniz ve sonuçlara da odaklanmaktan uzaklaşırsınız, dolayısıyla sonuç odaklı olmak çok önemlidir. Bu süreçlerin mutlaka sonuç vermesi gerekir."


"Uygulama, yatırım ve kapsayıcılık"


İlk önceliğin "uygulama" olduğunu belirten Davutoğlu, "Bazı kilit alanlarda uygulamada önemli adımlar atıldığını görüyoruz. Burada, Brisbane'de mutabık kalmış olduğumuz bazı konuları uyguluyoruz. Mali düzenleme gündemi, matrah aşılması ve kar kaçırma ile mücadele konuları. Bunların hepsi G20 alanında, G20 ülkeleri içerisinde çalışılıyor. İyi haberlere rağmen 2010 IMF kotası ve hükümet reformlarının uygulanmasında bazı sıkıntılar var ama ABD idaresinin bu noktada taahhüdü var bu uygulanacaktır diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.


Davutoğlu, ikinci öncelikleri olan "yatırım"la ilgili de ülkelere özgü yatırım stratejileri olduğunu ifade ederek, "Sizlerin sayesinde önemli adımlar attık, bu çabalara ulaşma noktasında ve daha da ileriye doğru gidebilmek için önümüzdeki bir kaç ay içerisinde daha da fazla çalışacağımızı düşünüyorum. Şunun da altını çizmek istiyorum; bu alanda yapılan çalışmalar, bizim ülkelerimizin proje planlamalarını, hazırlıklarını ve karar alma mekanizmalarını çok kolaylaştırmıştır. Bunlar için teşekkür etmek istiyorum" şeklinde konuştu. 


Başbakan Davutoğlu, üçüncü öncelik olan "kapsayıcılık"la ilgili ise özellikle en az gelişmiş ülkelerin kalkınmaya ilişkin sıkıntılarını gündeme alarak, çok sektörlü bir bakış açısıyla ele almayı taahhüt ettiklerini hatırlattı.


"Bazı tarihi dönemlerde ulus devletlerin bakanları olma vasfından farklı hareket etmeliyiz"


Uluslararası ve küresel camianın insanlığın geleceği söz konusu olduğunda, bir araya gelerek aynı görüşleri paylaşmasından mutluluk duyduğunu ifade eden Davutoğlu, "Bazı tarihi dönemlerde ve bazı belirli konularda ulus devletlerin bakanları olma vasfından farklı hareket etmemiz gerekiyor" diye konuştu. 


Küresel ekonomik kriz olduğunda,  maliye bakanları ve finans bakanlarının sadece ulus devletlerin bakanları olarak hareket etmemesi gerektiğine vurgu yapan Davutoğlu, "Bir ortak kulüp olarak, küresel camiayı temsil eden bir oluşum olarak veya insanlığı temsil eden bir oluşum olarak hareket etmek durumundadır. Aksi takdirde çok uzun tartışmalar ortaya çıkacaktır ama bazı sonuçlara varmak zor hale gelecektir" dedi. 


Davutoğlu, "Bu süreçte küresel ekonomi ve siyasette dönüşümler gerçekleşiyor. Hepimizin çok çok dikkatli olmamız gerekiyor. Bu analizleri nasıl yapacağız, mevcut durumu nasıl anlayacağız, nasıl bazı politikaları ortaya çıkaracağız ki bu krize cevap verebilelim" değerlendirmesinde bulundu.


"Mülteciler konusunda takılan tavır ekonomik krizin psikolojik sonuçları"


Krizlerde ortak noktaların bulunduğunu belirten Davutoğlu, bunları şöyle anlattı: 


"Bunlardan biri bu krizlerin psikolojik sonuçları, 1929 olsun, daha sonra 1970'lerde, 1990'lardaki krizler, özellikle de 2008 sonraki dönemde olsun bu krizlerin psikolojik sonuçları çok önemli ulusal travmalar, uluslar için psikolojik şoklar ortaya çıkardı. Bu krizlere nasıl cevap verilecek? Bugün birçok Avrupa ülkesinde, Avrupa'da meydana gelen krizden sonra birtakım travmalar görebiliyoruz, bunların izlerini görebiliyoruz. Mültecilere karşı birtakım tavırlar olarak bazen ekonomik krizin psikolojik sonuçları kendini gösterebiliyor. Çünkü ekonomi hızla büyüyorsa o zaman yeni zorlukların absorbe edilmesi kolay olacaktır. Ama ekonomideki gidişat kötüye doğruysa, o zaman bunlar çok daha zor hale gelir. Bu gibi durumlar birçok ulus için, birçok millet için psikolojik şok haline dönüşebilir. Sosyal sonuçlara baktığımız zaman sosyal huzursuzluklar ortaya çıkabiliyor. İşsizlik şeklinde."