Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan,  "Seçim güvenliği noktasında vatandaşlarımız rahat olsun. 385 bin güvenlik mensubu Türkiye çapında görev alacak. Vatandaşımızın iradesine tasallut kurmaya çalışan yapıların çökertilmesi veya şantaj ve tehditle bunun yönlendirilmesine karşı hukuk zemininde büyük bir mücadele ortaya konulacak ve yanlış yapanlardan da bunun hesabı sorulacak" dedi. 

Akdoğan, TRT Kurdi televizyonunun özel yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Çözüm Süreci'nde gelinen son durum ve süreçte yaşanan tıkanmayla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine Akdoğan, AK Parti'nin kuruluşundan itibaren ortaya bir felsefe koyduklarını, seçim beyannameleri, acil eylem planları ve somut politikalar ile bu süreci gerçekleştirmeye çalıştıklarını ancak sürecin sabote edildiğini söyledi. 

Çözüm Süreci'nin, örgütün silah bırakması ile ilgili bir süreç olduğunu vurgulayan Akdoğan, "Bu süreç, Milli Birlik ve Kardeşlik süreci de dahil, hepsi halka halka akamete uğratıldı. Habur olayı da sabote edildi. Oslo görüşmelerinin sızdırılması... Onun üzerinden ayrı bir sabotaj yapıldı. Müflis tüccar gibi ha bire eski defterleri karıştırıp 'Bir şey çıkarır mıyız' diye uğraşıyorlar. Bu hükümet, millet için her şeyi yapar ama milletin onaylamadığı hiçbir adımı atmaz. Büyük riskler alır, bedeller ödeme pahasına vatandaşı için ne gerekiyorsa yapar ama milletin onaylamayacağı hiçbir adımı atmaz. Veremeyeceği taahhütlerin altına giremez" diye konuştu. 

"Süreci bozan ve zehirleyen örgüttür"

Terör örgütünün Türkiye'yi terk etmesi halinde ve tam anlamıyla 'eylemsizlik' denildiğinde sürecin yeniden başlayabileceğini ifade eden Akdoğan, 7 Haziran seçiminden sonra örgütün yaptığı açıklamalar ve gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle operasyonların başladığını söyledi. "Seçimden sonra bu saldırıları gerçekleştiren ve süreci bozan, süreci zehirleyen terör örgütüdür. Çözüm Süreci'nin sahibi biziz. Lokomotifi, mimarı biziz. Bu süreci Tayyip Erdoğan başlattı" diyen Akdoğan, Çözüm Süreci'ne desteğin halen yüksek olduğunu dile getirdi. 

Örgütün çağrılarına halk desteği bulunamadığını vurgulayan Akdoğan, şunları kaydetti:


"13 yılda yaptığımızı, samimiyetimizi milletimiz gördü. Devlet samimi bir şekilde çaba gösteriyor. Bu süreci eleştirenlere söylüyorum. Biz bunları yapmasaydık, oradaki bölge halkı devletin bu samimiyetini görmeseydi bugün tablo çok farklı olurdu. Olmuyorsa, bu iyi niyet görüldüğü içindir. Devlet bu kadar çaba gösteriyor. Hukuk zemininde bir mücadele var. Devlet teröristle vatandaşı ayırarak bunu yapıyor. 


Biz şunlardan geri adım atmayız; bölge halkına hizmet mi edeceğiz, yatırım mı yapacağız, yapmaya devam edeceğiz. Hak ve hukukla ilgili düzenleme mi yapacağız, bunları yapmaktan geri durmayız. 13 yılda yaptığımız reformlar var, bunlardan geri adım atmayız. Burada güvenlik açığı giderilmediği sürece siz isteseniz de o süreci devam ettiremiyorsunuz."

"Hor görülmüş, görmezden gelinmiş"

30 yıldır bu meseleyle uğraşıldığına dikkat çeken Akdoğan, kimse "Kürt" kelimesini kullanamazken kendilerinin bu konuyu tartıştıklarını, yazdıklarını anlattı. 

'Orada yaşayanların sorunları nasıl çözülür' gibi soruları ele aldıklarını ve bunları varoluş gayesinin bir parçası olarak gördüklerini aktaran Akdoğan, "Biz siyaset yapıyorsak, siyaset yapmadığımız dönemde bile bu varoluş gayesi gibi bir şeydi, insanlığın hakkını, hukukunu geliştirmek için mücadele ediyoruz" dedi. 

Bu sorunun onlarca yıllık geçmişi bulunduğuna işaret eden Akdoğan, şöyle devam etti:

"100 tane başlık varsa bunun 95'ini bu hükümet yaptı. Tek başına yaptı. Bunların engellemelerine rağmen yaptı. Destek vermemesine, örgütün süreçleri sabote etmesine rağmen yaptı. Her seferinde yeniden biz yola koyulduk. Demokratik açılım sürecini bozdular, Habur'da bir sürü taşkınlık yaptılar. Biz yapıyoruz, bunlar yıkıyor. Buna rağmen devam ettiriyoruz, ettireceğiz. Millet için bunları yapıyoruz. Onlar ne yaparsa yapsın biz halkımız için bu yolda devam edeceğiz. Sizin halkınız var, orada bir problem varsa siz onları çözeceksiniz. Bunlar masum şeylerdir, fıtri şeylerdir. Ama geçmişte bunun üzerinde çok yanlışlık yapılmış, çok zulümler yapılmış. Görmezden gelinmiş, hor görülmüş, yok sayılmış. Bu olumsuzluklar derinleşerek bir siyasi tepkiye dönüşmüş ve birileri bunu istismar etmeye başlamış. Şimdi bugün bu meseleleri istismar ederek büyüyen bir yapı artık o meseleyle çok ilgili değil. Onun başka örgütsel hedefleri var. O, silah üzerinden başka bir hakimiyet, siyasi iktidar mücadelesi veriyor."

Bu durumun da iyi anlaşılması gerektiğinin altını çizen Akdoğan, zamanında bu meselelerin üzerine gidilmiş olsa bu noktaya gelinmeyeceğini vurguladı.

"Sen zihninde bölmüşsün" 

MHP başta olmak üzere bazı kesimlerin kendilerini "ihanetle" suçladığını dile getiren Başbakan Yardımcısı Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Peki kardeşim, siz ne öneriyorsunuz? Hakkari'de siyaset yapabiliyor musun? Şırnak'ta var mısın? Yoksun. Sen zihninde bölmüşsün. Oradaki insanlar senin umurunda değil. Oradaki insana söyleyecek sözünün karşılığı yok zaten. Ama biz orada varız, mücadele ediyoruz. Orada siyaset yapıyoruz Türkiye'nin birliği için. Bu birlik siyasetinin bir anlamı var. Sen zaten bölmüşsün. Bu yaklaşım, bütün bu meselelerin kangren olmasına sebep oldu. Türkiye için bir beka meselesi oluştuysa, bunların bu yanlış tutumları bunu üretti. Biz bunu hallettik ve çözdük."

 Bu örgütsel yapının, başka bir şeyin peşinde koşmaya başladığının ve süreci zehirlediğinin de iyi görülmesi gerektiğini ifade eden Akdoğan, hangi görüşten olursa olsun bir siyasi partinin sistem içerisinde olması gerektiğine inandıklarını söyledi. 

Sorunlara siyaset üzerinden çözüm bulunması gerektiğini dile getiren Akdoğan, "Ama sen onun üzerinde de bir vesayet kurduysan... Yani elinde silah olan adamın mı sözü geçiyor elinde mikrofon olan siyasetçinin mi? Milletvekili listelerini kim yapıyor? Halk belediye başkanını seçiyor, belediyeyi o mu yönetiyor elinde silah olan adamın gönderdiği şahıs mı yönetiyor? Bunların sorgulanması lazım" değerlendirmesinde bulundu. 

"Siyasetin güç kazanması, silahın aşağı gitmesine mi sebep oluyor? Yoksa beraber güçlenip, başka bir şey mi yapmaya çalışıyorlar?" sorularını da yönelten Akdoğan, bu ceberut anlayışın sorgulanması gerektiğini vurguladı. 

"Kandil'in yörüngesinde"

Siyaset kurumunun güçlenmesine "evet" dediklerini tekrarlayan Akdoğan, ancak siyasetin silahlı bir grubun paravanı olmaması gerektiğini dile getirdi. 

Ankara saldırısında bu tasallutun çok güzel bir örneğinin görüldüğünü belirten Akdoğan, "Çıktı Demirtaş, ilk dakikada devleti 'katil' ilan etti. Böyle bir sorumsuzluk olur mu? 'Bunların eline kelepçe takılacak' dedi. Yani acının üzerine basarak bir siyaset yaptı. Bir yandan 'Türkiyelileşmek' diyor, şirinlik gösteriyor falan öbür taraftan bu kadar absürt bir noktaya niye sürüklenir insan? Çünkü bunların hepsi Kandil'den gelen laflar. Kandil üflüyor, bunlar oynuyor" dedi.

Demirtaş'ın 7 Haziran öncesi çizdiği profilin tam tersi bir profil sergilediğini aktaran Akdoğan, Kandil'in tamamen Demirtaş'ı yörüngesine aldığını kaydetti.

Çözüm Süreci'nin başka bir yola girmesinde, bölgede yaşanan gelişmelerin de rolünün olduğunu bildiren Akdoğan, şöyle devam etti:

"Öcalan, 2013'te silah bırakma çağrısı yaptığında, ilk adım silah bırakma fikrinin oluşmasıydı. Öcalan'ın çağrısı bu yöndeydi ama bu fikri öldürdüler. Silah bırakma fikriyatının gelişmesini engellediler. Niye? Çünkü bölgede silah tekrar geçer akçe oldu. Irak'ta yaşananlar, Suriye'de yaşananlar, silahın tekrar öne çıkması üzerine bunlar dedi ki, 'Biz niye silah bırakacağız?' Onu zehirleyen bir durum oldu bölgede yaşananlar. Bunlar aslından Erdoğan karşıtlığı üzerinden bir kampanya yaptılar. Aslında o süreçte yapılanlar, biraz da Öcalan'a karşı yapılmış şeylerdir. Ben Öcalan üzerinden çok da değerlendirme yapmak istemiyorum ama birilerinin de bunlara hesap sorması lazım. 'Çok güzel giden bir süreci berbat ettiniz' diye HDP'ye vatandaş hesap sormalı."

Çözüm Süreci'nin "normalleşme" anlamına geldiğini bildiren Yalçın Akdoğan, bölgenin çatışma haliyle anılmak istemediğini dile getirdi.

Yatırım için güvenin önemine değinen Akdoğan, silahlı grupların olduğu bir yere yerli ve yabancı yatırımcının gitmeyeceğini söyledi.

Ekonomik olarak bölgede faaliyet gösteren insanların örgüte "düş yakamdan" demesi gerektiğinin altını çizen Akdoğan, tekrar silahın ön plana çıkarılmasında yabancıların da tesirinin olduğunu ifade etti. 

Akdoğan, "Türkiye kendi iradesiyle bu sorunu çözüyor. Bundan rahatsız olan bazı ülkeler, 'Biz de bunun bir parçası olmalıyız' diye Kandil'i zorladılar" dedi. 

"Irak'taki bölgesel yönetim de hedefte"

Bölgede çözüm isteyen kim varsa hedefe konulduğunu vurgulayan Akdoğan, Irak'taki bölgesel yönetimin de hedefte olduğunu kaydetti. 

Akdoğan, "Orada oynanan oyunun da bozulması lazım. Yani Sayın Barzani'ye karşı yine farklı birtakım ittifaklar kurulup birtakım şeyler yapılmaya çalışılıyor. Bu oyunun da bozulması çok büyük önem taşıyor" ifadesini kullandı. 

Suriye politikalarının da eleştirildiğini anımsatan Akdoğan, Türkiye'nin olaya insani yaklaştığını ve "Kapıları kapattım, ne haliniz varsa görün" demediğini dile getirdi. 

Suriye'deki bir diktatörün yüz binlerce insanı katlettiğini vurgulayan Yalçın Akdoğan, Türkiye'nin bu duruma sessiz kalamayacağını, buna karşı insani ve ahlaki bir duruş sergilediğini belirtti. 

Akdoğan, Rusya, İran gibi ülkelerin burada nüfuz peşinde olduğunu ve oradaki insanların bu ülkelerin umurunda olmadığını söyledi. 

Son yaşanan gelişmelerin sandığa nasıl yansıyacağının sorulması üzerine de Akdoğan, vatandaşların 7 Haziran'dan sonraki süreci ayrıca değerlendirdiğini bildirdi. 

Halkın, güven ve istikrarın önemini çok iyi gördüğünü belirten Yalçın Akdoğan, şunları kaydetti:

"Bu nasıl sağlanabilir, tek başına güçlü bir iktidarla sağlanabilir. Yoksa herkes tek tek birçok şeyini kaybediyor. Bu noktada AK Parti'nin Çözüm Süreci için ne kadar gerekli olduğunun, güven ve istikrar için ne kadar gerekli olduğunun görüldüğünü düşünüyorum. 7 Haziran'dan sonra vatandaş üç şeyi gözlemledi ve partilerin notunu verdi. Birincisi; hükümet kurma girişimleri. Kim sorumlu davrandı, kim 'Türkiye hükümetsiz kalmasın' diye çaba gösterdi, kim 'hayır' dedi, kim karşı çıktı? Bunu gördü. İkincisi; yaşanan olaylar, terör saldırıları. Buna karşı kim sorumlu dil kullandı, kim birlikte ortak bir duruş sergiledi? İkinci olay da budur vatandaşın kanaatini etkileyen. Üçüncüsü de partiler 7 Haziran'dan hangi dersi çıkardı? Böyle baktığımızda 7 Haziran'dan sonra AK Parti, bütün siyasi sonuçları ve seçmenin verdiği mesajı doğru anlamak için çok çaba gösterdi. Kendisini yeniledi, tazeledi. Bütün kesimlere dönük bir beyanname ile ortaya çıktı. Şimdi bu iradenin sandığa yansıması önemli."

Hiç kimsenin rehavete, kaygıya kapılmadan iradesini sandığa yansıtmasını isteyen Akdoğan, insanların tehdit edilmesinin kabul edilemeyeceğini söyledi. 

 "Çekilsin bakalım o silahlı adamlar, millet ne kadar seni destekleyecek?" diyen Akdoğan, şöyle konuştu: "Millet kimi isterse onu desteklesin ama kendi iradesiyle desteklesin. Seçim güvenliği noktasında da vatandaşlarımız rahat olsun. 385 bin güvenlik mensubu Türkiye çapında görev alacak. Vatandaşımızın iradesine tasallut kurmaya çalışan yapıların çökertilmesi veya şantaj ve tehditle bunun yönlendirilmesine karşı hukuk zemininde büyük bir mücadele ortaya konulacak ve yanlış yapanlardan da bunun hesabı sorulacak."