Erdoğan'ın kürsüye çıkışı sırasında açılış törenine katılan vatandaşlar tarafından büyük bir ilgiyle karşılaştı ve tezahüratlardan dolayı bir süre konuşmasına başlayamadı.

Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:

Toplu açılışını gerçekleştirdiğimiz yatırımlarımızın hayırlı olmasını diliyorum.

Toplam yatırım tutarı 10 milyar lirayı bulan bu eserlerin ülkemize kazandıran işadamlarımız, firmalarımız ve sayın bakanımız ile ekibine teşekkür ediyoruz.

Ülkemizin güven ve istikrarına zarar verenlerin ilk hedefi hep enerji yatırımları oldu.

Malesef ülkemizde bedeni bu toprakta yaşayan ama ruhu bu coğrafyaya düşman bir kesim var.

Gezi olaylarındaki hedeflerden biri neydi HES barajları. 17-25 Aralık darbe planındaki hedefteki isimler de enerji konusunda büyük yatırımları olan kişilerdi.

SAYILARI AZ SESİ ÇOK ÇIKAN GÜRUH

Çünkü o ülkelerde bu tür eylemleri destekleyen siyasiler ve medya kuruluşları bulamazsınız. Ülkemizde bedeni bu topraklarda yaşayan ama ruhu bu milletin birikimine, değerlerine düşman sayısa az ama sesi çok çıkan bir kesim var. Bunlar her fırsatta içindeki kini yansıtıyorlar. Kendilerine akademisyen diyen bir grup, bir güruh çıkıp alenen terör örgütü yanında saf tutarak devletine ve milletine kin kustu. Bu barajların en büyük düşmanı hangi güruhtur biliyor musunuz? Bölücü terör örgütü ve onu destekleyen siyasetçiler, onu destekleyen akademisyenlerdir. Bu bildiriyi 150 bin akedemisyenden sadece bin 200'ü imzalamışsa da ortaya çıkan tablo üzücü.

KURŞUN SIKANLA PROPOGANDA AYNI ŞEYDİR

Benim itirazım bu akademisyenlerin farklı düşünmelerine değildir. Elbette eleştirilere saygı duyarız. Kendilerine akademisyen diyen kitlenin tamamı yalandan, saptırmadan konuşan terör örgütünün dilini, üslubunu kamuoyuna dayatmasıdır. Terör örgütü adına elinize silah alıp, kurşun sıkmanızla onun propagandasını yapmak arasında hiçbir fark yoktur. Bu ülkenin birliğine beraberliğine karşı olan herkes bilsin ki, bizim karşımızdadır. Biz tüm etnik unsurlarla tek milletiz. 79 milyon olarak tek milletiz. Bu ülkede ikinci bir bayrak dalgalandırılamaz. Bayrağımız bu. rengi şehidimizin kanıdır, bağımsızlığın ifadesi olan hilali vardır, şehidimizin sembolü olan yıldızlarımız vardır.

BU MANDACI ZİHNİYETİ BİZ ÇOK İYİ TANIYORUZ

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Yeri geliyor canımız yanıyor. Kolay değil, şehitlerimiz toprağa düşüyor. Ama toprak şehitlerimizle vatan olmuştur. Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda, canı cananı bütün varlığımı alsın da hüda, etmesin beni tek vatanımdan dünyada cüda, diyen anlayış bizim anlayışımızdır. Bildiri imzalayanları hadi sineye çektik. Peki, kendi ülkesine yabancıları davet etmek neyin nesidir? Bu mandacı zihniyeti biz çok iyi tanıyoruz. 100 yıl önce bu topraklar düşman işgaline uğradığında aynı zihniyet benzer taleplerle arz-ı endam etmiştir. Milletimizin istiklaline ve istikbaline sahip çıkması sayesinde bu mandacı zihniyet hüsrana uğramıştır.

BİZ SADECE ALLAH'IN HUZURUNDA EĞİLİRİZ

Hiçbir millet hendek siyasetine, barikata, bombalara rıza göstermez. Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde teröristler polis lojmanlarına, emniyet binalarına saldırdılar. Bombalı araç, roket ve silahlarla yapılan saldırıda 1 polisimiz, 5 vatandaşımız hayatımızı kaybetti. 39 vatandaşımız yaralandı. Şehit polisimize ve vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara şifa temenni ediyorum. Bu saldırı dahi terörün karşısında haysiyetli duruş sergilemeyenlerin alçak, ahlaksız, karanlık gücünü göstermeye yeter. Biz sadece ve sadece Allah'ın huzurunda, rükuda eğiliriz, başka yerde asla. 

Bunlar aydın değil karanlıktır. Bunların vatan diye bir meselesi yoktur. Bunların millet diye bir meselesi yoktur. bunlar sadece şu güzel ülkemizi, vatanımızı nasıl karıştırırız, bu milleti nasıl ikiliğe düşürürüz bunun gayreti içindedirler. Bu mesele kesinlikle demokrasi, hak ve özgürlükler, düşünce ve ifade hürriyeti meselesi değildir. Türkiye'nin bu konularda hiçbir eksiği yoktur. Bu mesele devletin ve milletin bekası meselesidir. Bu saldırılar karşısında gereken her türlü tedbiri almak bizim en başta gelen vazifemizdir. Devletin olmadığı yerde demokrasi, hak ve hürriyet olmaz. Sadece kaos, kan, gözyaşı olur.

BU İŞİ ÇÖZMEDEN OPERASYONLAR BİTMEYECEKTİR

Güvenlik kuvvetlerimizin sivillere zarar vermeme hasassiyetiyle hareket etmeleri bu bölgelerin terörden arınması faaliyetini yavaşlatıyor. Evler alttan birbirine tünellerle bağlıdır. Bitişik nizam evler var oralarda, bu evlerdeki benim Kürt kardeşim, evden çıkartılıyor, dağdaki teröristler buralara yerleşiyor. Devlet olarak bizim görevimiz can, mal güvenliğidir. Neslin korunması güvenlidir. Biz çözüm süreci derken demokratik açılım, milli birlik ve kardeşlik projesi dedik. Ama hiçbirinden bunlar anlamadı. Normal şartlarda 3-5 günde teröristlerden arındırabilecek operasyonlar bu hassasiyetle aylarca sürdürülebilir. Bu işi çözmedikten sonra da asla bu operasyonlar durmayacaktır, bunu da biliyoruz.

BUNLAR BENİM KÜRT KARDEŞLERİMİN...

780 bin km. karelik bu vatan topraklarının, 78 milyon vatandaşımızı bu bin 100 tane sözde aydınlardan icazet alarak mı yöneteceğiz? Biz izni ve görevi milletten aldık. Milletin bize verdiği yetkiyi kullanıyoruz. Sonuna kadar da kullanacağız. Burada vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine duyduğumuz saygı var. Terör örgütü vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine saldırıyor. Bunlar benim Kürt kardeşlerimin oradaki mahremiyetlerine saldırıyor. 6-8 Ekim olaylarında dağın siyasetteki temsilcisi eş başkan benim Kürt kardeşlerimi sokağa davet etmedi mi? Benim 50 tane Kürt kardeşim ölmedi mi? Bu 50 kişinin ölümüyle birlikte, 15 yaşındaki Yasin Börü'yü bir binanın üçüncü katından atmadı mı, üstünü çiğnemedi mi? Yasin Börü kurban eti dağıtıyordu. 

Biz bu ülkede 78 milyon vatan evladına hizmet verdik. 780 bin km. kareye hizmet verdik. 99 barajı görüyorsunuz. Bunlardan ülkemin dört bir yanında var. Bu bölücü terör ögrütü ve onların siyasetteki temsilcileri, özellikle Güneydoğu'da baraj yapılmasını istemiyorlar. Şu Ulusu Barajı ile çektiğimiz çileyi bir ben bilirim. Bunu yaparken yapmadıkları, etmedikleri şeyi bırakmadılar. Onlara rağmen yapacağız ve bitireceğiz. Onlar yıkar, biz yaparız, aramızdaki fark bu. Terör örgütünün yanında yer almak için o bildiriye imza atan sözde akademisyenler gibi ruhumuzdaki her türlü hasleti yitirmiş olmamız lazım, bu mümkün mü? Buradan ilgili kurumlarımıza sesleniyorum. Anayasamıza ve yasalarımıza göre açık suç teşkil eden bu ihanet karşısında anayasal ve yasal gerekenleri yapacaklarına inanıyorum. Buradan asla taviz verilemez.

SADECE AKADEMİSYENLERE DEĞİL SİYASETÇİLERİNDE TAVIRLARINI ÜZÜNTÜYLE GÖRÜYORUZ

Sadece bu sözde akademisyenlerin değil kimi siyasetçilerin de benzer tavırlar içinde olduklarını üzüntüyle görüyoruz. Terör örgütü güdümündeki siyasetçiler benim gözümde artık siyasetçi değil, terör örgütün bir maşasıdır. Şayet siyasetçi olsalardı, kendi görüşleri, iradeleri olur onu uygular ve ona göre hareket ederlerdi. Bunların tek yaptığı terör örgütünden aldıkları emirleri yerine getirmekten, Türkiye'ye husimet besleyen kim varsa ona yanaşmaktan ibarettir. Bu şekilde davranan siyasetçi olmaz. Başta genel başkanları olmak üzere bu ülkenin ana muhalefetini temsil eden siyasetçilerin ortaya koydukları tutumlar ve beyan ettiği ifadeler üzüntü vericidir. Ana muhalefet lideri bir televizyon programcısını dik duramadı diye eleştiriyor. O'na göre televizyon programcısı terör örgütünün propagandasına devam etmeliymiş, böyle diyor o genel başkan.

BİR KAZMA KÜREK DE SEN ELİNE AL

Aynı zat teröristleri arkadaşı olarak ilan etmişti. Beyefendi bir kazma kürek de sen eline al, orada sen de bir hendek açıver. Bu partinin kimi mensupları çatışmada yaralanan teröristeleri hastane ziyaretinden ilanlara kadar sergilemedik kepazelik bırakmadılar. Sultanahmet'te bir bomba patlıyor, bu genel başkan savcılığın koyduğu karara itiraz ediyor. Dünya medyası rahatsız edici görüntüleri servis etmemek konusunda hassasiyet göstermiştir. Ülkemizde hassasiyetin zerresini göremiyoruz. Fransa'daki saldırıyı manşetlerinden benim ülkemdeki bir gazete Fransa Çocuklarına Ağlıyor başlığıyla verdi. Fakat Sultanahmet'teki olayı 'Katliam ülkesi' olarak sunması bizi şaşırtmıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Sen bu ülkenin bir yayın organısın ve benim ülkemi katliam ülkesi olarak sürmanşetten veriyorsun.

BU İKİYÜZLÜ TAVIRLARINI SÜRDÜRECEKLER

Avrupa basın yayın kuruluşlarının Paris ve İstanbul saldırıları karşısında sergiledikleri çifte standartı da gördük. Bundan sonra kimse bizim karşımıza insan hakları, ilkeli tutum gibi argümanlarla gelmesin. Esasen Paris'te ölenlerin hakları İstanbul'da ölenlerin haklarını aynı görmeyen bu zihniyete sayısız defa şahit olduk. Bu ikiyüzlü tavır ne ilktir ne de son olacaktır. Bu utanç verici çifte standart insanlık tarihine kara bir leke olarak kaydedilecektir. Suriye'de kaybolan hayatları görmeyenlerin İstanbul'daki manzara karşısında hassasiyet göstermelerini beklemenin çok fazla iyimserlik olduğunu biliyorum. 

Biz hayal kırıklığına uğramaktan yorulduk ama onlar bu haksızlıktan usanmadılar.Bizim zalimin hasmı, mazlumun dostu olan bir milletiz. Biz 2,5 milyon değil daha fazla da olsa gelen mazlumlara bu topraklarda ev sahipliği yapmaya Ensar olarak görev yapmaya devam edeceğiz. Türkiye'nin bölgesel ve küresel etkilerle sıkıntılı bir dönemden geçtiğini biliyorum. İstikrar ve güven ortamına sımsıkı sarılmalıyız. 7 Haziran'ın kimlere nasıl cesaret verdiğini hep beraber gördük. 1 Kasım'da milletimiz istikrar ve güven ortamını tahkim etmiştir. 2015 yılı tüm zorluklara rağmen kayıp bir yıl olmamıştır. 

Geçtimiz yıl yaşadığımız en ciddi olumsuzluk ihracatımız düşmesidir. Tüm bunlara karşı dış ticaret açığımızın yüzde 22,2 azalmış olmasını önemli bir kazanım olarak görüyorum. Otomotiv ve konut satışı gibi önemli verilerimizin tamamında ilerleme kaydetmiş durumdayız. Biz Türkiye'nin büyüdüğünü, geliştiğini söylerken kendi kendimizi kandırmıyoruz. 2002-2014 arasında dünya dış ticaret hacmi 2,9 katına çıkarken Türkiye'nin 4,6 katına yükselmiştir. Türkiye büyümesinden, kalkınmasından taviz vermemiştir, vermeyecektir. Bölgemizde yaşanan sorunlar ilanihaye devam edecek değildir. Rusya'nın anlamsız ve bizden ziyade kendisine zarar veren tutumu karşısında ihracatçılarımız hemen diğer pazarlara yöneldiler. 

Azmettiği zaman bu millet taşı sıkar, suyunu çıkarır. Bundan hiç endişem yok. Dünyanın neresine gidersek gidelim mutlaka Türk işadamlarımızla karşılaşıyoruz. İşadamlarımızı ben günümüzün Alperenleri, Akıncıları olarak görüyorum. Bu kardeşlerimiz sadece ticaret değil ülkemizin kültürünü, tarihini, medeniyetinin temsilcisi olarak hareket ediyorlar. Parayla birlikte gönül kazanmak için de çalışmayan işadamımız vazifesini eksik yapıyor demektir. Ülkemizin geleceği için çalışan, üreten işadamlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.