Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, TRT Haber'de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

Terörle Mücadele ve Rehabilitasyon Eylem Planı'nın acil, orta ve uzun vadede yapılacakları içerdiğini belirten Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, planların uygulanması için bakanlıklar ve kurum, kuruluşlar arasında koordinasyon sağlanacağını ifade etti.

Bölgedeki ziraat, sanayi, esnaf odalarıyla, derneklerle, güvenlik birimlerinin temsilcileriyle toplantılar yaptıklarını anlatan Kurtulmuş, "Bu işin sahibi milletin kendisidir. Özellikle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bu sıcak atmosferi yaşayan vatandaşlarımızdır" diye konuştu.

Sivil toplum kuruluşlarının, kanaat önderlerinin, üniversitelerin, medyanın işin içinde olmasını istediklerini, o bölgelerde gidip toplantılar yapacaklarını vurgulayan Kurtulmuş, "Herkes elini taşın altına koysun ve bu terör heyulasını hep beraber fırlatıp bir tarafa atalım" dedi.

Eylem planının güvenlik boyutuna ilişkin bir soru üzerine Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu plan bir güvenlik meselesi değildir. Orada çok büyük bir koordinasyon var. Güvenlik kuvvetleri kendi aralarında bunları konuşarak bir planlama yapıyorlar. Sayın Başbakanımızın görevlendirmesiyle ilgili birimler operasyonlarını sürdürüyor. Bu plan, ilave bir güvenlik tedbiri planı değildir. Bu bir rehabilitasyon sürecidir. İki ayı aşkın süredir devam eden terörle mücadele sonrasında ortaya çıkacak durumu ortadan kaldırmaya dönüktür. İnsanların hayal kırıklıkları, psikolojik yorgunlukları, evlerinin yıkılmaları... Mesela kentsel dönüşüm birçok yerde olacak. Kentsel dönüşümde asla bir rant meselesi ya da yıkılmış yerleri onarmaya dönük değil. Travmaları ortadan kaldırmak. İnsanların yeniden diriliş ruhuyla ayağa kalkmasını sağlamak."

"Anayasanın ruhu ve felsefesi konuşulmalıdır"

Yeni anayasa çalışmalarına da değinen Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, Türkiye'nin en önemli siyasi gerçeklerinden birinin, mevcut anayasanın Türkiye'yi taşıyamaması olduğunu bildirdi.

Bu parlamentonun da üzerindeki en büyük sorumluluklarından birinin yeni bir anayasa yapma vazifesi olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, "Türkiye'de sistematik şekilde milletle devletin bütünleşmesini sağlayacak, gerçekten özgürlük ortamlarını getirecek sivil bir anayasayı yapma iradesini bu parlamento ortaya koymak zorundadır" değerlendirmesini yaptı.

Kurtulmuş, Türkiye'de her meselenin arkasında anayasa sorununun bulunduğunu vurguladı.

"Milletin daha iyi yönetilebileceği, insan ve millet eksenli demokratik, sivil bir anayasayı ortaya koyalım, tartışalım" diyen Kurtulmuş, "Anayasa Komisyonu 'maddeler üzerinde oturalım konuşalım'dan başlarsa ipe un sermiş olur. Önce anayasanın ruhu ve felsefesi konuşulmalıdır" ifadesini kullandı.

1 Kasım'da göreve başlayan parlamentonun, açık ve şeffaf olduğunu, uluslararası kuruluşların en ufak şaibe ve şüphe görmediği bir seçim sonrasında oluştuğunu hatırlatan Kurtulmuş, "Bu parlamento anayasayı bal gibi yapar. Yetkindir, yetkiyi milletten almıştır, görevlendirilmiştir" dedi.

"Bu mesele Türkiye'nin meselesidir"

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, anayasanın nasıl yazılacağının belli olduğunu, hiç kimsenin topu taca atmaması gerektiğini ifade etti.

Daha güçlendirilmiş bir Başkanlık modelini değil, daha iyi dengelenebilen, millete hesap verebilen bütün mekanizmaların iyi kurulduğu bir Başkanlık sistemini önerdiklerini belirten Kurtulmuş, şunları söyledi:

"1982 Anayasası bir güçler ayrımı prensibi ortaya koymuyor, güçler çatışması prensibi ortaya koyuyor. Güçler ayrımını tam manasıyla ortaya koyacak ama yürütmede de bir birliği oluşturacak model olarak Başkanlık sistemini, etkin bir yürütmenin parçası olarak öngörüyoruz. Bunu söylerken bir başka parti de der ki 'ben de şunu öngörüyorum.' Bizim istediğimiz şu, meseleyi şahıslardan çıkartalım."

Türkiye'de Başkanlık sisteminin 1980 öncesinde tartışıldığını anımsatan Kurtulmuş, 1982 Anayasası'nın Cumhurbaşkanına sorumluluk değil, çok büyük yetki verdiğini kaydetti.

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, "Bu mesele Sayın Cumhurbaşkanımızın kendi şahsıyla ilgili mesele değil. AK Parti'nin kurumsal kimliğiyle ilgili bir mesele de değil. Türkiye'nin meselesidir" dedi.

Şu anda siyaset sahnesinde ismi geçenlerin 20-30 yıl sonra belki hayatta olmayacağını, fani isimler üzerinden bir şey teklif etmeyeceklerini vurgulayan Kurtulmuş, "Fani isimler üzerinden bu milletin baki geleceğini tasarlamayız. Burada herkesin samimi olması, açık yürekli olması kendi tekliflerini ortaya koyması.. Sonuçta karar verecek olan millettir" diye konuştu.

Başkanlık sisteminin "Türk tipi" olması tartışmalarının hatırlatılması üzerine de Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Başkanlık sistemi olunca parlamento hiç olmayacak gibi bir şey yok. Yine bir Meclis olacak, seçilmiş milletvekilleri olacak. O milletvekillerinin üzerinde bir başkan seçilmiş olacak. Böyle baktığınız zaman bunlar yönetim türleridir bunlar tartışılabilir. Tartışmayacağımız tek şey millet egemenliğidir. Başkanlık sistemini bugün tartışanlar keşke şunu önce söyleseler. Anayasa'nın ilgili maddesi ne; 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir', güzel ama millet bu egemenliğini anayasal kurumları eliyle kullanır. Yani bugünkü mevcut anayasa şu demektir, Türkiye'de millet egemenliği vardır ama var gibi görünüyordur demektir."

"Bu millet kendisine en uygun demokratik modeli bulacaktır"

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tamam gelin önce bu maddeyi değiştirelim. Egemenlik kayıt şartsız milletindir, gerçekten demokratsanız şuna hepiniz 'evet' deyin. Millet bu egemenliğini seçilmiş kurumları eliyle kullanır. Hodri meydan, seçilmişlik. Millet iradesi dediğimiz şey bu. Bunu yapın. Bunu nasıl yapacağımız, işte odur Türk tipi. Gelin tartışalım, siz bir şey söyleyin biz bir şey söyleyelim."

Kurtulmuş, Türk tipinden kasıtlarının amasız, fakatsız gerçekten millet egemenliğini sağlayacak bir sistemin kurulması olduğunu açıkladı.

Millette bir demokrasi tutkusu olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şöyle konuştu:

"Nereden bunu biliyoruz? 1960 darbesi, canı ciğeri, sevdiği başbakanını darağacında görüyor, idam ediyorlar, küsmüyor. Sokağa çıkmıyor, eline silah almıyor, cevabını 3 sene sonra sandıkta veriyor. 1980 darbesi oluyor, herkes inim inim inletiliyor, bir sağdan bir soldan adamlar idam ediliyor, gencecik çocuklar... Millet küsmüyor, sokağa çıkmıyor, 3 sene sonra yine sandıkta cevabını veriyor."

Aynı şeyin 28 Şubat'ta da yaşandığının altını çizen Kurtulmuş, başka bir ülkede darbe olduktan sonra yapılan seçimlerde çok düşük oy oranları olmasına karşın, Türkiye'de ise yüzde 80'ler hatta yüzde 90'ları aşan oranlarda milletin sandığa gittiğini aktardı.

Kurtulmuş, "Şimdi böyle bir milletin herhangi bir şekilde diktatörlüğün önünü açacağını düşünmek, bu millete güvenmemek demektir. Çok net söyleyeyim, bu millet demokrasi tutkusu içerisinde kendisine en uygun demokratik modelini bulacaktır ve çok etkin bir yürütmeyle Allah'ın izniyle hızlı bir şekilde yoluna devam edecektir" dedi.
"Yukarıdan Rus uçakları vuruyor, aşağıdan rejim güçleri geliyor"

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Rusların çok uzunca bir süredir özellikle Türkiye'ye yakın sınır bölgelerinde, muhaliflerin elinde olan bölgede, çok yoğun hava saldırılarında bulunduğunu söyledi.

Her ülkenin bölgede askeri varlığının bulunduğunu, radarlarla, havadaki araçlarıyla, nerede kimin ne kadar saldırı yaptığının bilindiğini aktaran Kurtulmuş, her hava saldırısı, hangi uçağın nereyi vurduğu, ne şekilde gerçekleştiği konularının kayıt altında olduğunu dile getirdi.

Rusların, şimdiye kadar yaptığı hava saldırılarının çok büyük bir kısmını, DAEŞ mevzilerine karşı değil, Suriye'deki muhaliflerin üzerine yaptığını vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Aynı şekilde sivillere karşı bu saldırılar başka şehirlerde de oldu, Halep'te de oluyor. Türkmen Dağı'nda bu saldırılar gerçekleşiyor. Yukarıdan Rus uçakları vuruyor, aşağıdan rejim güçleri geliyor. Hatta belli yerlerde başka terör gruplarıyla da işbirliği içerisinde bu operasyonlar gerçekleşiyor. Korkulan, çekindiğimiz, mülteci akının kuvvetlenmesi bakımından, 100 binlerle ifade edilebilecek yeni bir dalganın gelmesi korktuğumuz senaryolardan birisiydi. Ümit ederim ki gerçekleşmez. Ama maalesef gidişat oraya doğru. Bu halkın, gideceği başka bir yer yok. İnsanların tepesine bombaları atıyorsunuz, başka yerlerde, Madaya gibi bazı yerlerde insani dramlar yaşandı, insanlar açlıktan öldü. Dolayısıyla oradan bir türlü yolunu bulan, bir türlü kaçabilecek bir yol bulan herkes Türkiye'ye doğru gelecektir, büyük kitlelerle. Bu da Türkiye'nin çok daha büyük bir mülteci yüküyle karşı karşıya kalması demektir. Bunun için de öncelikli olarak şu an yapılması gereken, bütün dünyanın, Rusya'nın bu hava saldırılarına karşı bir 'dur' demesi. Bunu durduracak bir mekanizmanın bir şekilde kurulması lazım."

"NATO'nun güney sınırlarında Rusya bir genişleme elde etmiş bulunuyor"

Suriye'de, ABD ile Rusya arasında bir ittifak olduğu iddialarına ilişkin soru üzerine Kurtulmuş, iki ülke arasında bir ittifakın olup olmadığının bilinmediğini söyledi.

1990'dan bu yana dünyanın, küresel sistem olarak hiçbir şekilde hiçbir çatışmaya çözüm üretebilecek bir güce sahip olmadığını, Rusların da bundan istifade ettiğinin altını çizen Kurtulmuş, "Ruslar bir anlamda tekrar eski döneme, soğuk savaş dönemine dönebilecek hamleler yapıyor. Bu hamlelerden birisi Ukrayna kriziydi. Ukrayna krizinde bütün dünya, batı dünyası, uluslararası camia, Ukrayna'da sorunu çözemedi. Rusya, geleneksel Çarlık Rusyasının Avrupa'daki sınırlarına doğru ilerlemek noktasında bir adım attı ve bunda da sonuçta baktığınızda başarılı oldu. Aslında şimdi de güneyde, sadece Suriye rejimine yardım etmek için orada değil" değerlendirmesinde bulundu.

Rusya'nın, kendisine yeni bir hat çizmek için Suriye'de bulunduğunu belirten Numan Kurtulmuş, şöyle konuştu:
"Rusya, Suriye'deki mücadelesiyle birlikte NATO'nun güney sınırında da, 'Benim yerim burası' diyerek bir hamle yapmış bulunuyor. Bu dengelerde Amerika ile Rusya nerede, ne kadar bu dengeyi karşılıklı olarak rıza içerisinde yürütüyorlar onu bilmem ama gördüğümüz bir şey var ki Rusya, soğuk savaş öncesindeki döneme doğru hızla gidiyor. Ve hem NATO'nun kuzey sınırlarında hem güney sınırlarında bir genişleme elde etmiş bulunuyor. NATO'nun güney sınırlarında Rusya bir genişleme elde etmiş bulunuyor. Böyle baktığınız zaman Amerikalıların da batı ittifakının da NATO'nun da bunların karşısında kendi tutumunu yeniden gözden geçirmesi gerekiyor."

"Bundan sonra çok daha düzenli bir mülteci politikası içerisinde olunacak"

Türkiye'nin mülteci akınlarına karşı ne gibi tedbirler aldığı yönündeki soruya cevap veren Kurtulmuş, Türkiye'nin, dünyanın hiçbir ülkesinin ortaya koyamayacağı çok büyük bir performans sergilediğini belirtti.

2011'in nisan ayından bu yana 2 milyon 700 binden fazla mültecinin kabul edildiğini anımsatan Kurtulmuş, bugün itibarıyla nerede kim var, kaç kişi var, bunların hepsinin kayıt altında olduğunu söyledi. Kurtulmuş, bundan sonra çok daha düzenli bir mülteci politikası içerisinde olunacağını bildirdi.

Kurtulmuş, "Şu anda Türkiye'ye girecek olan herkes, sistem içerisinde belli yere alınacak. Onlar arındırıldıktan sonra kimlikleri verilecek ve ilgili kamplara yerleştirildikten sonra Türkiye içerisinde barınmaları sağlanmış olacak" dedi.

"Mülteciler konusunda bir insani sorun olarak bakarız"

Türkiye'nin mülteciler için çok ciddi bir kaynak harcadığını hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

"Biz mülteciler konusuna bir insani sorun olarak bakarız. Batı dünyası, oradaki vicdan sahibi çevreleri istisna tutarak söylüyorum, genel olarak bir şark sorunu olarak görüyor. 'Doğunun bir sorunu. Doğudaki insanlar şu ya da bu sebeple birbirlerini yiyorlar, bunlar açlık ve sefalet içerisinde batıya hücum ediyorlar, bunları durdurmamız lazım.' Bunları hep böyle görüyorlardı. Aylan bebek olayıyla birlikte baktılar ki mesele böyle değil, doğrudan doğruya batıyı da ilgilendiren, batının yakın geleceğini ilgilendiren bir mülteci sorunuyla karşı karşıyalar, ondan sonra, 'Biz de buna katkıda bulunalım' demeye başladılar. Biz ise 3 milyon insanı rahatlıkla kabul ediyoruz. Hiçbirisinin dinine, mezhebine, etnik kökenine bakmıyoruz."

"Maddi ve manevi kayıpların tamamı tazmin edilecek"

Terörle mücadele eylem planı ve rehabilitasyon çalışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, bu planın sadece bir güvenlik paketi olmadığını vurguladı.

Sürecin üç adımlı olduğunu söyleyen Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"Terör bitirilecek, rehabilitasyon süreci devam edecek ve bu süreç içerisinde de milli birlik ve kardeşliğimizi artıracak adımlar bir bütün olarak ortaya konulacak. Burada gerçekten vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunlar, maddi ve manevi kayıpların tamamı tazmin edilecek. Fiziki olarak şehirlerimizin imarı meselesi var. Esnaf ve sanatkarımızın karşılaştığı zarar ve ziyanın karşılanması var. Psikolojik, sosyal boyutun diriltilmesi, bölgedeki siyasetin canlandırılması, sivil toplum kuruluşlarıyla irtibatlı bir şekilde herkesin sürece dahil edilebileceği bir ortamın sağlanması var. İnşallah terör bitirilir bitirilmez, bütün şehirlerimizde yeniden bir diriliş ruhuyla bu süreçler çok daha düzgün bir şekilde yürütülecek."

Cizre'deki terör örgütüne yönelik operasyonlar

Cizre'de yaralıların olduğu iddia edilen binaya ilişkin de Kurtulmuş, 30 Ocak'ta saat 07.21'den itibaren bu meseleyle uğraşıldığını, kendisini arayan HDP'li vekillerle de konuyu konuştuklarını anlattı.

Yaralıların çıkartılması için her türlü girişimde bulunulduğunu, nedense bir türlü içeriden yaralı çıkmadığını ifade eden Kurtulmuş, "Burada samimi, açık yürekli bir yaklaşım sergilenmediğini ifade etmek isterim. Çünkü o bina içinde yaralı var mı yok mu o da çok belli değil. O bina üzerinden bir polemik ya da algı operasyonu oluşturmaya çalışıldı. Gerçekten içeride yaralılar varsa oraya çok yakın yere kadar ambulanslar gider, yaralıları alırlar" diye konuştu.

Terör örgütünün çok ciddi bir hazırlıkla bu işin içine girdiğini aktaran Kurtulmuş, çemberin gittikçe daraltılması sonucu örgütün en profesyonel, en önemli adamlarının içeride kaldığının görüldüğünü sözlerine ekledi.