Batuhan Yaşar HELSİNKİ
Başbakan Ahmet Davutoğlu, terörle mücadelenin Cumhurbaşkanı’yla istişare edilerek, kararlılıkla yürütüldüğünü söyledi. Davutoğlu, Finlandiya ziyareti dönüşünde aralarında yazarımız Batuhan Yaşar’ın da bulunduğu gazetecilerle sohbet etti. Başbakan, gündeme ilişkin kendisine yöneltilen soruları cevaplandırdı: 
- Çözüm süreciyle ilgili Cumhurbaşkanı ile sizin açıklamalarınızın birbiriyle çelişkili olduğu yönünde bir algı oluşturuldu. Bu konuya açıklık getirir misiniz?
Birileri bu algıyı özellikle istemiş olabilir. Bu algı doğru değil. Terörle mücadele konusunda benim ifade ettiklerimle Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiklerini yan yana koyarsanız kararlılık bağlamında herhangi bir küçük nüans dahi göremezsiniz. Aramızda kararlılık konusunda milim fark yok. Her şey istişare edilerek, birlikte yürütülüyor. Defalarca söyledik, eğer tamamıyla silahlı bir mücadele anlayışı terk edilirse, siyasi alanda Türkiye’de her şey konuşulabilir. Silahların mutlak bırakılması lazım. Cumhurbaşkanımız ‘gömülmeli’ diyor, ben ‘mağmaya kadar gömülmeli’ diyorum. Sözlerimi sanki bir görüş ayrılığı varmış gibi yansıtmaya kalkanlar oldu. Ülke sorunları üzerinde herkes açık yüreklilikle konuşabilir. Yeter ki şiddet, terör olmasın.
- Bildirge yayınlayan akademisyenlerin tutuklanması meselesinde de farklı düşündüğünüze dair spekülasyonlar var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? 
Son 50 yılın cumhurbaşkanı-başbakan ilişkilerine bakın, bir de bizim ilişkimize. Yetki-sorumluluk dağılımı çarpık bir sisteme dayandığı için ilişkilerde sıkıntılı şeyler yaşanmış. Ama benimle Cumhurbaşkanımız arasında devlet işleyişi bakımından herhangi bir aksama gördünüz mü? Usul farkı, bazen farklı kanaatler hepimiz için olabilir. Ama biz iki şeyi esas alırız. Birincisi ‘devlet ahlakımız’, ikincisi ‘şahsi ahlakımız’, karşılıklı olarak birbirimize duyduğumuz güven, itimat ve bağlılık. Bunların hiçbir şekilde sarsılmasına izin vermeyiz. Ben bu konuda akademisyenlere özel bir uygulama yapılsın demedim. İlkesel olarak insanların suçu sabit olana kadar, eğer delil karatma, kaçma gibi bir gerekçe yoksa tutuksuz yargılanmanın doğru olduğu kanaatindeyim. Çünkü sonunda beraat edebilir o insan. Ergenekon’da yaşadık bunları. Burada da Cumhurbaşkanı ile temelde bir ayrım olduğu kanaatinde değilim.
- Sayın Cumhurbaşkanının, teröristlerin vatandaşlıktan çıkarılmasına yönelik açıklaması sonrasında hükümet, çalışma yapmaya başladı mı? 
Var olan mevzuatta kimlerin vatandaşlıktan çıkarılacağı belli. Şuan terörle ilişkisi dolayısıyla birisinin vatandaşlıktan çıkarılması mümkün değil. Zaten bir ülkede eğer birisi eşit durumdaki vatandaşının hayatını hiçe sayan intihar eylemi yapıyorsa bu ülkeyle manevi bağı kopmuş demektir. Şu anki mevzuatta durum bu iken terörle mücadele bağlamında bir adım atılması gerekiyorsa, bunun terörle mücadeleye bir faydası olacaksa bunu tartışırız. Bu meseleyi daha önce konuşmadık. Cumhurbaşkanımız, buna ihtiyaç olduğu kanaatindeyse, terörle mücadelede bir fayda getirecekse, bunun hukuki veçheleri incelenir, diğer hususlara bakılır, çalışma yapılır.  Üzerinde çalışılması gereken bir konu.
- Eğer çözüm süreci yeniden gündeme gelecek olursa ön şartlar neler olabilir?
Mutlak silahsızlanma gerçekleşmeden bir gelişme olması mümkün değil. Bu bir ön şart. Bununla birlikte Irak’taki, Suriye’deki varlıklarının da Türkiye’ye dönük tehdit olma niteliğinin kalkması lazım. Artık bir daha biz, oralarda Türkiye’yi her an tehdit potansiyeline sahip bir şeyi doğru görmeyiz. Zaten PYD’ye bu anlamda gerekenler 2013’te söylenmişti. Önce Türkiye içinde mutlak anlamda silahsızlanma, Türkiye’nin, Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetiminin güvenliğini, sınırları tehdit etmeyen bir çizgi… Bunu bir görmemiz lazım.
- Bu ikinci bir ön şart olarak sayılabilir mi?
Tabii... PKK, Erbil’deki yönetimi tehdit ederse bu tehdidi bize yapılmış bir tehdit olarak kabul ederiz. PYD, Özgür Suriye Ordusu ve oradaki Türkiye’ye müzahir gruplara tehdit oluşturursa bize tehdit oluşturmuş demektir. Onlara da müsamaha göstermeyiz. Lazkiye’den Süleymaniye’ye kadar giden kuşakta artık her şey Türkiye’nin ulusal güvenliğini ilgilendiriyor.
- HDP, birkaç defa CHP’ye AK Parti’ye karşı cephe oluşturma çağrısında bulundu. CHP’nin kendi tabanının da anlam veremediği bir sessizliği var. Peki neden?
CHP tek parti döneminde nasıl bir Türkiye arzuluyor idiyse, HDP de şu anda Doğu ve Güneydoğu’da aynı şeyi arzuluyor. Yani hiçbir özgürlüğün olmadığı, rekabetin olmadığı, totaliter bir yapı istiyor. PKK da HDP de tek tip bir Kürt tasavvur ediyor. Stalinist HDP ile tek partici CHP arasında hiç fark yok. Demirtaş’ın Kılıçdaroğlu’na yaptığı çağrıyı hiç yadırgamadım, yakışır. Zaten 7 Haziran’dan önce (Demirtaş), ‘Seni başkan yaptırmayacağım’ diye bir konuşma yaptı. O işaret fişeğiydi. 7 Haziran’a da bununla gidildi. Bunların arkasındaki orkestra şefi Paralel Yapı’dır. CHP’ye de aynı telkini yapıyor. PKK ile de irtibatları var. Onun arkasındakini de artık siz tahmin edersiniz.
- Paralel Yapı hâlâ bu kadar güçlü mü?
 Bu yapının en önemli hususiyeti sızabilme kabiliyetidir. Devlete sızma konusunda ne kadar başarılıysa örgüte veya CHP’ye, diğer siyasi partilere de aynı ölçüde etkide bulunabilme kabiliyetleri var. 
- Başkanlık ve Yeni Anayasa konusunda AK Partinin temel dinamikleri belirgin hale gelmeye başladı mı? Niçin CHP değişime bu kadar karşı çıkıyor?
Geçen hafta geniş katılımlı bir siyasi istişare yaptık. Gelecekte istişareleri artıracağız. Hedefimiz, dönem bitmeden teklifimizi meclise sunabilmek. CHP’nin siyasi kadroları ciddi bir kafa karışıklığı içinde. Aslında siyasi özne değiller, tüm hamleleri AK Parti’ye ayarlı. Kendi başlarına bir gündemleri yok. Hiçbir zaman kendi başına iktidara gelmeyeceklerini düşündükleri için başkanlık sistemine veya değişikliğe karşı çıkıyorlar. Milletin kendilerine yeterli oy vereceğine inanmıyorlar. 
- Ermenistan-Azerbaycan konusunda Türkiye’nin atacağı adım var mı? 
Biz Minsk Grubu’na üyeyiz, ama 3-5 başkan fiilen işleri götürdüğü için diğer grup üyeleri devre dışı. Halbuki 3 ülke de çok ciddi Ermeni lobisinin olduğu ülkeler. Dolayısıyla burada dengeli bir durum söz konusu değil. Tabii Türkiye’nin devreye girmesinin veya diğer ülkelerin girmesini de Ermenistan ve Rusya istemiyor. Bu anlamda Viyana’da AGİT’in devreye girmesi için Almanya ile girişimde bulunduk. Minsk Grubu’nun değişmesi konusundaki kanaatimiz berrak. Yani Minsk’e üye tüm ülkelerin devreye girmesi lazım. Biz Azerbaycan’ın haklı davasının yanındayız. Azerbaycan’a yönelmiş her tehdit Türkiye’ye yönelmiştir. 
- İsrail ile yakın zamanda bir görüşme yapılacağı söyleniyordu. Normalleşme takvimi belli mi? 
Bugünlerde bir görüşme daha gerçekleşecek.  Tazminat ve Gazze’ye ambargoların kaldırılması konusunda epey mesafe alındı. 3. şartımız daha var. Bu üç şart gerçekleştiği an normalleşme süreci başlayabilir. Belli bir zemini var. Bu zemin üzerinde nihai noktaya gelinmeye çalışılıyor.
- Batı’da devlet büyüklerine hakaret edenlere ceza verilirken Türkiye söz konusu olduğunda “ifade özgürlüğü” deniliyor. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
Burada bir çifte standart var. Son dönemde özellikle uluslararası medyada Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı o kadar ağır hakaretler oldu ki bunun basın özgürlüğü ile alakası yok. Nitekim Almanya’da bir TV programında Cumhurbaşkanımıza hakaret edildi.  Burada batı ve biz diye bir ayrım yapmaksızın ortak ölçüleri kullanmamız lazım. Ben nasıl batılı Cumhurbaşkanı hakkında konuşurken dikkat ediyorsam, sizler basın mensupları olarak dikkat ediyorsanız, onlar da bizim için dikkat edecek. Evrensel basın ilkeleri var, evrensel ahlak var, kurallar var. Bunları her yerde gündeme getireceğiz ve Cumhurbaşkanımıza ve Türkiye’de değer verdiğimiz sembollere dönük her türlü hakaret, saldırı karşısında tavrımızı açık, net ortaya koyacağız. 

CHP yüreksiz ÇIKTI ama biz GEREĞİ NEYSE yapacağız 

Davutoğlu, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda ana muhalefet partisi CHP’nin yüreksiz davrandığını söyledi. Bosna-Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Denis Zvizdiç’le düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu, muhalefet partilerinin dokunulmazlıklarla ilgili tutumlarından vazgeçtiğini ancak kendilerinin bu konuda geri adım atmayacaklarını belirterek, “Biz hiçbir şeyden çekinmiyoruz. Bütün dosyaların gelmesi için gerekli çalışmayı yapacağımızı ifade ettik” dedi. Davutoğlu, “CHP önce ne yapacağını bilemedi, sonra karşı teklif gibi bazı teklifler getirdi. Son olarak ifadelerinden anlaşılıyor ki bu meydan okumanın karşısında, olumlu bir cevap verecek cesaretleri, yürekleri, temiz vicdanları yok. Böyle olduğu anlaşılıyor. Şimdi bize düşen ve derhal yapacağımız husus, bu çerçevede anayasa değişikliği, geçici anayasa maddesi de içinde olmak üzere, yaparak süreci başlatmak” diye konuştu. Başbakan, “Biz karar verdiğimiz, söz verdiğimiz hiçbir konuda geri adım atmadık. Bu konuda da süreci derhal başlatma talimatını arkadaşlara verdim”  ifadesini kullandı.

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Finlandiya’dan yurda dönüşünde aralarında yazarımız Batuhan Yaşar’ın da bulunduğu gazetecilerle uzun süre sohbet etti. Gündeme ilişkin soruları cevaplandıran Davutoğlu, çözüm süreci için terör örgütünün silah bırakmasının şart olduğunu yineledi.