Nuri ELİBOL ANKARA
Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, HDP’nin PKK’nın eylemlerini perdelemek için, ‘Cumhurbaşkanı, Dolmabahçe’de masayı yıktı, ondan sonra da bu çatışma süreci başladı’ yalanını uydurduklarını söyledi. 
Gazetelerin Ankara temsilcileriyle kahvaltıda bir araya gelen Bakan Ünal, konuya ilişkin özetle şunları söyledi:
Dolmabahçe’de herhangi bir mutabakat yoktu. İki siyasi partinin “silahlara hayır” diyen ve “demokratik siyasete evet” diyen iki farklı deklarasyonu vardı. Yani HDP orada demokratik siyaset konusunda bir deklarasyonda bulundu. Hükümet adına da Başbakan Yardımcısı Sayın Yalçın Akdoğan siyaset kurumunun sorun çözücü olarak demokrasinin asli unsuru olduğunu vurgulayan bir konuşma yaptı. Bir mutabakat metni imzalanmadı. İki siyasi partinin siyaset kurumunun sorun çözücü olarak önemine vurgu yapan iki farklı açıklaması vardı. Buradan bir mutabakat çıkarılması ve bu mutabakat üzerinden de kendi sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin Ak Parti’yi mahkum etmeye çalışması son derece yanlış.
Bize veya Cumhurbaşkanımıza zaman zaman deklarasyonu yok sayma eleştirisi yapıyorlar. Bunu yok sayan Sayın Cumhurbaşkanımız değil, eylem ve söylemleriyle HDP ve terör örgütüdür. ‘Cumhurbaşkanı, Dolmabahçe’de masayı yıktı, ondan sonra da bu çatışma süreci başladı’ diyorlar. PKK terör örgütünün eylemlerini perdelemek için bu söylemi kullanıyorlar.
HALK PKK’DAN KOPTU
 Geriye dönüp baktığımızda hükümetimizin sorunu çözmek için ortaya koyduğu bütün iyi niyetin, bütün olumlu yaklaşımların bu süreçte ciddi anlamda istismar edildiği açık bir şekilde görülüyor. ‘Çekiliyorum’ dedi, Gezi olaylarını görünce çekilmeyi durdurdu. 17-25 Aralık’ı gördükten sonra hepten bakış açısını değiştirdi. Suriye ile birlikte HDP, sürecin ruhuna ihanet noktasına geldi. Ve acı olan şu: Bütün bunları örgüt niye yaptı? Esed’in rejimini korumak adına çözüm sürecine ihanet etti. Bu kadar açık.
Esed onlara önce, “Ben size Kuzey Suriye’yi vereceğim” ama sonra da, “Kusura bakmayın Suriye, federasyon için o kadar da büyük değil” dedi. Maalesef bugün kendileri de net bir şekilde bu süreçte yaşananların birçoğunun hata olduğunu söylüyorlar. Zaten Cumhurbaşkanımız da yüksek öngörüsüyle bunu gördü ve dedi ki, “Bu, samimi değil. Bu olup bitenler samimiyet içermiyor” dedi.
¥ Çözüm süreci olmasa da yeni bir sürecin başlama ihtimali var mı?
 Bölge halkı artık meseleye sahip çıktı. O yüzden artık Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, İdil’de, Şırnak’ta, Silvan’da, Yüksekova’da yaşayan ve bütün bu terörün mağduru olan her bir vatandaş artık çözüm sürecinde meselenin tarafı ve muhatabıdır. Geçmişte bu sorunun çözümü, silahların bırakılması için örgüt belki taraf olarak düşünülebilirdi ki Milli İstihbarat Örgütü silahların bırakılması için görüşmelerinde örgütle görüştü taraf olarak. Ama şu anda hem HDP hem de örgüt bizzat sorunun kendisi haline gelmiş durumda şu anda.
¥ “Bunun muhatabı halktır” sözünün altını doldurabilir misiniz? Zaten öyle değil miydi bir önceki süreçte de?
 Ben 2009’dan beri bu meselenin içerisindeyim. 2009’dan beri ısrarla altını çizdiğimiz bir süreç var. Diyoruz ki; bir tarafta devletin demokratikleşmesi... Haklar, özgürlükler, toplumsal ve kültürel talepler... Bunlar zaten devletin kendi vatandaşını eşit bireyler haline getirme sürecinin doğal akışı. Biz 2002’den beri zaten bir demokratikleşme süreci devam ettiriyoruz. Yani hiçbir devlet kendi vatandaşının haklarını kimseyle pazarlık konusu yapmaz. Demokratikleşme dediğimiz süreç ayrı bir süreç. Terörle mücadele ayrı bir süreç. Geçmişte yaşanan sorun şuydu: Sadece güvenlikçi bir paradigma ile bir mücadele yürütüldü. Silah kimin elindeyse onunla konuşuldu. Ama biz ısrarla meseleyi tek bir noktada toplamaya çalışıyoruz. Hayır çözüm süreci tek başına silahların bırakılması için istihbaratın terör örgütü ile konuşması değildi. Bunun yanında bölgede yaşanan sorunların çözümü için de işte akil insanlar heyeti kuruldu, bölgeye devasa yatırımlar yapıldı, ekonomik tedbirler alındı, kültürel, toplumsal talepler dikkate alındı. Bütün bunlar entegre bir şekilde yapıldığı için bu üç yıl içerisinde insanlarda bir memnuniyet oluştu. Ve insanlar bugün terör örgütünün çağrılarına kulak vermiyorlar. “Biz büyüyen, gelişen Türkiye’den pay almak istiyoruz. Biz, işimize gücümüze bakmak istiyoruz” diyorlar. Yani çözüm sürecini sadece silahların bırakılmasından ibaret görmek yanlış olur.