İsmail Sonsuz ANKARA
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun bazı yetkilerini geri almasının ardından başlayan tartışmalar sonrası, dün resmen olağanüstü kongreye gidilecek süreci başlattı. Önceki akşam gelişmeleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 1 saat 40 dakika istişare eden Davutoğlu, dün de Merkez Yürütme Kurulu’nu (MYK) topladı. Toplantıda, olağanüstü kongre kararını kurmaylarıyla paylaşan Davutoğlu, AK Parti Tüzüğü’nün 70’inci maddesinden kaynaklanan yetkisini kullandığını bildirdi. MYK toplantısının ardından basın toplantısı düzenleyen Başbakan, hem kararını açıkladı hem de çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Davutoğlu, satır başlarıyla şunları söyledi:  
Partimiz yeni bir dönemin eşiğindedir. Son MKYK Toplantısında yaşanan gelişmeler çerçevesinde yaptığımız istişarelerle ve son olarak da MYK’da arkadaşlarımla istişare ettikten sonra, 22 Mayıs 2016 günü partimizin olağanüstü kongreye gitmesi kararı aldım.
Cumhurbaşkanımız dahil siyasi tecrübesine güvendiğim ve sorumluluk hissettiğim bütün dostlarımızla yaptığım istişare neticesinde AK Parti’nin birliğinin, beraberliğinin devamı için refik değişmesindense bir genel başkan değişiminin daha doğru olacağı kanaati bende hasıl oldu. Çünkü herhangi bir şekilde MKYK yenilenmesi, partimiz içinde gereksiz tartışmalara sebebiyet verecekti. 
 Türkiye’ye bu tehditler söz konusuyken, içeriden ve dışarıdan birçok hain şebeke faaliyet içindeyken olağanüstü kongrede aday olmayacağım.
Benim bu kararı almamda herhangi bir şekilde hissettiğim bir başarısızlık duygusu ya da tarafımca atılmış bir adımdan duyulmuş bir pişmanlık söz konusu değildir.
Olağanüstü Kongre’de Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı konuşmada da vurguladığı gibi, bu dönem güçlü Cumhurbaşkanı, güçlü Başbakan dönemiydi. Ben o gün, Sayın Cumhurbaşkanımızın vurguladığı prensibi hayata geçirmeye gayret ettim. O gün Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Emanetçi bir başbakan istemiyorum’ demişti. Doğru bir tavırdı, doğru bir tavsiyeydi. Ben emaneti üstlendim ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık koltuğunun da hakkını vermek için gece gündüz çalıştım. Buna da milletimiz şahittir.
Ne gelişme olursa olsun ben verdiğim söze sadığım. Cumhurbaşkanımızla son nefesime kadar vefa ilişkisini sürdüreceğim. Hiç kimse benim ağzımdan, benim dilimden, benim zihnimden Cumhurbaşkanımız aleyhine tek bir söz duymadı, duymayacak. Bunun istismar konusu edilmesine de izin vermem.
Cumhurbaşkanımızın onuru, hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı olarak, hem benim dava arkadaşım olarak onun ailesinin onuru benim ailemin onurudur. Onun ailesi benim ailemdir. Kimsenin bundan sonra yeni fitne kapıları açmaya niyetlenmemesi icap eder.
Hiçbir yerde, son tartışmalardan bahisle de söylüyorum, herhangi bir ilçe teşkilatı veya il teşkilatı atamasında dahi, şahsi bir müdahalem olmamıştır. Teşkilat başkanımızın kullandığı yetkiler kurullarımızın normal işleyişi dahilinde 12 yıl içinde nasıl olmuşsa öyle olmuştur.
Kim ki partimizde bir gedik açmaya, kim ki şu veya bu olay sebebiyle partimizden yolunu ayırmaya kalkarsa onun karşısında önce ben dururum. Bu süreçte hiç kimsenin şu veya bu gelişmeden rahatsız olduğu gerekçesiyle partide bir ayrışmaya izin vermemesi talebinde bulunuyorum.
Bugünlerde aldığımız kararlar ne olursa olsun, son ana kadar vazife başında olan hükümetimiz vardır ve hiç kimse ekonominin iç dengeleriyle de oynamaya kalkmasın. Bu bakımdan bütün yatırımcılara, ekonomi çevrelerine, bu güven ve istikrar ortamının devam edeceği konusunda tereddüt etmemelerini özellikle vurguluyorum.
Biliniz ki Hazret-i Mevlana’nın torunu olarak sevgi dışında yüreğimde hiçbir şey yok. Kimseye sitem, öfke, kırgınlık taşımıyorum.