Irak’ın toprak bütünlüğü nasıl korunur?

İftara doğru
Prof. Dr. Çağrı Erhan

Terörle mücadelenin daha başarılı bir biçimde nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda tartışmalar sürerken, ister istemez üzerinde en çok durulması gereken konulardan biri de Irak’ın geleceği. Zira 2003’teki ABD saldırısından ve Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra tam anlamıyla bir otorite boşluğunun oluştuğu Irak’ın kuzeyi bölücü terör örgütünün ana üssü haline gelmiş durumda. Üstelik Türkiye’nin tüm çabalarına rağmen, Irak’ın tamamında etkili olabilen bir merkezî hükümetin bir türlü oluşturulamaması, dahası Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin terör örgütüyle mücadele konusunda son derece isteksiz davranması gibi hususlar sebebiyle bölücü örgüt hâlâ bu bölgedeki varlığını sürdürebilmekte. Bunlara ek olarak, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yöneticilerin ülkenin toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürecek beyan ve davranışları, ileride bölge ülkelerinin ve özellikle Türkiye’nin başını ağrıtacak çok büyük bir tehlikenin, Irak’ın bölünmesinin erken habercisi durumunda. Böyle bir ortamda Türkiye’nin bugüne kadar olduğundan çok daha aktif bir şekilde Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyacak çok taraflı düzenlemelere öncülük etmesi gerekiyor. Peki Türkiye ne yapabilir?

EYLEM PLANI ŞART
Ankara yakın vadede etki doğurucu bir eylem planını hayata geçirmek mecburiyetindedir. Bu eylem planı; ABD, Irak’a komşu ülkeler, Irak Yönetimi ve Bölgesel Yönetim olmak üzere dört ana unsuru, bir “omurga” etrafında iş birliğine sokacak şekilde oluşturulmalıdır. Ağırlıkları ve etki dereceleri farklı olsa da, bu dört unsurdan birinin bile, Irak’ın toprak bütünlüğü için iş birliği konusunda “gönülsüz” davranması, bölünmeyi kolaylaştıracaktır. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının ötesinde, bölgesel güvenlik ve istikrarın temini için önemli katkı yapabilecek bu “omurga”nın, Sadabad Paktı benzeri bir bölgesel güvenlik örgütü olması temel önerimizdir.
1937’de Atatürk’ün girişimiyle kurulan Sadabad Paktı’nın temel amacı bölgesel güvenliği ve istikrarı kalıcı biçimde temin etmekten başka bir şey değildi. Nitekim Pakt’ın aşağıda yer verilen önemli maddelerine bakıldığında bu amaç açıkça ortaya çıkar:
“Madde-1: Bağıtlı taraflar birbirlerinin içişlerine karışmaktan kesinlikle kaçınacaklardır.
Madde-3: Bağıtlı taraflar ortak çıkarlarını ilgilendiren uluslararası nitelikteki her türlü uyuşmazlıklarda, birbirleriyle istişarelerde bulunacaklardır.
Madde-4: Bağıtlı taraflar birbirlerine karşı hiçbir eylemde bulunmamayı yükümlenirler.
Madde- 7: Bağıtlı taraflardan her biri, kendi sınırları içinde diğer bağıtlı tarafların kurumlarını yıkmak, düzen ve güvenliğini sarsmak veya politik rejimini bozmak amacıyla silahlı çeteler, birlikler veya örgütlerin kurulmasını ve eyleme geçmelerini engellemeyi yükümlenir.”
Özelikle bu sonuncu madde, zaten birbirlerinin bağımsızlıklarına, egemenliklerine, toprak bütünlüklerine saygı göstermeyi taahhüt etmiş olan ülkelerin, içlerinden birini hedef alan yıkıcı/bölücü örgüt faaliyetlerini de engellemeyi öngördüğünden son derece önemliydi. Burada açıkça adı konulmasa bile, Türkiye-Irak-İran için giderek büyüyen bir tehdide dönüşen bölücü unsurların hareketlerinin önlenmesi hedeflenmişti.
Maalesef Sadabad Paktı, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte gündemden düştü. 70 yıldır çalıştırılmamasına ve İran İslam Devrimi’nden sonra yeni İran yönetiminin Paktı feshettiğini ima etmiş olmasına rağmen, hukuki bir fesih işlemi gerçekleşmediğinden Pakt’ın de jure varlığını devam ettirdiğini ifade etmek çok yanlış olmayacaktır. Bununla birlikte, geçen uzun zaman zarfında bölgede, üye ülkelerin iç siyasetlerinde meydana gelmiş olan olağanüstü değişiklikler ve bölge dışı aktörlerin bölgedeki mevcudiyetleri gibi faktörler Sadabad Paktı’nın aynı biçimde diriltilmesini tabii ki mümkün kılmamaktadır. Ama şartların değişmiş olması Sadabad Paktı’ndan alınacak ilhamla benzer bir mekanizmanın tekrar var edilebilmesine engel teşkil edemez.

TERÖRE KARŞI İŞ BİRLİĞİ
Irak’a komşu ülkelerin, ABD’nin de yönlendirmesiyle 2003’teki Irak işgalinden bu yana düzenledikleri periyodik toplantılardaki başlıca gündem maddelerinden biri Irak’ın bütünlüğünün korunması ise, bir diğer önemli gündem konusu da Irak’ta üslenmiş terör örgütlerinin gerek Irak’a gerekse Irak’a komşu ülkelere dönük saldırganlıklarının önüne geçilmesidir. Her iki konu da, ancak çok taraflı ve çalışan bir iş birliği mekanizmasının kurulmasıyla sorun olmaktan çıkarılabilir.
Türkiye’nin başlatacağı bir diplomatik taarruz çerçevesinde, Atatürk döneminde oluşturulmuş, karşılıklı iyi niyet ve iyi komşuluk ilişkilerine dayalı Sadabad Paktı’nın günümüz şartlarına göre, yeni üyelerin katılımıyla yeniden kurulması, Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanmasının ve bölgesel terör faaliyetlerinin minimize edilmesinin öncelikli yoludur.


SADABAD PAKTI
İran, Irak, Afganistan ve Türkiye’nin yer aldığı Sadabad Paktı 8 Temmuz 1937’de imzalanmış, 25 Haziran 1938’de yürürlüğe girmiştir. Pakt, adının çağrıştırdığının aksine bir askerî ittifak değil, bir saldırmazlık ve dostluk antlaşmasıydı. Anılan ülkeler arasında bu paktın imzalanmasının iki temel nedeni bulunmaktaydı; sınır sorunlarının kalıcı biçimde çözümlenmesi ve ülkelerin bağımsızlık ve egemenliklerini vurgulama isteği. Ancak II. Dünya Savaşı’nın başlaması Paktın işlevselliğini yitirmesine neden olmuştur. Sadabad Paktı 1979’da İran’daki yeni rejim Paktı feshettiğini ima edene kadar varlığını hukuken koruyacaktır.


BAĞDAT PAKTI
Bağdat Paktı 24 Şubat 1955’te Türkiye ve Irak’ın Karşılıklı İşbirliği Antlaşmasını imzalamasıyla oluşturulmuştur. Pakta 4 Nisanda İngiltere, 23 Eylül 1955’te Pakistan, 3 Kasımda da İran katılmıştır. Soğuk Savaşın ilk yıllarında kurulmasında etkin bir rol oynayan ABD, Pakta destek vermiş fakat katılmamıştır. Pakta İngiltere’nin katılması Arap ülkelerinin yaklaşımını olumsuz yönde etkilemiştir. Irak, 14 Temmuz 1958 darbesinden sonra Paktan çekilmiş ve 18 Ağustos 1959’da adı Merkezî Antlaşma Örgütü-CENTO olmuştur. Bağdat Paktının devamı şeklinde olan CENTO, 13 Mart 1979’da İran ve Pakistan’ın örgütten ayrılmalarıyla fiilen sona ermiştir.

IRAK - TIKLAYIN

18.10.2008