Türkiye’nin Davos’u Sarıkamış -I-

Sarıkamış’taki 9. Topçu Alayı’nda yedek subay askerliğimizi tamamladığımızda teğmendik. 18 aylık askerliğimizin 4 ayını Polatlı’daki yedek subay okulunda ikmal ettik. 1 ay erken terhisle 13 ayını da Sarıkamış’ta doldurduk. Askerî birliğimiz 9. Tümen 9. Topçu Alayı Uçaksavar Bataryası idi.
Eğer ömrünüzün bir yılı aşkın bir zamanı bir yerde geçmişse bu sizin için önemli bir zamandır. O 13 ay da öyle Sarıkamış da öyle.
Bu 13 ay ne çok hatıralarla doludur.
Sadece askerliğe dair değil...
Sivil halktan da bir çok dostlarımız oldu. Bu dostlukların bazısı askerlik sonrasında da devam etti. Askerlikle alakalı olanlarsa zaten bir dolu. Ama yine de bir yedek subayın askerlik hatırası hiçbir zaman bir erin hatıraları ile yarışamaz. Buna doğrusu bir mânâ vermek de hayli zor. O koskoca üniversiteleri bitirmiş insanların hafızaları okuma yazmayı asker ocağında sökmüş erat kadar hatıra zenginliğine sahip olamıyor. O askerler, bir ömür boyu hatıralarını anlata anlata bitiremezken yedek subaylarınki fakirdir...
Sarıkamış, Kars iline bağlı. Allahuekber Dağları ve çam ormanlarıyla kaplı dağlar arasında bir ilçe. Erzurum-Kars yolu üzerinde.
İlçenin iki büyük hususiyeti var.
İnanılmaz kar güzellikleri ve yaz mevsiminde de zengin çam ihtişamı.
Kar, öyle-böyle değil. Sarıkamış’ta kar vardır. Oranın karını batıda yağan karlarla karşılaştırmak çok yersiz olur. Bir ân göz alabildiğe uzanan dağlar ve ovalar tahayyül ediniz. Bu dağlar, ovalar, en uzaktan en yakındaki çam ağaçlarına, evlerin damına, yollara, sokaklara kadar beyaz, beyaz ve beyazla kaplı. Siz hiç kerpiç gibi kaymak tutmuş süt kabı gördünüz mü?
İşte öylesine kalın fakat daha ak bir manzara.
Beyazın nasıl bir renk olduğunu bu kar manzarasını görmeden tanımanız çok zor.
Birliğimize intisap ettiğimiz 1975 yazından terhis olduğumuz 1976 güzüne kadar kısa süreli iki yaz döneminden sonra gün yirmi dört saat bu manzarayı seyrettik. Çünkü kışlar tamı tamına 8 ay. İnsan toprağı özler mi? Toprağın hasreti duyulur mu? Topraktan halk edildiğimizden olmalı ki karın lapa lapanın da ötesinde bir yoğunlukla yağıp her tarafı bembeyaz çarşaflarla örtmesinden bir zaman sonra toprağı özler oluyorduk. Yer-gök, dağ-tepe-orman her taraf beyazsa, çevre beyaz bir uykudaysa insan orada elde olmadan toprağı özlüyor, onun hasretini çekiyor.
Eğer kışın bir saltanatı varsa o saltanat Sarıkamış’tadır.

A ma bu derin kışlar, kaypak değildir. Arkadan vurmazlar, aldatmazlar.
Hava rutubetsizdir.
Kalın ve bir karar ve mevsime göre giydikten sonra hiçbir şey olmaz. Sadece yakar sizi. Evet denizde yanmak gibi bir de karda yanarsınız. Bazen de yürürken apansız düşersiniz.
Sarıkamış’ta kızaklar vardır. Atlar çeker onları. Şehirde bile dolaşmak mümkündür. Kayak pisti dünyanın en güzel pistlerinden biri. Kış zevki, en muhteşem duygu ve manzaralarla Sarıkamış’ta yaşanır. İnsanları cana yakındır. En mütevazı dükkâna bile girdiğinizde size neredeyse zorla çay ısmarlarlar. Batı sıcaktır lakin böylesi alışverişlerde tuhaf bir soğukluk hakimdir. Hele o hiper marketlerde. Karlar ülkesinde ve bütün doğuda hava soğuk fakat beşeri münasebetler sımsıcaktır.
Kar, kış, don, sarkıt, kızak, kayak, orman ve tarih ele geçmez zenginlikler. Neden bu zenginlik hakkıyla görülmez ve dünyaya pazarlanmaz? Burada bir servet yatıyor. Bu servetin görülmesi, bu hazinenin keşfedilmesi lazım.

29.1.2003