İrfan Özfatura
Efendimiz bir hadîs-i şerîfde, "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" buyurdular. "Bizim bildiğimiz müflis, parası, malı olmayan kimsedir" dediler. "Ümmetimden müflis şu kimsedir ki, kıyamet günü namazları ile oruçları ile ve zekâtları ile gelir. Fakat, kimisine sövmüştür. Kiminin malını almıştır. Kiminin kanını akıtmıştır. Kimini dövmüştür. Hepsine bunun sevaplarından verilir. Haklarını ödemeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları alınarak buna yüklenir. Sonra Cehenneme atılır."
Ne büyük felaket, o sıcak günlerde oruç tutmuş, o uzun gecelerde namaz kılmışsın sevaplarını veriyorsun arkasından konuştuğun adama.  Ki mahşer meydanında ne kadar ihtiyacımız olacak onlara. 
Döven, söven. Aldatan, kalp kıran ona keza…
Ecdat terimlere tabirlere hakim olmayan müminler için hoşça bir yol geliştirmiş. Fetva kitaplarında "Efendim Zeyd şöyle yapsa ne lazım gelir" diye soruyor. El cevap caizdir deniyor,  ya da zinhar. Çok net, şüphe kalmıyor.
Dilerseniz aynı usul ile gün boyu karşılaştığımız hadiseleri tartalım, bakalım kul hakkı yükleniyor mu boynumuza.
Zeyd durakta sıraya riayet etmeden otobüse binse, birileri ayakta kalsa? 
Zeyd etrafındakilere ters baksa, sert konuşsa, azarlasa.
Emeğe saygı göstermese böyle çay mı olur, çorban tuzsuz, helvan tatsız diye laf atsa.
Arkadaşlarını küçük düşürse, alaya alsa, üzücü kırıcı şakalar yapsa.  Yere tükürse, sağa sola çöp atsa.
Zeyd bakımsız araçla yola çıksa, motoru yağ yaksa, egzoz kapkara duman salsa? Freni iyi değil, lastikleri kabak, başkalarının da emniyetini tehdit ediyor olsa. 
Evet EDS kaydediyor ama melekler de kaydediyor. Bunlar hepsi hak hesap verecek mahşer meydanında.
Zeyd arabasını filan marketin otoparkına bıraksa, gidip başka yerde işine gücüne baksa.
Zeyd kebapçılığa niyetlense aziz mübarek gün özendire bezendire döner kesse, çıtır çıkır ekmeklerin arasına koysa. 
Bilirsiniz babalarımız file kullanmaz zembille çıkarlardı çarşıya.
Zeyd asansöre binse ter koksa. Kalabalık içinde sigara yaksa. Ya da soğan sarımsak yiyip camiye gelse, safa sokulsa. Şehirler arası otobüste çorapları burun kırsa.
Arkadaşları ile gece yarılarına kadar kaynatsa. Komşuları yarın işe gidecek ama sesten uyuyamasa. Ya da gün boyu teybin sesini açsa, bas güp güp vursa camları zıngıldatsa. 
Çöpü kapıya bıraksa, suları aksa. Balkondan halı silkelese, izmaritleri, çekirdek kabuklarını aşağı atsa. Evde topuklarını vura vura yürüse, kapıları sert kapatsa… 
Evet bunların hepsi kul hakkı, ecdat ev yaparken kırk kere ölçüp biçer, gölgesi başkasının bahçesine düşer mi, güneşini keser mi diye hesaplar. Sırf bu yüzden şehirleri yamaca kurarlar. 
Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) oğulları İbrahim'in kabrini yaparken toprağı düzeltirler.  Sırf düzgün görünsün, kimse rahatsız olmasın diye. 
Hazret-i Hasan üç beş yaşında. Zekât için gelen hurmalardan birini ağzına atıyor. Efendimiz büyük bir telaşla ağzından alıyor, kursağından geçirmiyorlar asla. 
Haksız alınan bir kuruşu sahibine geri vermek, yüz kuruş sadaka vermekten sevaptır. (Abdullah bin Mübarek) Bir başka rivayette kabul olan altı yüz hacdan evladır deniyor. 
Hasılı akşam yatarken düşünmek lazım. Acaba bugün birini kırdım mı? Birinin hakkını yedim mi, zarara uğrattım mı? 
Evet şunu üzdüm galiba. Yarın git, gönlünü al.
Biliyorum zor ama mahşer meydanında daha da zor olacak.