Ebu Said Ebu'l Hayr hazretleri, daha henüz küçükken babası onu almış cuma namazına götürmekte idi. Yolda zamanın manevi reisi Şeyh Ebü'l Kasım Bişr hazretlerine rastladılar. Ebü'l-Kâsım onları görünce, Ebü'l-Hayr Muhammed'e; "Bu çocuk kimindir?" diye sordu. "Bizimdir" cevabını verdi. Bunun üzerine gözleri dalan Ebü'l-Kâsım; "Evliyâlık makamının boş kalacağını, bu dervişlerin, talebelerin bizden sonra zayi olacaklarını görürken bu dünyadan gönül huzuru ile nasıl ayrılabilirim. Şimdi bu çocuğu görünce gönlüm rahatladı. Zira velilik makamı buna nasip olacak. Namazdan çıkınca, çocuğu bizim yanımıza getir" dedi. Namazdan çıkınca Ebü'l-Kâsım Bişr'in yanına gittiler. O büyük zât Eb- Saîd'in babasına; "Ebû Saîd'i tutuver. Şu yüksekçe yerde ekmek vardır. Onu uzanıp alsın" dedi. Babası kaldırınca, Ebû Saîd oradan ekmeği aldı. Ekmek arpadan olup, sıcaktı. Sıcaklığını elinde hissediyordu. Ebü'l-Kâsım ekmeği alıp, yarısını Ebû Saîd'e verdi ve "Ye!" dedi. Yarısını da kendisi yedi. Bunun üzerine babası; "Efendim bu ekmekten bana vermeyişinizin hikmeti nedir?" diye sordu. Ebü'l-Kâsım Bişr; "Ey Ebü'l-Hayr! O ekmeği otuz sene önce oraya koymuştum. Bize; insanların mânen ihyası, irşadları, doğru yolu bulmaları bu ekmeğin elinde sıcak olduğu kimse ile olacaktır" diye bildirildi. Müjdelenen kimse senin bu çocuğundur" buyurdu.