Ramazan-ı şerif ile baca temizliğinin ne alakası var, hem bir insan niçin üç aylar girince boya badanaya kalkar? Perdeler niye recep ile yıkanır, halılar çırpılır şabanda? Haydi kalaycıya giden kapları, kilere yedeklenen erzakları anlıyorum da…
Üsküplüler üç ayları heyecanla karşılar. Yekpare tutamayan da Pazartesi Perşembelere niyetlenir, her iftarda yaklaşan ramazanı hatırlar. 
Kandillerde boyunlar bükülür eller açılır. “Ya Rabbi öyle bir ramazan geçireceğim ki… Her gecesini ihya edeceğim. Geçen sene gaflete düştüklerim oldu bu sene Kadir gecesini yakalayacağım inşallah!” 
Yine mahmurluk çökebilir, yine uykuya dalınabilir. Olsun. Müminin niyeti de amelinden az hayırlı değildir.
CAMİDE BULUŞURUZ 
Makedonya’da ramazan, cami demektir. Cemaat alır cüzlerini koşar. Mukabele kaçırılacak şey değildir zira. Onar sayfa sabahtan onar sayfa ikindiden okur, bayram gelmeden hatimi tamamlarlar. Genelde hoca efendiler okur ama ara sıra rahle başını gençlere bırakırlar. Yeni yetme maksımlar da iki izler, üç izler sonra bir cesaretle ben de okuyabilirim der çıkarlar ortaya. Takılsalar da hoş görülür. Herkes Abdüssamed olacak değildir ya... Yaşlılar “Ooo maşallah maşallah” deyicidir, dağarcıklarındaki aferinlerden birini çıkarır verirler onlara. Kızanları özendirme hususunda üzerlerine düşeni yaparlar.  
Ne yalan söyleyelim hanım kızlar daha bi meraklıdır Kur’an’a. Erkeklerin olmadığı saatlerde camiyi kapatır, hocahanımın riyasetinde okurlar. 
KOKUSU GELDİ MÜBAREĞİN
Eskiden gönül ehli, “Mübareğin kokusu geldi” der, hilale bakmadan ramazanı hissederlerdi.
Bizim gibiler de kokusundan anlar ama pide kokusundan! Üsküp çarşıları iftara doğru mis gibi yanık hamur kokar. Gevrek susamın ve çifter çifter kırılan yumurtaların rayihası çarpar burnunuza.
Üsküplüler “eskiden Gazi Baba’dan top atılırdı be ya” diyorlar, “gavur bir baane buldu ona da. Davulcu deseniz yıllar var ki dolanamaz yasak! Ama köylerde adet sürer hâlâ.” 
Üsküp’de iftarı çarşıda yapacaksanız ya küfte yiyeceksiniz ya da küçük güveçte kuru fasulye. Paraya kıyarsanız ikisini birleştirir güveç üstü küfte (cevabici) isteyebilirsiniz pekala. Yanında üzerine tel tel peynir rendelenmiş salata gelecektir mutlaka (Şopska)… 
Ve tabii ki baklava. Üsküplüler seksen kat yufka döşer, içine avuç avuç ceviz atarlar. Eh tereyağı da ayarında olunca.
Onların gözü ise bizimkilerde: “Eh be İstanbul’da yemiş idim bir yeşil baklava! Hâlâ tüter burnumda.”
Çarşıda çok çeşit yoktur ama ev sofraları zengindir. 
Evlad-ı Fatihan dolmaya, sarmaya, türlüye bayılır mesela. Dolma demişken söyleyelim oyulan kabakların içleri saklanacak ve bir sonraki süfürde müjver olarak çıkacaktır karşınıza. 
Onlar da iftara çorba kaşıklayarak başlar, sebzeleri daha ziyade ‘ziitinyaalı’ yaparlar.
Yaz günü yemek hazırlamaya ne var? Bir karpuz kesiverirler icabında. Sucuk yenirken “Bu mübarek susatacak ya hadi hayırlısı” diye başlar. İlk iki lokmayı endişe ile alır, sonra battı balık yan gider hesabı bandırırlar yağına.
BU BÜRYAN BAŞKA 
‘Süfür’ sofralarının başrolünde ‘büürek’ oynar. Kıymalısı makbuldür, içine soğan biber domates de doğrarlar. İyi yedirir ve tok tutar. Peynirli de yapılır, patates, pazı, ıspanak, kabak da katılabilir. Arnavutlar pırasalısına bayılırlar ayrıca. 
Nasıl Anadolu insanı bazlamayı gözlemeyi ihmal etmezse… Burda da büreksiz olmaz. Ve çay!
Amcamın biri “mümkün mü” diyor,  “büüle bir din küütü olsun haşa! Ki gecenin ikisinde çay demlettırır insana!”
Balkanlarda da büryan yapılır ama Siirt ve Bitlis’teki gibi kuzuları kuyulara gömmez. Bir nevi etli pilav yapar, verirler fırına. Radoviş’te döşeme derler buna, Ustrumca’da kapama.
‘Kaymaçina’ adını andıran bir tatlıdır, yumuşacık kayar boğazınızdan. Besleyicidir de içinde süt vardır, şeker vardır, bir de yumurta. Süt pidesi de denir, çırpılır salınır, pembeleşti mi alınır fırından. 
Trileçe bir Arnavut tatlısı, eh Üsküp’te de hatırı sayılır Arnavut var. 
Mısır ununun yağla kavurarak yapılan kaçamak başlangıçta bir şeye benzemez ama tereyağı gezdirilip de pekmeze bulanınca… Oh oh oh… Gerçek bir kaçamak olur kilolulara.
Pelte (peluze) hafif tatlıların arasında anılır güya. Yaşlılarımızın tabiri ile safi neşiştedir (nişasta) oysa. 
Şekerpareyi de güzel yaparlar tereyağını esirgemezler, dağılıverir ağzınızda. Bazılarının ki öyle gevrek olur ki tutarken dağılır hatta. 
Eh bunları yiyip yatamazsınız, “oh elhamdüllilah” deyip kürdan aranırken bir bakarsınız müezzinin eli kulağında. 
Üsküp ramazanlarının en güzel yanı da budur. Camileri çok şirindir zira. Teravihler aynı Türkiye’deki gibi kılınır, hoca efendiler kısa sureler seçerler. Cemaat çıkınca dağılmaz, akşam serininde çayını içer tadını çıkara çıkara. Mesala kursumli anda. (Kurşunlu Han’da) 
Sohbetlerin mevzuu bellidir. Geldim Bursa’dan gidecem İstanbul’a.
Çayınız bittikçe kaveci gelir sorar “istersın daa bir”
“Ya ne” diye çıkışırlar “helbet!. 
Niye sorarsın be ya!”