Somali Ramazan-ı şerifin renkli geçtiği ülkelerden biri. Ne tam Afrikalı ne de Arap. İkisi arası bir şey, bir yandan boy pos almışlar diğer yandan medeni bir sima. Müslüman’ın yüzü nurlu oluyor ayrıca.
Gece ezan üstüne ezan okuyorlar. Yatsı ile teravihe gidiyor. Bizim gibi yatıp yatıp kalkmıyor, uzun okuyor, haz alıyorlar.  
Yatsıdan dağılıp geliyorsunuz, bu sefer teheccüd ezanı okunuyor. Bu ramazanlarda sahura kalk demek oluyor aynı zamanda. Sonra sahur bitti ezanı, sonra sabah ezanı…
Akşamı da sayarsanız 5 defa…
Halk sahurda daha ziyade soor adı verilen bir yemek yiyor. Haşlanmış mısır ununu tabak şeklinde açıyor üstüne et ya da süt koyuyorlar.
Mısır bereketli bir nimet. Az da yeseniz midede şişiyor ve gün boyu tok tutuyor.
SEMBUSE HUBZ HELVA
Meşhur bir muska börekleri var (sembuse) içi et ve baharat dolu, iftar sofralarında baş köşeye konuyor.
Ekmeğe hubz, tatlıya helva diyorlar. 
Halaviyat işinde Kismanyo önde gidiyor.
Somalililer misafir ağırlamaktan hoşlanıyor, birbirlerini iftara çağırıyorlar. Yakın komşudan başlanıyor 30 ramazan sofralarında eş dost akraba oluyor. Ne varsa tabii, külfete kaçılmıyor.
'Baasto' sevilen yemeklerden biri. Bildiğiniz çubuk makarna. İçini zenginleştirmek cüzdanınıza kalmış artık. Kuş başı et de doğrayabilir (etin kilosu 8 lira), havuç, domates, soğan, biber, fesleğenle de bezeyebilirsiniz.
Mango ya da karpuz olmazsa olmaz, illa dilimlenip konacak tabağa.
Somali üç şeyde dünya şampiyonu; Muz ağacı, deve sayısı ve ton balığı.
 BALIK TUTMAYI BİLİYORLAR DA 
Çinlilerin “balık vereceğine, balık tutmayı öğret” diye bir sözleri var malum. Burada tam tersi. Balık tutmayı biliyorlar da… Kırmızı ete bayılıyorlar. Hele pirinç pilavı (belis) ile sunulursa.
Türkler geldikten sonra toplu iftarlarla tanışmışlar, hayat ucuz 300-400 dolara bir sığır kesilebilir ki pirinci ile 500 dolara çıkar. Yüzlerce fukara sebeplenir bu arada. (İhlas Vakfı aracı olur mesela)
Sade yaşıyorlar. Yaşlılar bellerine izare denen bir peştamal doluyor üstüne bir gömlek çektiler mi yetiyor. Takken el işi olacak ama… Omzuna da bir imame atacaksın, elinde asa, ayağında da sandalet oldu mu ağasın ağa…
Hanımlar tesettürlerine itina gösteriyor, hatta bazıları gözlerini bile saklıyor. Diğer İslam ülkelerinde gördüğümüz kot, tişört, makyaj, hörgüçlü kafa bulaşmamış daha… 
YANİ NE SANIYORSAK? 
Bizim gayretkeş bir tarafımız var. Hadi gidelim şu Afrikalılara dinlerini öğretelim!
Sanıyoruz ki onlar bir şey bilmiyor. Bir kere bizden evvel Müslüman oldular (Hazret-i Necaşi yıllarında). Bir camide şahit oldum Arapça aslından Emali Kasidesi okunuyordu, cemaat ezberinden katılıyordu imama. Ne yalan söyleyeyim merak ettim de itikat kitabı olduğunu öğrendim, haberim bile yoktu yoksa.
Gidin İstanbul’daki herhangi bir camiye, en gözünüzün tuttuğuna sorun. Tek bir beyit okuyabilirse gelin yanıma.
Somaliler de mevlüd-i şerif okuyor ama bizdeki gibi hocalar tutarak, camiler kapatarak değil. Açıyor kitaptan mırıl mırıl okuyor, ne yazdığını anlıyor hiç olmazsa. Kaside-i Bürde alayının ezberinde, Kahire aksanıyla başladılar mı genci yaşlısı bülbül kesiliyor. Bakın hâlâ kulaklarımda “Mevlâ ya salli ve sellim daimen ebeda”
KAÇ HAFIZIMIZ VAR ŞURADA? 
Somali’de her üç kişiden biri hafız. Demek ki dinlediğini kaydediyor kenara. Biz Ramazan-ı şerif boyunca bir hatmi bitiremiyoruz, orada haftada bir hatim indiren “tüh bu sene yapamadık” diyor.
Kuran-ı kerim kursları yaygın. Olmayan yerlerde diksular var. Diksu dediğimiz bir ağaç altı çalı çırpıyla çevirmiş medrese yapmışlar.  Hoca okuyor grup hep birlikte tekrar ediyor. Küçükler de büyüklerin arasında kaynayıp gidiyor. Ama kulaklarında bir şeyler kalıyor. Ayeti kerimeleri loh adı verilen tahtalara yazarak ezberliyorlar. İs mürekkebi ile yazıyor yıkayarak siliyorlar. O su ortalığa dökülmüyor asla. Mushaf-ı şerif olmadığından değil, usulleri böyle, demek işe yarıyor, bu kadar hafız yetiştirdiklerine göre...
Mogadişhu da İsbahaysiga Camii (Masjidka İsbahaysiga) perişan bir haldeydi, Türkler tarafından tamir edilip ibadete açıldı. Artık halk arasında Mescid-i Recep deniyor.
DERT BİR DEĞİL Kİ…
En büyük problem kuraklık ya da Eş Şebab’ın baskısı yüzünden yerini yurdunu bırakıp Mogadişu’ya sığınanlar. Yüz binlerce insan gelmiş ve derme çatma barakalarda yaşıyor. Çok şükür açlıktan ölen yok ama sefalet ortada.
Göçler esnasında annelerini babalarını kaybeden çocuklar olmuş. Devletin yetimlere sahip çıkan bir müessesesi yok. Mahalle arasında büyüyüp gidiyorlar. Ama kafalarını yaslayacak bir omuz olsa…
İşsizlik oranı %50. Gençlerin yarısı ayakkabı boyacısı, diğer yarısı da ayakkabılarını boyatıyor. Ne iş olsa yaparım diyenler bile ortada dolanıyor.
Afrika’da sivri sinekler panterden bile tehlikeli. Sıtmanın (Malarya) şakası yok, dikkat etmek gerekiyor.
Katarakt yaygın, halk doktorların talep ettiği paraları (ki makul) ödeyemiyor. En iyisi bir Türk sağlık merkezine sığınmak. Kızılay ve Sağlık Bakanlığımız gereğini yapıyor, ilacını veriyor, karnını da doyurup, uğurluyor.  
Burada vazife yapan hekimlere ve yardımcılarına imreniyorum. Nasıl dua alıyorlar anlatamam. O sıcakta hasta bakıyorlar ya, inanıyorum serinleyecekler mahşer meydanında...