Somali deyince ne hatırlıyoruz? Gemi korsanları ve Eş Şebap militanları. 
Haber saatlerinde onlar sunuluyor zira. 
İyi de güzel kardeşim, bu ülkenin nüfusu 11 milyon, militanlarla korsanları toplasan 10 bin bile yapmaz. Bardağın dolu tarafını da görsen ya! 
Somali’ye gidince iki şey anlıyorsunuz. Bizim burada da muhtaçlar var ama oradaki fakirlerin yanında 5 yıldızlı yaşıyorlar. Türkiye’de çalıdan kulübe yapıp içine giren yok. Hangi belediyenin aşevine gitsen karnın doyar. Ha takside girmişsindir, kartın katlanmıştır o başka… 
İkincisi bu insanlar yokluğa aldırmıyor, küçük şeylerle mutlu olabiliyorlar. Biz mi ufak şeylerde mutsuzluk arıyoruz yoksa? Ama çocuğum imtihandan kırık aldı. Ya gül geç be abla. Ne açlık çekiyorsun ne sıtma, onun evladı mektep yüzü görmedi daha. 
Arabanın boyası, cildimizdeki kırışıklıklar, dökülen saçlar… Ne gereksiz dertlerimiz var. 
Adama bakıyorsun elde yok, avuçta yok ama kıkır kıkır gülüyor. Çocuklar abilerindan ablalarından kalma yırtık urbalara bürünmüş ama yüzleri neşeden çiçek açıyor. 
Hele Kadirilerin nezafetlerine nezaketlerine zarafetlerine hayran oluyorum. Meğer Abdülkadir Geylani hazretleri ne büyük bir veli imiş. Bağdat nereee Mogadişu nere? Feyzi ulaşmış dünyanın öbür ucuna. 
Nur yüzlü gençler ihlasla ilim edep devşiriyor, Gavs hazretlerine lâyık talebe olmaya çalıyorlar. Sufiden kimseye zarar gelmez, çünkü şer’i şerife uyar, mahlukata şefkat duyar. 
OHH MİSS
Ve bir şey daha dikkatimi çekiyor, üstleri başları sakız gibi ve çok güzel kokuyorlar. 
Bu koku işi Somali’ye has bir hususiyet. Yıllar evvel bir Puntlend ziyaretimiz olmuştu. Sandal ağacı parçaları hediye etmişlerdi bana. Çantamda da yer yok bu yongaları nasıl yapmalı da atmalı bir kenara. Sonradan fark ettim muhteşem kokuyorlar. Punt koku demekmiş zaten. Puntlend koku ülkesi. Bütün ıtriyatçılar buraya koşarmış zamanında. Dervişler zikirde yakar, cuma ve bayram günleri tütsü yaparlarmış cami avlularında. Eskiden düğünlere derneklere hava katarmış, şimdi pahalı parfümlere malzeme oluyor. 
Koruyucu bir yanı da var, Kanuni’yi Zigetvar’dan bunlarla tahnit edip getiriyorlar mesela.
CEZİRE… NURLU ADA!
Somali sahilleri 3300 km… Başkent Mogadişu’dan güneye doğru iniyoruz. Sol yanımız deniz, rüzgâr yer yer kumları yığmış yola. Kumu ince ötesi, objektifin içine bile girmiş artık nasıl olduysa? 
Ekvatora yaklaştığımız noktalarda Cezire adlı bir beldeye geliyoruz . Biliyorsunuz Cezire Arapça ada!
Ada kıyıdan üç yüz metre kadar ötede. Sabah saatlerinde sular çekilmiş, paçalarımızın ıslanmasına aldırmıyor yürüyerek gidiyoruz oraya. Sular sadece oyuklarda kalmış, kuşluk güneşini yiyince nasıl ısınmışlar, tam banyo yapılacak kıvamda.
Ilık ve sakin görünse de bu bir okyanus. Ufuklara bakınca insan ürküyor. Bilmem deniz mi büyük, biz mi aciziz yoksa?  
Ada bildiğiniz kaya. Bir köşesinden merdiven oymuşlar kolayca çıkılıyor yukarıya. Burada küçük bir mescid var bir de Türbe. 
Mübareğin adı Osman Ebu Hasan. Havalide bulunan Osman isimli dört veliden biri. Sahabe-i kiramdan Zübeyr bin Avvam hazretlerinin torunu olduğu söyleniyor. 
Somalililer veliyullaha karşı çok hürmetkâr. Ruhuna Kuran-ı kerim okuyor. Fatihalarla yâd ediyorlar. 
AĞLA SU YÜKSELSİN
Dönüşte bakıyoruz sular yükselmiş. Yer yer belimize varıyor. Çabuk diyorlar birazdan boyunuzu aşar. Nitekim dedikleri gibi de oluyor. 
Peki cezire turist çekebilir mi? Yerli halkın böyle bir beklentisi var, iyi kötü tesis yapmış, yemek sunmaya başlamışlar. Denizden çıkardıkları kabuklar para eder mi? Bilmiyorlar. 
Somali halkının tamamı  Ehl-i sünnet. Biz Maturidîyiz onlar Eşari, Türkiye’de Hanefiler ekseriyette, onlar ise %100 Şafii, orada da tasavvuf ehli mevcud. Bizde Nakşi ağırlığı vardır orada Kadiri…
Tekkelere ribat adını veriyorlar. Türbeler temiz bakımlı gül gibi kokuyor. Edeple ziyaret ediyor, sessizce okuyor ve parmaklarının ucuna basarak çıkıyorlar. 
Mogadişu tabiin döneminde İslâmla tanışıyor, diğer Afrika ülkelerine de öncü oluyor. Bu yüzden onun Mekke-i Mükerreme, Medine-i münevvere ve Kudüs-ü şeriften sonra gelen mübarek şehirlerden biri olduğuna inanıyorlar. 
MESCİDKA TURKİGA
Mogadişu’nun feyz pınarlarından biri de Şeyh Abdülaziz hazretleri. Şeyh Abdülaziz, İmam-ı Busayri hazretleri ile aynı devirde yaşamış bir Nakşi büyüğü. Ömrü hizmetle geçiyor.
Osmanlılar yöreye gelince mübareğin medfun olduğu mıntıkaya avlusu, haziresi, kuyusu, şadırvanı ile Anadolu kokan bir mescid inşa ediyorlar. Külliye Hakk âşıklarına mekân oluyor. 
Şeyh Abdülaziz Camisi sahile sıfır, minaresi adeta deniz feneri gibi, çok uzaklardan bile görünüyor. Ne yazık ki direnişçilerle Afrika Gücü arasındaki çatışmada hedef oluyor, hasar alıyor. 
Halkın sık ziyaret ettiği Sufi Ebyad ise beyaz bir mümin, Türk olduğu da söyleniyor söz arasında. 
Şeyh İbrahim bin Raşid bin fakih Ömeri de havalide iz bırakmış bir Kadiri şeyhi.  
Şeyh Muhyiddin Muallim Mükerrer, Şeyh Muhyiddin Üveys Kadiri, Şeyh Murat hazretleri ve Şeyh Sufi ona keza. 
Halk arasında anlatılan menkıbeleri de var ama kitabi değil. O yüzden girmiyoruz mevzuya.