Meşhur menkıbedir, bir Mecusi ramazanda         küçük çocuğunun sokakta bir şeyler yediğini görür. Hemen müdahale eder, “Oğlum burası Müslüman mahallesi, onlar oruç tutarlar” der ve çocuğunu eve gönderir. Velhasıl, hak tecelli eder, Allahü teâlâ o Mecusi’yi sırf Ramazan-ı şerife olan saygısından ötürü Müslüman olmakla şereflendirir ve cennetine koyar. Düşünün bir Mecusi ramazan ayına gösterdiği hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlayan, şehevati nefsaniyeyi gemleyen bir mümin hangi mükâfatlara kavuşur...
Ama bazıları, “Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz” diyerek açıktan oruç yer... Bilmez, Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Bir günah yüzünden büyük azaba düçar olabilir. Müslüman, kötü örnek olmamak, başkalarının da günah işlemesine cesaret vermemek için günahı gizler. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi:  “Mümin, günahını dağ gibi görür, üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını, burnuna konmuş, hemen uçacak bir sinek gibi görür.”
Allahü teâlâ çekinmeden günah işleyenlere, gizli yapanlardan daha çok buğzeder. Fakat üzülerek günahını gizleyenleri, gizlediği için affedebilir. Eski Osmanlı sokaklarında oruç yiyen bir kişiye dahi rastlanmaz, Frenkler bile özen gösterir, evlerinde yer içerler...
Hükümetin de bu konuda tavizi yoktur, Ramazan-ı şerif yaklaştığında bazı tenbihnâmeler (yönetmelikler) neşreder. Söz konusu tenbihnâmelerin çoğu sosyal hayata, bir kısmı da umumi yerlerde alenen oruç yiyenlerin cezalandırılacağına dairdir.
İkinci Meşrutiyet döneminde, aleni oruç yemek ceza kanununa suç olarak girer. Bu kimseler bir aya kadar hapisle cezalandırılır. 1909 Ramazan’ında Nafia, yani Bayındırlık Bakanlığı çalışanlarından Midhat ve Ömer isimli iki memur ramazanda alenen oruç yedikleri için bir hafta hapis yatarlar. Ramazan öncesi yayınlanan tenbihnamelerde ise şu ifadeler dikkat çeker: “Mübârek Ramazan-ı şerif ayında herkesin önünde yiyip içenler, oruç tutan Müslümanları alenen tahrik etmiş olduklarından dolayı haklarından Kanun-i Esasiye göre şiddetli bir şekilde cezalandırılmaları gerekmektedir.”
1847 tarihli bir tenbihnâmede ise kadınların Ramazan-ı şerifte sokakta ve alışveriş yerlerinde 11’den sonraya kalmayıp vaktiyle evlerine gitmeleri emredilir.