Sahabeden Urve bin Zübeyr’in (Radıyallahü anh) bir ayağı kangrenden kesilmek zorunda kalır. Tabipler bunu söyleyince hali hiç değişmez, “Rabbim, yedi evla­dım vardı. Birini aldıysan altısını bıraktın. Dört olan el ve ayaklarımdan birini aldıysan üçünü bıraktın. Bela verdiysen, daha önce afiyet de verdin” der.
Ayağı kesileceği zaman, bayıltacak ve uyuşturacak hiçbir ilâç almaya razı olmaz. Ameliyatın farkına bile varmamış, hiç acı duymamıştır. Sonra masadaki kesik ayağına bakar, “Rabbim bilir ki, seninle bilerek asla bir kötülüğe doğru yürümedim” der, Allahü teâlâ’ya isyan etmez.
Zira sızlanmak ve sabırsızlık göstermek musibeti artırır, tevekkül ise hafifletir. Şakik-i Belhî hazretleri, “Musibete sabretmeyip feryat eden, Allahü teâlâ’ya isyan etmiş olur. Ağlamak, sızlamak, bela ve musibeti geri çevirmez” buyurdu.
Aslında hastalık, dert ve belâ, kemend-i mahbubdur, yani Allahü teâlâ’nın sevdiği kulunu kendine çekmek için gönderdiği kementtir. Âşıkları, sevgiliden başka şeylere bakmaktan koruyan bir kamçı gibidir. Dert ve belâ en çok peygamberlere, sonra onlara benzeyen büyük zatlara gelir. Allahü teâlâ, en çok belayı, İslamiyet’e en çok uyanlara verir. Hazret-i Ali, “Mümin beladan kurtulamaz” buyururdu. 
Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur. Cehennemdeki çok şiddetli azapların, dünyadaki birkaç günlük sıkıntı ile giderilmesi ve günahların temizlenmesi de Allahü teâlâ’nın kullarına merhametidir. 
Zannedildiği gibi dostlara gelen dertlerin, belâların, musibetlerin çok olması, günahların çok olduğunu değil, günahların çok affedildiğini gösterir. Allahü teâlâ, dostlarına çok belâ vererek, günahlarını affeder, temizler. Böylece bunları, âhiret sıkıntılarından korur.
Hadis-i şeriflerde de buyurulduğu gibi; “Hastanın günahları, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi dökülür.”
“Hastalıkla geçen saatler, günah işlenen saatlere kefaret olur.”
“Belayı nimet, bolluk ve rahatlığı musibet saymayan, kâmil mümin değildir. Çünkü belâdan sonra bolluk, bolluktan sonra belâ gelir.”
“Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helâkı için kâfi gelirdi.”
“Baş ağrısı veya herhangi bir hastalığı sebebiyle, müminin Uhud dağı kadar günahı olsa da, hepsi af olur.”
Şu halde has­talıklar bizler için emin bir nasihatçi, merhametli bir mürşittir. Hastalık ve musibetler insanın kibir ve gurur gibi kötü huylarını giderir; insanı mütevazı, merhametli ve sevimli kılar. Ömür boyu işleri yolunda gitse, burnu bile kanamasa, aslını ve akıbetini unutup azabilir. Bazı hastalıklar vardır ki sonu ölüm olsa o kişiye şehitlik de­recesi kazandırır. Doğumdan, karın sancısından, boğul­mak ve yanmaktan ve taundan vefat etmek böyledir...