Sultan II. Abdülhamid, tahta geçmesiyle birlikte yoksulların, muhtaçların ve zarurete düşenlerin yegâne koruyucusu olur. Ramazan-ı şerifte yayımladığı tenbihnâmelerin eksiksiz yerine getirilip getirilmediğini görmek için tebdil, yani kıyafet değiştirerek İstanbul sokaklarında turlar. Mekke emirlerinin giydiği şerif kıyafetiyle fırınlara gider, ekmeğin gramajını, esnafın zam yapıp yapmadığını denetler. Bazen de camilere girer, dolaşır. Hafızları ve vaaz dinleyenleri dinler ve bazen de kendisi kâtip kılığında tanınmayacak derecede kıyafetini değiştirerek halkın arasına karışır.
Maliyeti hayli tuzlu olan iftar davetlerini bizzat kendi cebinden karşılar. Saraydaki iftar yemeklerini en çok halka açan kişi yine kendisi olur. Büyük hakan, ramazan boyunca devlet ricalinin yanı sıra gazetecilere, öğrencilere ve sıradan vatandaşa iftar verir. İftar öncesi saray mutfağını ziyaret ederek yemeklerin pişirilme sürecini bile takip eder. Misafirlere verilen diş kiralarının bedeli yine büyük ölçüde padişahın kesesinden karşılanır.
DERDİ OLAN SARAYA
 Sıkıntıya düşen hemen herkes, Yıldız Sarayı’ndaki padişaha hiç çekinmeden arzuhallerini iletir ve bu söz konusu atiyye isteklerin hemen hiçbiri karşılıksız bırakılmaz. Padişah, hazine dışında şahsi ihsanları ve sadakalarını da ihtiyacı olanlara sunmaktan geri durmaz. 
Özellikle İstanbul’da kış aylarında fakir ahaliye padişah ihsanı olarak odun ve kömür dağıtılır. Bir başka uygulama da özellikle bayram günlerinde Saray-ı Hümâyûn Erzak-ı Umumiye Ambarı’ndan padişah sadakası olarak ihtiyacı olanlara erzak dağıtılmasıdır. 
Sultan, her 19 Ağustos’ta, tahta çıkış yıl dönümü vesilesiyle, sünnet olan çocuklara mutlaka birer çeyrek altın hediye eder. 
II. Abdülhamid Han, her tahta çıkış yıl dönümünde, borcu yüzünden hapse düşüp mağdur olmuş insanları kurtarmak maksadıyla, şahsi hazinesinden bir miktar parayı sarf etmeyi de alışkanlık hâline getirmiştir.
KIRKTA BİRİ FAKİRE
 1897 yılında zuhur eden Osmanlı-Yunan Savası sırasında, sık sık hastaneleri ziyaret edip, yaralılarla ve onların ihtiyaçlarıyla ilgilenir. Bir gün bacağını kaybetmiş bir askerin vaziyetinden çok ızdırap duyar ve kendi eliyle yaptığı bastonu ona hediye ederek bir nebze olsun acısını unutturmaya çalışır.
Yine, 1894’teki büyük İstanbul depreminde bir yardım komisyonu kurdurur, ilk yardımı da kendisi yapar. Önce 1.500 lira, sonraki günlerde de ilaveten 5.000 lira yardımda bulunur.
Sultan II. Abdülhamid, her cuma günü İstanbul’un çeşitli semtlerinde 21 baş koyun kestirerek etlerini o mahallede bulunan tekke ve zaviye sakinlerine ve mahallenin fakir ahalisine sadaka-i seniyye olarak dağıttırır. Onun dönemindeki yaygın uygulamalardan biri de, belediye gelirinin kırkta birlik bir bölümünün fakir fukaraya aylık otuzar kuruşluk maaşlar hâlinde dağıtılmasıdır.