Ahmet Münir Eren - Hindistan bir bütünken İngiliz kurmuş oyunu, bir taraftan inek kesmenin 7 koyun kesmekten daha efdal olduğunu duyurmuşlar Müslümanlara, diğer yandan tanrınız olan ineği kurtarın ki bol sevap kazanın diye fısıldamışlar Hindulara. Bangladeş ve Pakistan da tek bir devletti zamanında. Doğunun dili Bengalce batınınki Urduca. Doğunun idaresini de batıya vermişlerdi ayrıca. Aralarındaki mesafe de var baya. Zira 2000 km. gibi bir Hindistan toprağı giriyor araya. 
Derken Doğu Pakistan Bangladeş ismiyle 1971’de yelken açmış bağımsızlığa. Sanırım konumuz bu değildi yol yakınken örtü çekelim mevzuya.

GÖNÜLLERİ ZENGİN
Yaklaşık 170 milyonluk bir nüfusun yaşadığı Bangladeş, Myanmar ve Hindistan arasında bir Müslüman diyarı. Yüz ölçümü bakımından dünyanın küçük, nüfus yoğunluğu olarak en kalabalık ülkesi. Tekstilin anavatanı da denilebilir ama ülke hâlâ çok fukara.
Başşehir Dakka 16 milyonluk nüfusu ile en kalabalık şehir unvanını taşıyor. Burada barakalarla gökdelenler iç içe girmiş. %95’lik kısmını Bengalliler oluşturuyor. Resmî dilleri de Bengalce. Hani belgesellerde gördüğümüz Bengal kaplanının da yurdu burası. Para birimleri taka. Erkekler lungi peştamal, kadınlar şalvar kamiz kuşanıyor. Renk cümbüşünü seviyor, bizim gibi siyah beyaz tonlarda boğulmuyorlar.  İnsanı sıcakkanlı ve güleç. Sömürgeden çıkmışlar ama yöründegen çıkmamışlar. Cömertler, boynu bükükler, ibadetlerini aksatmıyor, ikram seviyorlar. 

TRAFİĞİN GRAFİĞİ! 
Burada yolları üç tekerli tuktuklar ve rikşalar süslüyor. Rikşalar gün içinde 2 dolar kazanırsa ne ala, kazanamazsa akşamı tok geçirmesi muamma. 
Otobüsler minibüsler yer ver diye çığırtkanlık yapmıyor kornaya basa basa. Hafif dokundurup alıyor makasa kendinde kaput çiziliyor, öndekinde kasa. Dünya malı uçan halı ne bunla ilgili bir yasa var ne tasa. Aynı muameleyi biz de yap sıkıysa. El freni çekilip koltuk altından sopalar çıkardı oysa. Araçların kapıları kapanmıyor, çatıları boşalmıyor. Cuşacuş insan yüklü. Zira üst katta yolculuk daha hesaplı oluyor.

SUDAN YANA BATTI KARA
Konargöçer mantığında yaşayanları da az değil hani. Tahtadan altı yedi dilme saçtan dört beş plaka, al sana mis gibi baraka… Lakin Muson yağmurları başlayınca garibanların derme çatma evleri sellere teslim oluyor. Evim yıkıldı diye veryansın eden yok, her durumda Vidin Kalesi gibi metin olmayı biliyorlar. Suyun varlığı da dert yokluğu da…
Bangladeş’e akan ırmaklar ne yazık ki Hindistan’ın kirini pasını kimyasallarını taşıyor. Hani şu Budistlerin ölü yaktığı içinde envai çeşit mikrop barındıran Ganj bile geliyor buraya. Bu defa isim değiştiriyor “Buriganga” adıyla çıkıyor karşımıza. Su içinde yüzen kara suya hasret yaşıyor. Çeşmelerden arsenik akıyor. Bengallilere gelince onlar atadan şerbetli, kimyasalmış zehirmiş vız geliyor. 

BANGLADEŞ’TE RAMAZAN
Bangladeş’te Ramazan-şerif hazırlığı Şaban ayından başlıyor. Çünkü bu aya girildiğinde her şeyin fiyatı iki misline çıkıyor. Patates, soğan, un, şeker, et, hurma aklınıza ne geliyorsa. Stok yaptın yaptın sonrası kara borsa. Ülke gariban olunca şartlar yağmur yağarken küpü doldurmayı gerektiriyor.  Zira bünyeleri ve bütçeleri bunu yapmak zorunda. Burada et fiyatları Hindistan’dakinin iki katı, Türkiye’ninse yarı fiyatı. Okyanusun kıyısında, nehirlerin arasında olmak büyük avantaj, balık bakımından zengin. Düşünün her gün yeseniz bile ramazan sonuna kadar aynı cins balık tekrar gelmez sofranıza.  Ramazanın gelişi ahalinin yüzlerinden okunuyor. Bengalliler bu ayda adeta nurlanıyor, daha şık giyinmeye özen gösteriyorlar. 

İFTAR SAHUR

Sahurları da iftarları gibi yemek ağırlıklı. Kahvaltılıklarla geçiştirilmiyor. Vakit girdi mi hurmayla oruç açılıyor bir an geciktirilmiyor. Sofraların vaz geçilmez yemeği Halim çorbası. Mercimeğin etle zenginleştirilmiş şekli. Tercihe göre keçi, koyun, sığır eti koyuluyor. Nadiren tavukla da yapılıyor. Yemekleri bizimkilerden çok daha baharatlı. Yine Piaci denilen mercimek ve soğanla yapılan bir çorbaları var lapa şeklinde. Nasıl bizim ramazanlarımızın vaz geçilmezi sıcak pide ise burada da “Cilapi” denilen sıcak tatlılar. Meşhur lokma tatlımızın daha ince sıkımı ama en az pide kadar büyüğü. Bengaller ona bayılıyor. 
Ramazan ayında banani denilen büyük pazarlar kuruluyor, seyyarlara gün doğuyor. Tezgahlar antika ama lezzetler harika. Patlamış pirinçten Calmuri 5 taka,  Doi denilen şekerli yoğurt  ise 6 taka. 1 liranın karşılığıysa 27 taka yapıyor bu arada. Sefilin meyvesi muz. Sudan daha ucuza. 

TERAVİH HATİMLE…
Ülkenin ekseriyeti Hanefi ve Şafii mezhebinde. Şafilere İmam-ı Muhammed İdrisi Şafii Hazretlerine atıfla “Muhammedi” diyorlar. İftar sonrası camiler tıklım tıklım doluyor. Dileyen evden getirdiği seccadeyi serip zikir çekiyor, isteyen serin betona diz çöküp vaaz dinliyor, murakabeye dalıyor. Derken sokakları ezan sesleri sarıyor, bütün şehir huzura duruyor. 
İftardan sonra yatsı, teravih, vitir bilahare dua ve zikir. 
Hanefiler teravih namazını hatimle kılıyor yaklaşık 2 saat sürüyor. Şafiler 8 rekat kılıyor. O da yaklaşık 1 saati buluyor. Gençler sahura kadar muhabbet ediyorlar. Sokakları sohbet eden insan grupları dolduruyor. 

EVLİYAYA HÜRMET
Bengal halkının mayası temiz, iradesi sağlam yol göstericileri icazetli insanlar.  Şeyh Celaleddin-i Tebrizî, Şeyh Siraceddin, Mevlâna Ata gibi nice büyükler bu toprakları ilim ve irfanla mayalamışlar.
Dahası İmam-ı Rabbanî Hazretleri, talebelerinden Mevlâna Hanid Danişmend’i bidatleri yıkması sünnetleri yayması için bu iklime göndermiş. Onun vasıtası ile nicelerine iman, tövbe ve kemal nasip olmuş. Aydınlanıp, nurlanmışlar. 
Sömürge dönemlerinde çile çekseler de özlerini kaybetmemiş, eriyip bozulmamışlar.