Efendim bahis açacağım mıntıka Bjelašnica, Igman ve Trebevič dağları arasında kalıyor hani tam da Bosna Nehri ile Miljacka Irmağının buluştuğu noktada.
Yıl 1415 diyelim, ortalık boştur henüz, keçiler otlamaktadır daha. Brodec ve Vrhbosna adında iki küçük köy vardır ama biri taa o yamaçta biri bu yamaçta…
Derken Osmanlı akıncıları girer manzaraya. Dedelerimiz bölgeye akar ve ağırlıklarını koyarlar. 
Üsküp Beyi İshakbeyoğlu Îsâ Bey Osmanlı’nın vasalı olan Bosna Beylerini hoş tutar. Havasını suyunu ve halkını sevmiştir, şirin bir şehir kursa mıdır acaba? 
İlk işi Fâtih Sultan Mehmed adına Hünkâr Camiini yaptırmak olur (1458) peşine han, hamam, dükkan, imaret çeşme, zâviye, dergâh, hankâh gelir sıra sıra. Miljacka ırmağı üzerine köprüler kurar sonra. Kolobara Hanı, bedesten, kervansaray ve saray… 
Evet saray. Ve o saray (1455) çok konuşulur civarda. Saray ovası, Bosna Saray, Saraybosna…
BANİ-İ SANİ 
Bosna sancak beyi Gazi Hüsrev zamanında ise şehir adeta kabuğunu kırar. 1530 yılında 1112 hâne olur ki sadece 15 hane Hristiyan’dır o kadar. Yani nüfusun % 98’i Müslüman. 
Bir dönem (1552 - 1639) Bosna beyleri, Banyaluka ve Travnik’te otururlar. Sonra yine dönülür Bosnasaray’a.
Evliya Çelebi’nin ziyaret ettiği yıllarda koca şehirdir artık. Seyyahımız 17 bin kâgir evle 1080 dükkândan bahis açar. Sokaklar kaldırım döşeli ve temizdir. Bedestende Venedik ve Dubrovnik’ten gelen nadide mallar sergilenir. Bosnasaray’da 180 sıbyan mektebi, 8 dârülkurrâ, 10 dârülhadis, 47 tekke, 110 çeşme, 700 kuyu, 3 kervansaray, 23 han, 5 hamam, 7 imaret, 176 değirmen, Miljacka ırmağı üzerinde 7 köprüsü vardır. Müezzinler 177 caminin şerefesinden ezan okurlar. 
Saraybosna, Zenta Şavaşı’ndan (1697) sonra Avusturyalıların saldırısına uğrar, şehirde büyük yangınlar çıkar. Küffar bilahare gelip yine şehri yakar. Sadece 1842 afetinde 957 dükkân kül olur ve 569 mağaza ortadan kalkar. Savaşlar yüzünden nüfus azalmıştır. 1739 Belgrad Antlaşması ile tadı kaçar, ardından sari hastalıklar... 
SONUN BAŞLANGICI
Boşnaklar saf Müslümanlardır. Tanzimat fermanından hazzetmez, hoşnutsuzluklarını ifadeden sakınmazlar. 
Fitne kopmayagörsün bir kere, ardından köylüler ayaklanırlar. 1875 isyanı ise maksadını aşar,  Avrupalılar bahane ile müdahalede bulunurlar. 1878’deki Berlin Kongresi’nde Bosna Hersek, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun himayesine verilir. Boşnaklar işgale direnseler de muvaffak olamazlar. (1878). 
KOPARDILAR DALINDAN
Avusturya-Macaristan hükümeti Saraybosna’da yollar inşa eder; kendi mimari anlayışlarında binalar, okullar, yaptırır ve Müslümanları kazanmaya çabalar. Şehre elektrik su gelmiş ama huzur gitmiştir. Açtıkları “Şeriat Kadılık Okulu” ve “Reîsülulemâ” makamı buzları eritemez asla. 
Temmuz 1908’de İstanbul’da II. Meşrutiyet ilan edilince Avusturyalılar boşluğu fırsat bilir, Bosna-Hersek’i ilhak ettiklerini açıklarlar. Ama efendim hukuken hakları var mıdır? Güçleri yeter ve yaparlar. İttihatçılar da bu oldubittiyi yutmak zorunda kalırlar.  
Boşnaklar çok bozulur, “Keşke İstanbul’u vereydiniz” derler, “bu kadar ağır darbe olmazdı âlemi İslâm’a”
İlerleyen yıllarda şehirdeki Katolik sayısı artar, devasa katedraller yaparlar. Bu Ortodoksların da hoşuna gitmez, hele Rusların canını çok sıkar.  
Ve bir Sırp militan Avusturya-Macaristan veliahdı arşidük Frans Ferdinand ve eşi Sofia’yı Latin köprüsünde sıkıştırır, kurşun yağmuruna tutar. Haydi buyurun dünya savaşına! 
YİNE SIRPLAR
Boşnaklar hayatları boyunca Sırplara muhalif olmuşlardır, bu dönemde Almanlara ve Hırvatlara yanaşır, Ante Paveliç liderliğindeki Ustaşilere katılırlar. Gelgelelim Tito liderliğindeki Partizanlar kazanır. İktidarı ele geçiren Komünistler Müslümanlara çok çektirir, kâbus olurlar adeta. Bir çoğu bırakır göçer Anadolu’ya. 
Yugoslavya dağıldığında Boşnaklar reylerini bağımsızlıktan yana kullanırlar. İyi de ne Batı Dünyası ne de Demirperde bundan hoşlanmaz. Avrupa’nın ortasında bir İslam devleti… Yooo buna katlanamazlar. Sırpları musallat eder katliam başlatırlar, bilhassa Hollanda cinayetlere çanak tutar. Tarihi camiler, kütüphaneler yakılır yıkılırlar. Evet sonunda bir devlet doğar ama yamalı bohça. Dayton altına imza atılacak bir anlaşma değildir aslında. 
Bütün bunlara rağmen Saraybosna minarelerin gölgesindedir hâlâ. Ramazan-ı şerifte camiler gelin gibi süslenir. Hünkâr, Gazi Hüsrev Bey, Ferhad Bey, Sareva, Bakiye, Ali Paşa, Çekrekçi Muslihuddin, Hacı Osman, Hoca Durak (Başçarşı), İstiklal. Çoban Hasan ve Çarşiska Dzamija (Çarşı Camisi) dolup dolup taşar. 
Peki iftarlar sahurlar? 
Onları da anlatacağız, yarına…

FERMAN PADİŞAHIN

Ben ki Sultan Mehmed Han’ım; cümle âlem bilinsin ki, bu buyruğu ellerinde bulunduran Bosnalı [Fransisken] ruhbanlara büyük bir lütufta bulundum.
Onlara ve kiliselerine dokunulmaya, memleketimde kimseden sakınmaksızın yaşayalar. 
Ne ben, ne vezirlerim, ne adamlarım, ne de ülkemin halkından biri onlara ve misafirlerine saldırıp incitmeye! 
Yeri göğü yaratan Perverdigâr hakkıçün ve Mushaf hakkıçün ve ulu Peygamberimiz hakkıçün ve yüz yirmi dört bin peygamberler hakkıçün ve kuşandığım kılıç hakkıçün bu yazılanlara hiçbir ferd muhâlefet etmeye. Böyle biline!
SULTAN BOŞNAKÇA KONUŞUNCA
Fatih 1463 yılında bayrağı dikmek üzere bizzat Saraybosna’ya gelir. Bu büyük bir zarafettir, istese pekala sıradan bir beyi de gönderebilir. Genç Padişah şehrin kanaat önderi Abdülaziz Efendi’den müsaade alır ve Başçarşı’da halkın karşısına çıkar. Onlara Boşnakça hitap eder. Ne der bilmiyoruz ama o gün Müslüman olan Boşnakların sayısı 50 bini aşar.