İftar vakti yaklaşırken, Başçarşı’yı bir hamur, bir odun kokusu sarar ki en seçme parfümler yaklaşamaz yanına. Halbuki Boşnak pideleri, bizimkilerden küçüktür, acaba lezzetleri mi daha fazla?..
Boşnaklar pideye “samun” derler. Evet somunu bakkallarda da bulabilirsiniz ama üstüne yumurta kırdırmak, susam serptirmek isteyenler eksik olmaz. Bu yüzden fırın önlerinde kuyruklar uzar. Saraybosna ramazanları, şehrin gayrimüslimlerini de peşine takar, düşünün heyecana kapılıp kendilerini pide kuyruğunda bulurlar. Fırıncı Beşir Aliyoviç Amerikalılara bile pide sarmış, alıp götürmüşler dünyanın öbür ucuna. Ne diyelim oruç tutmak da nasip olur inşallah.
Vakit tamam oldu mu Kovaçi Mezarlığı’nın üstündeki tabyadan (Osmanlı’nın Sarı tabyası- Zuta Tabja) top ateşlenir. Havai fişekler de eşlik eder ona. Ezan-ı Muhammedi sükunetle dinlenir, ne zaman ki müezzin efendi bitirdi bir şakırtıdır kopar. Tabaklara yüz binlerce kaşık çarpar, bardaklar, çanaklar...
Pide tamam da “pita” dendi mi Boşnak böreği gelsin aklınıza. Peynirli, kıymalı, patatesli, ekşimikli...  Kabak, ıspanak, pırasa da kullanılır icabında. Boşnaklar tepsiyi köze gömer, hamuru daha bir çıtırdatırlar. Üzerine kendilerine has bir kaymak koyarlar.
Taze meyvelerden hazırlanan kompot (komposto) ya da kurularından mamül hoşafi sunarlar yanında.
‘Büürek’ şifrelerle doludur. Oğlan anaları şöyle bir çimdik tatsın notunu verirler, “bu kızı al oğlum, kaçırma!”
BUYRUN İFTARA
Bosna’da iftarlar, otellerde değil, cami avlularında verilir. Davetli diye bir şey yoktur, herkes oturabilir sofraya. Hatta Müslüman olmasa da.
Eğer akşam namazını kenarda kuytuda kıldıysanız mutlaka kolunuza girecek evlerine götüreceklerdir. Yolcuyu garip bırakmazlar asla.
Mahalle camilerinde hurma zemzem bulundurulur, oruçlarını birlikte açarlar.
Boşnak yemekleri değişebilir ama demirbaşlar yerini alır sofrada. Samun, iste kurutulmuş et, ‘limunada’ ve topa!
İlk üçünü anladınız sanırım, topa ise ramazana mahsus bir lezzettir, ufalanmış peyniri kaymakla top top yapar, çörek otu ile bezer yakıştırırlar somuna.
Begova (bey çorbası) da çok sevilir. İçinde tavuk, havuç, bezelye bulunur, bir de kuru bamya. Piryan (büryan), şiş çevap, soğan ve biber dolması, yaprak sarma, peçena (kavurma), pilav ve sulu köfte de (kolaçiçi) çıkabilir karşınıza.
Tatlılardan kadayif, sutliya (sütlaç), bal-kaymak süt ve yumurta ile yapılan şnenokle, jöleli almasiya, elma tatlısı tuffahe, gül baklavası (ruzica), tereyağ ile nişasta ile yapılan reşediya tadılmalıdır mutlaka. 
Kuzu eti, kuru erik, kayısı, incir, ceviz, hurma ve karanfil ile yapılan kebap (slatki cevap) şaşacaksınız ama tatlıdır. Sahanda yumurtaya da şeker katarlar hatta (slatki çimbur).
Kıymalı yumurta (çimbur), çerviş, tirit, sirkeli paçe (paça)... 
Yemek bir şekilde yenir doyarsınız elhamdüllilah. Tiryakilerin gözü kalır fincanlarda.
KAHVE BAHANE
Kahve Yemen’den mi gelir Habeş’ten mi bilinmez, lâkin Bosna’da içildiği vakıa.
Boşnaklar kahveyi ustalıkla kavurur, dibekte döverler mutlaka. Bakır cezveleri küllenmiş köze gömer, köpüğünü zayi etmezler asla. Genellikle sade pişirir, tabağın kenarına güllü lokum bırakırlar. Fincanları kulpsuzdur. Parmaklarınız yay gibi kıvrılmak, hilal olmak zorunda. Üç beş yudum aldığınızda fincanda yaldızlı yıldız belirecek, hilalle buluşacaktır sonunda.
Sen misin “bize üç kahve” derken çetnik işareti yapan. Boşnak ay yıldızı işte böyle tutuşturur avucuna.
Gelgelelim çay içmemelerini anlayamıyorum. Türkler gide gele, gide gele birkaç dükkana öğretmişler, diğerleri de başlayacak inşallah.
Osmanlı’nın yaklaşık 500 yıl kaldığı Bosna-Hersek’te karşınıza sık sık yeşil ayyıldız çıkar. Ramazanlarda cadde ve sokaklar şavklandırılır, minareler ‘’gelin’’ gibi süslenir baştan ayağa.
MUKABELE İTİKAF
Boşnaklar Kur’an-ı kerimi ellerinden düşürmez, çoluk çocuk mukabeleye koşarlar. Hoca efendi okur, cemaat dikkatle takip eder. Kürsü bazen gençlere bırakılır, bazen misafirlere. Düşünün Mısırlı bir hafız gelmiş, ustaların hali başka.
Bu güzel usul sayesinde, acemiler de yanlışlarını bulur, hatalarını anlarlar. Kaldı ki okumak sünnet, dinlemek farz, şüphesiz sevabı daha fazla.
Gazi Husrev Begova Dzamija’da biri sabah namazından önce diğeri ikindi namazından önce olmak üzere iki mukabele yapılır, ecri bağışlanır Hüsrev Bey’in ruhuna. Bu gelenek Tito’lu yıllarda da aksamaz. İsmet Spahiç hoca anlatır: “Savaşın en çetin günlerinde bile mukabeleye ara vermedik, mermiler belki 30 güvercini parçaladı ama bir müminin bile burnu kanamadı şükür Allah’a.” 
Boşnaklar iki elleri kanda olsa teravihe giderler, ufaklıklar dedelerinin ellerine yapışırlar. Teravih bitince sokaklar Çarşamba Pazarına döner, de ki panayır, festival.
YA TAŞRADA?
Ramazanda medreseler tatil edilir, talebeler ülkenin dört bir yanına dağılır, dağ köylerinde bile namaz kıldırır ders yaparlar. Riyaset makamı Hırvatistan ve Sırbistan’da bulunan Müslümanları da yalnız bırakmaz. Aylar evvelden brandalara ‘Ramazan mübarek’ yazar, caddelere asarlar.
Bizim unuttuğumuz sünnetlerden biri de itikaf. Boşnaklar ise ramazanın son on günü camilere kapanırlar.
Balkanlar da tekke kültürü de yaşar. Sufiler her geceyi kadir bilir, Allahü teâlâ’nın zikri ile ziynetlendirmeye çalışırlar .
Boşnak evlerinin eli tespihli kadınları olur annedir, abladır, haladır onlar. Kardan ak tülbentlerine bürünür, rahle başında sallanırlar. Fısıl fısıl, mırıl mırıl okurlar.
Yaa bunlar neden nurlu?
İşte ondan!
Savaş öncesi Sırplar “Bak sizi keseceğiz, evinizi yakacağız” demişler şaka sanmışlar. Öylesine saflar ki fenalık gelmemiş akıllarına.
Güzel insanlar vesselam.