Kalbin incelip yumuşaması ve saflaşması ibadet zevkini artırır. Bu incelmeyi sağlayan en büyük sebepse midenin dolu olmamasıdır. Açlık âhiretin anahtarı, zahitliğin kapısıdır. Tokluk ise dünyanın anahtarı ve dünyaya düşkünlüğün kapısıdır. 
Ebu Süleyman Dârânî, “Nezdimde ibâdetin en tatlı olduğu zaman, karnımın belime yapıştığı zamandır” der. Kişi acıktığı ve susadığı zaman kalbi saflaşır ve incelir. Midesi dolu ise körleşir ve katılaşır. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri de, “Bir insan, kendisiyle göğsü arasına bir yemek torbası asar ve buna rağmen ibadetin tadına ermek ister!” der. Bu bakımdan kalbin ibadetlerden zevk alması, fikrin müyesser olmasının ve marifetin elde edilmesinin ötesinde bir hakikattir. Fazla yemek, oburluk, Allah’tan gafil olmanın ve haddi aşmanın kaynağı ve başlangıcıdır. Bu bakımdan nefis, açlıkla uysallaşıp kırıldığı gibi hiçbir şeyle uysallaşıp kırılmaz. Aç kalan nefis, sahibine karşı sakinleşir ve ondan korkar. Zira kuvveti zayıflamış, elinden kaçan birkaç lokma yüzünden hileleri oldukça daralmış, içemediği bir yudum sudan dolayı da dünya kendisine zindan kesilmiştir. İnsanoğlu nefsinin zelilliğini ve acizliğini anlamadıkça Mevlâsının izzet ve kahrını göremez. Az yiyen cehennem kapılarından birini kapatmış olur. Cehennem kapılarından birini kapatan kimse, cennet kapılarından birini açmıştır; çünkü bu ikisi, tıpkı batı ile doğu gibi karşıttır. Bu bakımdan onların birine yaklaşmak, diğerinden uzaklaşmak demektir...
Bu bakımdan insanoğlu daima aç, Mevlâsına muhtaç ve mecbur olduğunu bilmeli ve bundan zevk almalıdır.
Tıka basa yiyen kimse ise aç insanın neler çektiğini bilmez. Nitekim Mısır hazineleri elinde bulunduğu halde ‘niçin aç duruyorsun?’ denildiğinde Yusuf aleyhisselam, “Karnımı doyurduğumda açları unutmaktan korkuyorum” der. Zünnûn-i Mısrî şöyle buyurur: “Ne zaman doymuşsam, ya isyan etmişimdir ya da isyan teşebbüsünde bulunmuşumdur.” 
Şiblî Hazretleri de, ‘Ne zaman nefsimi Allah için aç bırakmışsam mutlaka kalbimde, daha önce olmayan bir hikmet ve ibret kapısı açılmıştır” der. Zira marifet cennet kapılarından bir kapıdır, anahtarı da açlıktır. Bu bakımdan açlığa yapışmak cennetin kapısını bir nevi aralamak demektir. Bu sırra binaendir ki Lokman Hakîm oğluna şöyle der: “Ey oğul! Mideyi tıka basa doldurduğun zaman fikir uyur; hikmet dilsizleşir. Azalarsa ibâdetten bıkıp otururlar.” Ebu Yezid el-Bistâmî de ‘Açlık buluttur. Kul ne zaman aç kalırsa kalp hikmet yağmuru yağdırır’ der.
Açlık sayesinde en azından konuşma ve şehvet bertaraf edilir. Böylece kişi dilin gıybet, kötü ve çirkin konuşmak, yalan söylemek, dedikodu yapmak ve benzerleri gibi afetlerinden kurtulur. Açlık onu bütün bu afetlerden korur.