Osman Sağırlı ABİDJAN
Ülkeye girişteki polis memuru bayan, pasaportumu evire çevire kontrol ediyor. Tipik Afrikalı tavırları içeren slow motion hareketleriyle gırtlaktan çıkardığı seslerle talimatlar yağdırıyor. 
“Sağ elinin işaret parmağını makinaya uzat…  Bastır parmağını. Şimdi de sol elini. Kameraya yaklaş, kırpma gözlerini…”
“Nereden geldin?”
Efendim pasaportta da yazdığı gibi Türkiye. 
“Okuyabiliyorum, sana soruyorum”
Haklısınız efendim. 
“tu parle français” (Fransızca biliyor         musun?)
je ne sais pas (Bilmiyorum)
(Orta okul ve lisede öğrendiğimiz bu kadar )
“Öyle mi sen bekle bakalım. Senin pasaportun rengini beğenmedim” (Pasaportum gri renkli)
İş uzadıkça uzuyor… “Niye vize almadın?, Hangi misyondansın? Sen kaçak bir yolcusun” Ama ben gazeteciyim savunmalarım daha da öfkelendiriyor uzayıp giden bir sürü mevzuata aykırı suçlama ile karşı karşıyayım. Daha önce Zambia ve Tanzanya’dan sınır dışı edilmişliğim var. Yine öyle olacak diye bekliyorum. 
İş bizim konsolosa kadar uzuyor. Sonrasında ağzı kalabalık memurdan pasaportu alan omzu kalabalık bir asker önde ben arkada gümrükte bir tören geçişi yapıyoruz. Konsolosun telefonda “İşgüzarlık yapmayın. Verin vatandaşımızın pasaportunu” sitemi ile birlikte ülkeye “Bien monsieur” nidaları ile kabul ediliyorum.
Ziyaret ettiğim 39. Afrika ülkesi olarak kötü bir karşılama yaşadığımı söylemeliyim. Varsın olsun. ‘Beyaz zenci’ olmak kolay değil. Yıllarca Batılıların kendilerine yaptıklarını onlar da Batı’dan gelenlere yapıyorlar. Hangi beyaz olduğu önemli değil zira kendilerince haklılar!
Ertesi gün Deniz Feneri Derneği tarafından Abidjan şehrinde yaptırılan Halil İbrahim Erten Eğitim Külliyesi’nin açılışındayız. Ortalıkta dün geceki tavırlardan eser yok. Ülkeye monsieur olarak giren bendeniz brother nidaları ile karşılanıyorum. Külliyenin etrafında toplanan yüzlerce çocuk ilahiler okuyor, elimizi sıkmak için adeta birbirleriyle yarış ediyorlar. Simsiyah ayakkabılarım çok geçmeden pasaportumun rengini alıyor. Pantolonum çamurdan görünmüyor. Çocuklar sıcağı kontrol edercesine kollarıma, yüzüme parmakları ile dokunup ellerini geri çekiyor, kıs kıs gülüyorlar. Bir iki mzungu (sömürgeci beyaz) diye bağıran da oluyor. Büyüklerin ikazları ile dağılıyorlar. 
Abidjan Konsolosumuz Sait Evren Güner, MÜSİAD Genel Sekreteri Lokman Ökten, MÜSİAD Dış İlişkiler Koordinatörü Sevde Güzel, Deniz Feneri Derneği Ankara Şube Koordinatörü Hamit Kunt’un da katıldığı törenle bağışçı iş adamı Bahattin Erten tarafından babası Halil İbrahim Erten adına yaptırılan Eğitim Külliyesinin açılışı yapılıyor. 
Törende ardı ardına konuşmalar yapılıyor ama en anlamlı konuşmayı Fildişi Sahili’nin kanaat önderlerinden olan Soulatin Derneği Başkanı Abdul Aziz Sarba yapıyor. 6 sınıfı olan külliyede 300 çocuğun akademik eğitimin yanı sıra İslam ilimleri eğitimi de verileceğini, ayrıca cami, misafirhane ve sağlık kliniğinin buradaki Müslümanların birçok ihtiyacını karşılayacağını söyleyen Sarba, “Sizler Osmanlı’nın Afrika’ya yüzyıllarca karşılıksız olarak yaptığı yardımları hatırlattınız. Osmanlı torunu olduğunuzu ispat ettiniz. Sizlere teşekkür ediyoruz, sizinle gurur duyuyoruz. Evinize hoş geldiniz” diyor. 
Açılışın ardından MÜSİAD tarafından külliyede toplanan ihtiyaç sahibi 150 aileye bir ay yetecek erzak paketleri dağıtılıyor. 500 yetime ise bayram harçlığı. Vakit su gibi akıp geçiyor. İftara bir saat kala avlu masalarla donatılıyor, yetim ailelerinin de olduğu bin kişilik devasa bir sofra kuruluyor. Ezanla birlikte kimi çocuklar sınıflardaki sıralarında kimileri ailelerin yanı başında oruçlarını açıp bol bol dualar ediyor. 
İkinci gün ise Abidjan’a 105 kilometre uzaktaki Ndouci’ye doğru yol alıyoruz. Burası mevsim olarak kış aylarını yaşıyor. Kah bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, kah güneş kavuruyor. Nem de cabası. Uçsuz bucaksız araziler, ormanlarla kaplı vadiler yol boyu eşlik ediyor. Bu kadar verimli topraklarda bu kadar aç insan nasıl olabiliyor diye sormadan edemiyor insan. Tipik Türk muhabbeti devreye giriyor, “Bu ülkeyi bana verecekler bak nasıl kalkındırıyorum” diyenler oluyor araçta. “Sömürgeciler de olacak mı?” sorusu ile muhabbet noktalanıyor.
Öbek öbek toplanan insanları görünce camiye yaklaştığımız anlaşılıyor. Araçtan inmemizle birlikte burnumuzu sızlatan bir koku ile karşılaşıyoruz. Burası biraz daha mahrumiyet bölgesi. Kanalizasyonlar sokaklarda. Adım başı su birikintilerini zeybek oynar gibi geçip alana varıyoruz.  Bu cami Bursalı iş adamı Mehmet Fındıkkaya tarafından anne ve babasının adına yaptırılan Aysel ve Şerif Fındıkkaya Camii. Dualar eşliğinde yapılan açılışa binlerce insan iştirak ediyor. MÜSİAD burada da 300 yetime bayram harçlığı ve 150 aileye gıda paketleri dağıtıyor. Bin kişi için hazırlanan iftar sofrası ise tam bir kabusa dönüyor, elektriklerin kesilmesi ile çevreden gelenler iftar sofrasını yağmalıyor. Herkes varsın olsun demekle yetiniyor. Ülkeden çıkışım ise girişi kadar ilginç. “Senin pasaportun diplomatik” diyen görevli ayrı bir kapıdan geçiriyor. Ne çanta araması ne sorgu sual. Güler misin ağlar mısın? 

NASIL YANİ?

File hasret memleket

Fildişi her ne kadar ismini dişleri için katledilen fillerden almış olsa da bugün koruma altına alınan birkaç yüz filden başka ülkede fil görmek mümkün değil. İdareciler ise ilginç bir şekilde ülkenin isminin Fransızca Côte d’Ivoire (Fildişi Sahili) olarak kalmasını ve İngilizce olarak dahi telaffuz edilmemesini kanunla tescillemiş.
Brezilya’dan bile fazla
323 bin km2 yüz ölçümüne rağmen Brezilya’dan, hatta 5,3 milyon km2 yağmur ormanlarından oluşan Amazonlar’dan bile daha fazla ağaç kesilen bir ülke burası... 
Ülke zengin halk fakir
Petrol, doğal gaz, elmas, manganez, demir, kobalt, boksit, bakır, altın, nikel, tantalum, silika kum, kil, kakao, kahve, hurma yağı ülkenin başlıca yer altı zenginliği. Kakao üretiminde dünya lideri. Ancak bütün bu zenginliğe rağmen halkın yüzde 42’si fakirlik sınırının bile altında yaşıyor. 
Nüfusunu bilen yok
Ülkenin nüfusu hakkında kesin bilgi yok. 22 milyon ile 31 milyon arasında rakamlar telaffuz ediyor. Bilinen tek rakam ise 300 bin mülteci, 700 bin vatansızın barındığı. Bir de Didier Drogba’nın bu ülkeden olduğu! 
Evrim geçiren kölelik
Emperyalistlerin 16. yüzyılda kurduğu sömürü düzeni ile birçok Fildişi vatandaşı İngiltere, Kanada ve ABD’de köle olarak satılmış. Bugün ise Fransa, Hollanda ve Portekiz, Fildişi halkından isteyene anında vatandaşlığa geçiş hakkı veriyor.
Başkan Müslüman eşi Yahudi
Fildişi Sahili’nin Devlet Başkanı Alassane Ouattara Müslüman, eşi D. Folloroux-Ouattara ise Cezayir asıllı Fransız bir Yahudi.