Batı Trakyalı kardeşlerimiz daha Receb-i şerif girerken on bir ayın sultanını karşılamaya hazırlanır. Evler badanalanır, cami ve mezarlık duvarları kireçle boyanır. 
Bakır kaplar kalaylanır, erişteler kesilir, tarhanalar hazırlanır.
Üç aylarda zaten pazartesi perşembeler tutulmuştur, bünyeler alışıktır oruca.
Türk fırınları, ramazanda yumurtalı susamlı pideler yapar. Kahveciler taneleri daha bir itina ile kavurur, dibek tıkırdatırlar. Tulumba tatlılarımız kıtır kıtırdır. Yunanlılar bile girer sıraya.

DAVUL NÖBETİ
Gümülcine ve İskeçe’de iftar ve sahur fişeklerle duyurulur. Köylerde ise davul çalınır. Burada nöbet usulü çalışır. Sırası gelen gençler o akşam hem davul dolaştırır hem de köy camisinin hizmetinde bulunurlar. Mescidi siler süpürür, havalandırırlar. Bahçeyi sular, helaları yıkar, şadırvana lavanta kokulu peşkirler asarlar.
İftara doğru sokaklar sakinler ama teravihte camiler dolup taşar. Yaz akşamları namaz sonrası oturulur, kahveler içilir, muhabbetler edilir. Karpuz kesenler, çerez getirenler... Zaten şunun şurası ne kalmıştır sahura.

HOCA GEZEĞİ
Osmanlıdan miras adetlerden biri de hoca gezeğidir. Ramazan-ı şerif boyunca hocalar yorulur malum. Gündüz mukabele, gece teravih, kuran öğrenmek isteyenler, tashihi huruf yaptıranlar, sohbetler, vaazlar. Molla bekârsa bir de yemekle uğraşmasındır artık di mi ama?
Diyelim köy 30 hane her gün birine gelir sıra. Yenganım siniyi etlisiyle sütlüsüyle donatır. Delikanlılar alıp hocanın evine ulaştırırlar. Ayda bir sıra geldiği için kimseye yük olmaz, tek mahsurlu tarafı hoca efendinin kilo alacak olmasıdır o kadar.
Ramazan ayı boyunca Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe’de Türk Dernekleri toplu iftarlar düzenler. Umumiyetle düğün çorbası, kavurma, nohutlu pilav, ayran ve irmik helvası çıkar.

SULTANLARA LAYIK

Ama ev sofraları çok zengindir. Mesela diyeceksiniz.
Mesela akıtma (fırınlanmış yufka üzerine dökülen tavuk haşlama), türlü, patlıcan ve patates oturtma. Keşkek vazgeçilmez bir lezzettir sonra, zahmetli olduğu için yapan bol tutar, komşulara da yollar. Resulullah Efendimiz’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) sevdiği söylenir, bu yüzden salavat unutulmaz.
Batı Trakyalılar ciğer sarmaya bayılır, içinde küçük ciğer parçacıkları olan iç pilavı mumbara (kuzu gömleğine) sarar, salarlar fırına.
Börekleri çok çeşitlidir, muska, kat kat, puf böreği, sigara böreği, dolama... Ama harçları başka başka... Lor, peynir, pırasa, ıspanak, patates, kıyma, kabak, hatta balkabağı. Balkabağı hamuru yumuşacık yapar eriyip akar ağzınızda.
Kalanlar kalsındır, nasıl olsa gider biter sahurda.
Sütlü tarhana, mısır unu ve patates ile yapılan mamalika, ekşili köfte, paşa böreği ve bayat ekmeklerden yapılan papara. İmamlar bayılır imam bayıldıya.
Barbuşka tatlısı bir nevi ceviz ezmesidir, mis gibi tereyağ kokar. Kırıklı helva nişastayla yapılır, kadayıf, pelte, güllaç, şurulma, revani ve tabii ki baklava.
Kavala kurabiyesi içi badem dolu bir un kurabiyesidir aslında. 
Biber dolmalarını, yaprak sarmalarını saymıyorum artık, taze fasulye, enginar bamya barbunya... Zeytinyağlı olmazsa olmaz. O kadar ki Ramazan boyunca bir yemek iki kere gelmez sofraya.

TC’NİN ÖNÜNDE AMA…
Oh oh ne ala dediğiniz duyar gibiyim. İyi de burası azınlıklara hayat hakkı tanımayan bir ülkedir. Eğer sirtaki oynarsan, uzo tokuşturursan Yunan dost görünür sana. Ama kendin gibi kalırsan, Türk kelimesini ağzına alırsan Allah muhafaza!
Bırakalım Lozan’ı hukukçular tarihçiler tartışsın. Yunan hükümetleri kâğıt üzerinde haklar sunar Müslümanlara. Mesela camilerinizde serbestçe ibadet edebileceksinizdir, okullarınız olacaktır sonra.
İyi de Karasu’dan o tarafta tek cami bırakmazlar, tarih demez, sanat demez alayını yıkarlar. Alnınızı secdeye koyacak bir odacık bile bulamazsınız. Olimpiyatlara ev sahipliği yapan milyonluk Atina bir mescitten mahrumdur hâlâ.
Kabile mantığı işte, onca Müslüman kimin umurunda?
İki mektebi üç yapamaz, ilave sınıf da ekleyemezsiniz onlara. Rum okullarında din dersi bile Rumca verilmek zorundadır. Muallim Türk, talebe Türk. Lisan Yunanca!
Aslında Batı Trakya’daki müftülerin gücü Türkiye’dekilerden fazla. Osmanlı’daki kadı vasıflarına haizler bir bakıma. Sadece polisleri jandarmaları yok o kadar, tatbikatı Yunan devletine bırakırlar. Evlenme, boşanma, çocuk velayeti, miras gibi hususlarda şeriatla hükmederler. Fetvayı alan devlete başvurur, işletir evraka.
Türkiye’de ise gider sorarsın “bunun hükmü ne hocam?” Sadece öğrenirsin ama mahkemeye gidip “bakın fetva elimde ve ben böyle olmasını istiyorum” diyemezsin asla.

ŞEYHÜLİSLÂM OLMAYINCA
Yunanistan, 1920 tarihli “Müftülük ve Başmüftü İntihabıyla İslâm Cemaatlerine ait Evkaf Vâridâtının Sûret-i İdaresine dair kanun” ile Atina Anlaşması’nın hükümlerini iç hukuk mevzuatı hâline getirir. Buna göre Müslüman azınlığın teşkilatlanması ve idaresi Başmüftü ile müftüler vâsıtasıyla olacaktır. Cemaat heyetleri, müftü ve nâibini seçecek; bu seçim İstanbul’daki Yunan elçisi tarafından şeyhülislâma arz edilecektir. Tasvib buyrulursa tamamdır.
Gelgelelim Şeyhülislâmlık kaldırılınca... Fırsat kaçar. Bilahare darbeyle gelen Albaylar Cuntası, müftü ve nâib tayinlerini kendi hükûmetine bağışlar.
Ve ne olur? Bir tarafta seçilmiş müftüler, bir tarafta atanmışlar... Türkler evkafa ait onca mala mülke, hana, hamama, araziye, dükkâna sahip çıkamazlar... 
Buyurun yağmaya.

ADIM BAŞI HATIRA
Havali Aydınoğlu Umur Bey tarafından fethedildiğinde (1344) ortalıkta şehir filan yoktur. Gümülcine’yi ecdadımız kurar, kubbelerle donatırlar.