Makamında ziyaret ettiğimiz İskeçe Müftüsü Ahmet Mete anlatıyor: Batı Trakya Müslüman Türk’ü Karasu ile Meriç Nehri arasında yaşar. Takriben 150 bin, tam nüfusu bilmiyoruz, çünkü bazıları Türk geçmemiş kayıtlara, bir kısmı da Avrupa’da.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda burada bir halk oylaması yapılıyor güya. Fransızlara mı verilsin, Rumlara mı? Bizim fikrimiz sorulmuyor, kalıyoruz Yunan’ın insafına.
Mübadelede bizi de sürebilirlerdi. İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri istisna tutuldu. Niye? Sırf Patrikhanenin hatırına. Bana Batı Trakyalı akrabalarımız diyenlere hayır diyorum ben senin akraban makraban değilim kardeşinim. Hem kan kardeşinim, hem din kardeşinim. Kars’taki, Edirne’deki kardeşini nasıl koruyup kolluyorsan beni de öyle koruyup kollayacaksın.
Makedonya’daki Arnavutluk’taki Türklerle bizi bir tutmayın. Onların okulu var, benim yok, bizde Türk memur yok, zabit yok, polis yok. Hepsi bir yana devletim yok, beni yabancı görüyor hâlâ.

SIKINTIYA ALIŞTIK
Batı Trakya hiç yaşamadığı sıkıntıları yaşıyor. Eskiden baskı vardı içe kapanırdık. Türkiye güçlenince rehavet bastı, çözülme başladı ayrıca.
Yunanistan azınlık politikası olan bir devlet, her adımını bilerek atıyor. Halbuki Atina’ya hiç problem olmadık. Adımız asla terör ile anılmadı. Bizden sadık teba bulamazlar, kendi insanları protesto eder, biz uymayız onlara. Bir dedem Yunan-İtalyan harbinde ölmüş, can vermişiz bu vatana.
Eğitimi sıkıntı. Kırk bin kişiye bir azınlık lisesi düşüyor. Okul açtırmıyor, öğretmen seçtirmiyorlar. Selanik’te Rumca okuyan gelip bizde Türkçe öğretmenliği yapıyor. Türkiye’den mezun gençlerimiz işe alınmıyor.

MÜHÜR KİMDEYSE…
İki tane müftü var. Mühür birinin elinde, cemaat birinin elinde. Biri insanlarla uğraşıyor yetkisi yok, birinin yetkisi var halkı yok. Biri millet, öbürü devlet müftüsü. Biri seçimle iş başına geliyor. Öbürü kağıtla.
Yunan devleti 25 senedir bu yolu kullanarak işleri kilitliyor. Müslümanlar haklarını arayamıyor, vakıf eserlerine sahip çıkamıyorlar. Cuntanın izi esamisi kalmadı ama cuntanın tayin ettiği vakıf yetkilileri hâlâ masalarının başında. Nasıl Türkiye’deki Rumlar patriği kendileri seçiyor, hükümet onaylıyorsa burada da aynısı olmalı. Hem müftü, hem cemaat reisi seçilmeli, Yunan hükümeti saygı duymalı.
Türkiye, azınlıklara bütün haklarını verirken Yunanistan’da değişen bir şey olmadı. Cipras seçim programında “müftüler seçilecek, vakıflar sahiplerine iade edilecek” dediyse de kıl kadar ilerleme yok. Yunanistan’da içinde Türk adı geçen hiçbir derneği açamazsın. Gayriresmî faaliyet göstermek zorundasın. Biz ırkçı değiliz ama dinimizi Türkçe ile öğrenebiliriz ancak. Cahil bir toplum istiyorlar ki misyonerler kolayca avlasınlar. Burada Türklük Müslümanlıkla birlikte gider. Şu ezanlar Türklüğümüz sayesinde okunuyor.

AYIP OLMUYOR MU?

Bizim çocuklarımız en sağlıklı eğitimi Türkiye’de alır. Türkiye’nin havasını teneffüs etse yarıyor. Cemiyete faydalı insanlar % 99 Türkiye’de okuyanlar. Gelgelelim Türkiye kontenjanları sınırlandırıp, puanları yükseltiyor, bizi Ugandalıyla bir tutuyor. Yavrularımızı Yunan okullarına itiyor. Buradaki okulları anlatmayayım şimdi, bir nesil ziyan oluyor. Kriz Yunanistan’ı bir vurdu, bizi iki vurdu. Zaten memurumuz yok, maaş görmüyoruz. Ya toprakla uğraşacaksın, ya hayvanla. Bizi mahkûm etmiş, ameleliğe, ırgatlığa, çobanlığa. Benim çocuğum da okusun. Eskiden Rumca bilmeyenler doktor kapısından kovulurdu, şimdi Yunan bana Türkçe konuşuyor. Niye? Çünkü artık Türk doktorları da var, giderim ona.

CANLA BAŞLA…
İskeçe’de 115 camimiz var bunun 96’sı faal. 140 hocamız Kur’an-ı kerim öğretiyor. Vaizler vaizeler köy köy dolanıyor. Hatim törenlerimiz ve hafızlık cemiyetleri oluyor. Kazanlar kuruluyor, pilavlar pişiyor. Ramazan zaten canlı geçiyor, mukabeleler yapılıyor, fakir, fukaraya, dullara sahip çıkılıyor, yetimler giydiriliyor.
Resmî müftünün tek bir camisi var, onu da polis marifetiyle elinde tutuyor.
Camilerimizi yenilemek için aramızda para topluyoruz, mani oluyorlar. Yok minare dikemezsin, yok sesiniz çıktı dışarıya. Alıştık artık bunlara. Okul ve müftülük binamızı kundakladılar. On senedir yapamıyoruz, izin çıkmıyor zira. 
Koyunköy Camii yıllar süren bir mücadelenin sonucunda minareye kavuştu, dünya kadar ceza ödendi, mahkeme sürüyor hâlâ.  Hamdi Beyin konağı müze oldu sonra. 
İskeçe’nin en gözde eserlerinden Tarihi Debbağhane Camii 1972’de durup dururken yıktırıldı. Halıları avizeleri bile alamadık, çökerttiler adeta. Size başka yer vereceğiz demişlerdi, kırk yıl geçti, bekliyoruz hâlâ.
Cemaat reisliği elimizde olmadığı için bizi muhatap almıyor, yok sayıyorlar. Hesapsız vakıf malımız var, sahip çıkamıyoruz, kapanın elinde kalıyor.
Halbuki birlik olsak…