Yenipazar adı üzerinde yeni bir pazar. 650 yıl evvel böyle bir belde yoktur ortalıkta. İsa Bey İshakoviç (Saraybosna’nın da mimarıdır mâlum) Rogozne ve Golija dağları arasında şırıl şırıl akan Raşka ırmağı kenarına bir şehir kurar. (1459)
Peki neden buraya? Çünkü Dubrovnik, Belgrad, Prizren arasında iyi bir kavşaktır, kervanlar yollayabilir Üsküp’e, Sofya’ya.
Havâlide Boşnaklar yaşamaktadır ama Sırpları da yok saymaz Vuk Brankoviç’in rızasını da alır ayrıca.
Cami, imaret, çifte hamam, değirmen kervansaray derken Îsâ Bey elli altı dükkânlık bir çarşı açar, ortalık şenlenmeye başlar. 
Yani Yenipazar %100 Türk malıdır, tarih sahnesine bizimle çıkar. Osmanlı, Karaman ve Dulkadiroğlu Türklerini de getirir, Boşnaklarla kaynaşıp harman olurlar.
Yenipazar zamanla Tutin, Rojaye, Yeni Varoş, Bijele Polje, Prije Polje, Berane, Plav, Priboj, Sjenica ve Plevla (Taşlıca) şehirlerine lider olur, “Sancak bölgesi” diye geçer coğrafya kitaplarına.

SONUN BAŞI

2. Viyana Kuşatması tatsız bitince Avusturya-Macaristan üstlerine gelir, Sırplar çılgınca saldırırlar. Şehir elden çıkmasa da harap olur. İktisaden çöküntü yaşar.
1878’deki Berlin Antlaşması’nda Sancak’ın idaresi Osmanlı Devleti’nde kalır. Avusturya’ya da asker bulundurma hakkı tanınır ayrıca. Yenipazar halkı silahlı mücadele başlatır, tabii güçleri bir yere kadar...
Sancak bölgesi Sırbistan ve Karadağ arasında tampon olur. Bu statü 1912 yılına kadar devam eder, Balkan Savaşı’nın ardından Sırplar tarafından işgal edilir. Ki o gün bu gündür işgal sürmektedir hâlâ...
İşgalin akabinde göç başlar… Yüz binlerce Sancaklı Anadolu’ya akar.
2007’de Karadağlılara “ayrılacak mısınız kalacak mısınız” diye oylama yaptıran BM, nedense Sancak halkına fikrini sorma ihtiyacı duymaz 
Neyse gelelim ramazana…
Sancak’ta ramazan mübarek, daha üç aylar girince hissedilmeye başlar. Mahallenin hanımları camileri dipten köşeden temizler, halıları çırparlar. Münasip yerlere yeşil ay yıldızlı sancaklar asarlar.
Sancaklılar Ramazan-ı şerife borçsuz girmeye çalışırlar. Alacaklısını da mağdur etmemelidir mübarek ayda. Hayır sahipleri fukaraları gözetir kollar. Akikalar adaklar kesilir, yollanır muhtaçlara.
Ramazan girdi mi caddelere afişler gerilir, on bir ayın sultanı ilan edilir. 
Yenipazar sokaklarında iftara doğru bir telaş bir koşuşturmaca... ‘’Pitica Ramazanka’’ (ramazan pidesi) ve “Çahiya” (küçük somuncuklar) için girilir kuyruklara. Müezzin elini kulağına attı mı minarelerde kandiller yanar.
Ramazanın ilk iftarını mutlaka evlerinde açarlar. Sonra başlarlar dost hısım çağırmaya. İftar vermenin sevabını bilir, nail olmaya çalışırlar.
İftar sofralarında genellikle peçeyne biryan (pilav üstü kuzu) bulunur. ‘Büürekler’ sürülür fırına. Börek dendi mi kıymalı gelsin aklınıza, peynir, patates, lor, kabak, ıspanak, pırasa kullanılıyorsa pita derler ona.

İSLİDEN ŞAŞMA

Kuru fasulyeyi güveçte yapar fırınlar, helvelenmesini beklerler sabırla. İçindeki isli etler değişik bir tat katar ona.
İsli et tarhanaya da girer bulgura da. İnce ince kesip çiğ de yerler, ızgaraya da yatırırlar.
Bölge hayvancılıkta hayli iyidir, et şaşacağınız kadar ucuza. Eskiden buzdolapları yoktur malum, ecdat etin suyunu tuzla uçurup kurutur, bir süre iste tutup (tütsü) rayiha kazanmasını sağlar. Meşe yongaları duman verecek ama alevlenmeyecektir asla. Bunun için başını beklerler dakika dakika. Pirşuta, bir nevi çemensiz pastırmadır aslında. Bonfile, antrikot gibi parçalar kullanıldığı, sinirleri titizlikle ayıklandığı için lokum olur, kayar boğazınızda.
Mantiye (Boşnak mantısı) bizim bildiğimiz gibi değil, o da bir börektir sonunda. Daha küçük, tek atımlık drajeler halinde, lokma lokma…
Kaşarlı Balkan köftesine (Pleskavica) de isli et katar, o tadı duymaktan hoşlanırlar. 
Sancaklı Boşnaklar dolmalık sarı biberi; lor, peynir, süt, krema ve kaymak bulamacı ile doldurur, turşu kavanozuna basarlar. En az iki ay bekletip çıkarırlar ki soka denir ona.
Yufçitsa ise üzerine et haşlama dökülmüş rulo yufka.
Boşnak baklavası daha yumuşaktır, kaymağı bol tutulur zira. Dudove (kalbura bastı) kıtır kıtır olur ağzınızda dağılır âdeta..
Tatlıcılarda kadayıf torbalarıyla, boza şişeleri yan yana. Bir de Balkan güzeli “kaymaçina”. Bu süt ve yumurta ile yapılan bir tatlıdır, hafif ötesidir, kase kase yiyebilirsiniz pekâlâ.
“Kleka” ya da “smreka” ardıç suyu, gül şerbeti ve limunada.

CAMİLER LEBALEB İNSAN

Sancak’ın 41 camisi var ve hepsinde mukabele sürdürülür mutlaka. İftara doğru sakinleyen sokaklar teravihe doğru kalabalıklaşır, namaz sonrası dönüverir karnavala.
“Altun Alem Camisi” Osmanlı’dan miras­­­. Banisi Mevlânâ Muslihuddin. Sanki ecdadın kokusu var havasında. Bazı camilerde teravih hatimle kıldırılır, hafızı boldur zira. 
Sancaklılar ramazanı ilan için her yolu dener, değişik spor faaliyetleri tertip ederler. Gece yürüyüşleri  (korzo) ile neşe yüklenirler âdeta.