Siyonist medya Filistinlileri yırtıcı gibi tanıtıyor dünyaya. Sanki ceplerinde dinamitlerle dolaşıyorlar. Tanıyınca göreceksiniz müşfik zarif insanlar. Duygusallar da. Evin büyük erkek çocuğu ramazanda tek tek bacılarının evlerini dolaşır, oturur sofralarına. Küçük birer kızmış gibi harçlık verir onlara. 
Sonra sıra teyzelere, halalara gelir. Sonra diğer hısım akrabaya. Hatırlarını sorar, gönüllerini yapar, para sıkıştırır avuçlarına. 
Onlar da iade-i ziyarette bulunacak, sevdiği yemekleri yapıp kapısını çalacaktırlar. Tabii o gün bir bahaneyle tutuklanmazsa, evi yıkılmazsa. 
Son yıllarda bir yerden bir yere gitmek kolay değil. Diyelim kardeşinizin evi 100 metre ötede ama arada 10 metrelik bir duvar olunca… Kapılar, kontrol noktaları, izinler, evraklar… Kalkan kaşlar, defol işaretleri, sallanan parmaklar… 
Eğer ailenin bir ferdi Gazze’de biri Batı Şeria’da yaşıyorsa, buluşmaları kıyamete kalmış artık, taa ki mahşer meydanında… 
Düşünün Kudüs’ün varoşlarında oturup da yıllardır Mescid-i Aksa’ya giremeyen müminler var. Uzaktan Kubbet-üs Sahra’yı görüyorsun, gidip namaz kılamıyorsun ama…

MAHZUN MESCİD
Halbuki Kudüs’te ramazan Mescid-i Aksa demektir. Sadece teravih ile kalmaz iftarlarını da burada yaparlar. Her gün olmasa da haftada bir yemek götürür, misafirlerle paylaşırlar.
Onlara bıraksanız sabahlara kadar ayrılmayacak itikafa kalacaktırlar lakin kapılar kapanır. Sadece Kadir Gecesi istisna.
Her Kudüslü kendini Mescid-i Aksa’nın hademesi bilir. Kimse vazife vermese de bir şeyler yapar. Bahçeyi süpürür, yaprakları toplar. Mermerleri siler, çinileri ovar, tek çöp bırakmaz halılarda.  
Sen üstünü silip süpürüyorsun da adam dipten dibe oyuyor o başka. 
Kuran-ı kerimi çok okurlar. Yarı yarıya hafızdırlar. Hal böyle olunca teravihleri hatimle kılar, zevk alırlar. 
Filistinli çocuklar mekteple birlikte başlar oruca. Tutamayan da aşikare yemez ortalıkta. 
Bütün ramazanı ihya etmeye çalışır ama yirmisinden sonra bilhassa yoğunlaşırlar. Son cumaya  “Yetim Cuma” der mutlaka Mescidi Aksa’da buluşurlar. 

AY YILDIZLI FENERLER
Kudüslüler Ramazan-ı şeriflerde evlerinin önlerine ay yıldızlı fenerler asar, Selahaddin Caddesi’ni ışıklandırırlar. 
Sahurda dostları ahbapları defle davulla kaldırırlar. Bir zamanlar top da atılıyormuş, şimdi ne mümkün kan çıkar Allah muhafaza. Sahurda iki ezan okunur, biri kalk ezanı, biri kaşığı bırak ezanı.
Gündüzleri lokantalar kapalıdır, büfeler tost basmaz, seyyarlar mangal yapmaz. 
Yemekler çeşitlidir ama çorbadan başlayıp, kadayıfla bitirme adeti değişmez asla. 
İftar sofralarında humus, pilav, full (bakla), sarma, dolma olur. Süzme yoğurdun üzerine zeytinyağı döker nane kekik, zahter atarlar. 

AKDENİZ MUTFAĞI

Zeytin yetiştirir, salatalarda zeytinyağı kullanırlar. İncir, üzüm, keçiboynuzu, hurma... Akdeniz’e dair ne varsa…
Osmanlı onları Rum, Arnavut, Boşnak lezzetleriyle de tanıştırır zamanında. 
Gazze mutfağı ise Mısır‘ın tesirindedir. Ambargo yüzünden mecburen pazı toplar ve balık tutarlar. Balıkları kişniş, sarımsak, pul biber ve kimyon ile terbiye eder limon dilimleri ile bezeyip atarlar fırına. 
Islanıp tahinle karıştırılan sumaktan yapılan sumakiyye, Gazze’ye has bir lezzettir çok iyi hubz (ekmek) yedirir insana. 
Akka Hayfa ise Lübnan’dan etkilenir Kubbi bi-siniyî (etli pilav kubbesi) yapılır, çiğ köfte de bilinir. 
Lahm bi ecin (Lahmacun) ortak lezzetimizdir zaten.  Lahme meşvi’yi de biliyorsunuz aslında. Haydi yormadan söyleyeyim şiş kebap (tavuk da olur kuzu da). 
Menâkiş Kastamonu kır pidesi gibidir, zeytinyağı, susam, baharat acılı sos ve soğan. 
Filistinliler pilavı düz çıkarmaz, kıyılmış kuzu eti, ince doğranmış maydanoz, fındık, badem baharatla süslerler. Artık mutfakta ne buldularsa… 
Baba gannuş, felafel, tabule ve maklubeyi Ürdün’de anlatmıştık düşmeyelim tekrara. 
Mansaf ise bir Bedevi yemeği olup bayramlarda yapılır. Safranla pişen sarı pilav, cemîd adı verilen keçi yoğurduyla yoğrulup, çam fıstığı ve bademle süslenir. Üzerine kuzu yerleştirilir. Yer sofralarına yakışır ev sahibi etin güzel taraflarını koparıp misafirine uzatır. 

İLLE DE KAKULE
Filistinlilerin çayla da kahve ile de araları iyidir. Çaya nane yaprağı atarlar, adaçayına (meramiyyeh) bayılırlar. Kahveleri bize benzer ama kakulesiz yapamazlar. Mırra ise daha ziyade bir merasim içeceğidir minik fincanlarla ikram edilir dostlara. 
Onlar da sahlebi bilir bilhassa kışın içerler, dövülmüş ceviz, Hindistan cevizi, tarçın ile lezzetlendirirler. 
Araplar için şerbet önemli, Filistinliler için daha da önemlidir. Çünkü hoşafı yapılacak ne kadar meyve varsa (kayısı, şeftali, erik, vişne, elma) yetişir burada. Ancak para kazandırmaz. Yahudiler mahsulü nakletmenize mani olur, şeytanın aklına gelmeyecek oyunlarla sizi batırırlar
Şeker pancarını da kaynatır, hurmadan “dibs” denilen hoşça bir pekmez yaparlar. Filistinli hanımlar bayramda içinde hurma ezmesi olan kurabiyeler (mamul) hazırlar, şeker yerine tutarlar. Ağzınızda erir âdeta.