Anasayfa | RAMAZAN MAKALE 2012 | Nur Dağı nurlu mağara

Nur Dağı nurlu mağara

Nur Dağı nurlu mağara

Hacı adayları ve umreciler günün her saati dağa çıkıyorlar. Ancak gün batarken manzara pek güzelleşiyor ve tatlı bir rüzgar esiyor. Akşam ve yatsı vakti çevreden dalga dalga ezan sesleri geliyor. İlk vahye muhatap olan mağara pek büyük değil. İçi namaza durabileceğiniz kadar yüksek ve secdeye kapanabileceğiniz kadar derin. Bir başka deyişle yatabilir ve ayakta durabilirsiniz.

Efendimiz'inizinde-13 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr Hira, (Araplar ona Cebel-i Nur der) Kabe-i Muazzamanın 5 km şimali şarkında sarp bir dağdır. Yüksekliği 621 metredir, Mekke-i Mükerreme'nin rakımını da hesaplarsanız bir şey değildir aslında. Bir yüzü çok keskin diğeri tümsektir. Karşıdan bakanlar rükûya eğilmiş insana benzetir. Eskiden tırmanmak zordu, ayaklarınız altında taşlar yuvarlanırdı. Düşenler kayanlar olur, yaralanırlardı. Şimdi iyi kötü bir yolu var, basamaklar dökmüş, korkuluklar takmışlar. Bunu devlet değil Hindistan, Bangladeş ve Afganistan'dan gelen fukaralar yapıyor. Garipler çıkarabildiği kadar kum çimento ile o gün sadece bir basamak yapabiliyor. Tabii gelen giden de (bilhassa Türkler) leğene riyal atıyor, hayra destek oluyor. Alan memnun satan memnun kimseye dokunmuyor. İlk vahye muhatap olan mağara ancak namaza durabileceğiniz kadar yüksek ve secdeye kapanabileceğiniz kadar derin. Bir başka ifade ile yatabilir ve ayakta durabilirsiniz. Bildiğimiz mağaralardan değil, birkaç kayanın üst üste gelmesi ile teşekkül etmiş. Hacı adayları ve umreciler günün her saati çıkıyorlar. Ancak gün batarken manzara pek güzelleşiyor ve tatlı bir rüzgar esiyor. Akşam ve yatsı vakti çevreden dalga dalga ezan sesleri geliyor. Mescid-i Haram'ın ışıkları yanınca yönünüzü buluyor, tekbirinizi alabiliyorsunuz baka baka. Merdivenler elbette dik ve yorucu. Delikanlılar 40-45 dakikada çıkabiliyor. Yaşlılar çok çok olsun da bir, birbuçuk saatte. İhtiyar ziyaretçilerin söyledikleri ortak bir cümle var “Ahh ah! Genç gelmek varmış!” Son yıllarda dağın zirvesine bir maymun kolonisi yerleşmiş. Küçük, sevimli şeyler. Kendileri mi geldiler, birileri mi getirip bıraktı bilmiyoruz ama bir şekilde geçinip gidiyorlar. Düşünün kıtalar ötesinden gelen müminler onlarla meyvelerini, bisküvilerini, sularını paylaşıyor. Allahü teâlâ kupkuru kaya üzerinde rızklarını ayaklarına yolluyor. Dağın zirvesinde bir kantin var, sallama çay ve soğuk gazoz içebilir, takke, tesbih alabilirsiniz. Elektrik jeneratörden sağlanıyor. DİLE GELSE DE ANLATSA Cebel-i nur ilk vahye muhatap olduğu gibi “Şakku's Sadr” (Efendimizin göğsünün yarılıp yıkanması) ve “Şakku'l Kamer” (ayın ikiye yarılması) mucizelerine de şahit oldu. Hacı adayları ve umreciler her taşına bu şuurla basıyor, her adımda efendimizin izini kokusunu arıyorlar. Hasılı feyzli bereketli bir mekân. Allahü teâlâ hepinize hepimize gitmeyi görmeyi nasip eylesin. Bazı şeyler kelimelere sığmıyor! RESULULLAH'IN KOKUSU SİNMİŞ Zorlu bir tırmanıştan sonra zirvedeki Hira Mağarası belirdiği anda yorgunluk hissi hemen kaybolup kalp atışları hızlanıyor. Sonra âlemlere rahmet olan Hazret-i Peygamberimizin, mağaranın taşlarına sinen o mübarek kokusu taa ciğerlere kadar çekiliyor. Ardından dualar ve gözyaşları... Nur Dağı'na aşağıdan bakılınca sanki rükûya eğilmiş gibi duruyor... NUR DAĞI GECE BİR BAŞKA GÜZEL Nur Dağı gece bambaşka oluyor. Işıl ışıl parlayan Mekke-i Mükerreme'ye bakarken Kâbe'den nuru hemen beliriyor. Sonra hüzün çöküyor insana. Bir garip oluyor insan... > Fotoğraflar: Osman Sağırlı-İrfan Özfatura İnsafsız abluka Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) henüz ilk vahyin tesirindedirler. Varaka bin Nevfel'le karşılaşırlar. İhtiyar âlim, Server-i Kâinat'ı alınlarından öper ve “Yemin ederim ki sen İsa Aleyhisselamın müjdelediği Nebisin” der, “yakında tebliğ ve cihad ile vazifelendirilirsin. Keşke genç olsam da seni Hicrete zorladıklarında yanında dursam.” -Beni Mekke'den çıkaracaklar mı? - Hiçbir nebi yoktur ki, kavminden düşmanlık görmemiş olsun, onunla da kalmaz seninle savaşırlar. Varaka'nın dedikleri bir bir çıkar. Efendimizin etrafında daha ziyade gençler, köleler halkalanır. Hakim zümre istihza ile bakar, dudak büker, alaya alırlar. Müşriklerde merhametin mimi yoktur, inananlar üzerinde baskı kurarlar. Düşünün, kendilerini felaha çağıran bir Resulün yollarına dikenler serper, secdede iken deve işkembesi bırakırlar. Seyyid-ül Enbiya kendine yapılanlardan ziyade müminlerin uğradığı zulme yanar. Kızgın taşlar altında ezilen Bilal, hançerle paralanan Yaser, develere bağlanıp bacakları ayrılan Sümeyye... Halbuki Sümeyye yaşlı bir kadındır... Bir annedir sonunda! Hazreti Hadice, Efendimizin sıkıntılarını paylaşır. Adı gibi (Kübra) büyüktür, yılmaz, yıkılmaz, zor anlarda Resul-ü kibriyanın yanından ayrılmaz. Sahra ortasında vaha gibidir, yüzünden tebessümü eksik olmaz. Bi'setin yedinci senesi... Müşrikler aralarında bir ahdname yazar, altına imza koyarlar. “Müslümanlar evlerinden mahallelerinden çıkarılacak, onlarla kimse görüşmeyecek, konuşmayacak, bir şey alınmayacak, satılmayacak!” Hücre hapsinden az hallice... Şimdilerde ambargo diyorlar buna... Tecrid umulandan da sert uygulanır. Kadınların göğüsleri kurur, bebecikler tek damla süte hasret kalırlar. Şa'bi Ebi Talip diye bilinen dere yatağını iniltiler sarar. Bir yabancı bir lokma bir şey verecek olsa dövülür, kovulur, malını elinden alırlar. Efendimiz Hazret-i Hadice'nin servetinden kalanları müminler için harcar, hazıra dağ mı dayanır, kendileri de fukara arasına katılırlar. Düşünün yüzü suyu hürmetine kâinatın yaratıldığı server karınlarına taş bağlar. Baskılar dayanılmaz olunca müminlere hicret yolu görünür, Seyyid-ül Beşer Habeşistan'ı işaret buyururlar. Mekke'de bir avuç mümin kalır. Ebubekir ve Ömer gibi... Sonra Hamza... (Radıyallahu anhüm) Mekke'deki tek hamilerini (Ebu Talib'i) kaybedince, cümleten yetim kalırlar. Sonra... Sonra da vefakar hanımını, biricik Hadice'sini Dar-ı bekaya uğurlar. Hangi birine yansınlar? O yılı Hüzn yılı diye adlandırırlar. İki büyük sığınak, dar-ı bekaya göçerse de Hazret-i Ali, babası Ebu Talib'i aratmaz, Hazret-i Fatıma anneciğinin yükünü de omuzlar. YARIN: ZARİF DAVET KABA İNKÂR