Eski Estetik Plastik Cerrahi Derneği (EPCD) Başkanı Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı  Prof. Dr. Akın Yücel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalığın önde gelen birinci ve ikinci dereceden risk faktörlerini, "Bir memede kanser çıkması", "Birinci derece akrabalarda görülmesi", "Gen pozitif olması", "Memesinde kansere dönüşebilecek lezyon çıkması", "Rahim kanseri geçirmesi" ve "Uzun süre östrojone maruz kalması" şeklinde sıraladı.


Farkındalığın yükselmesinin meme kanserinde erken teşhisi artırdığına işaret eden Yücel, hastalıkta 60 yaş altında ilk tanı konulma oranının yükseldiğini belirtti.


Yücel, meme kaybının hastaları fiziksel, sosyal ve ruhsal açıdan kötü yönde etkilediğini anlatarak, şöyle konuştu:
"Bu tür bir organ kaybı hastaya sürekli yaşadığı travmayı hatırlatıyor, vücut algısını bozuyor, istenmediği ve beğenilmediğini düşünmesine neden oluyor. Diğer memenin büyük olduğu durumlarda belirgin asimetriler oluşuyor, bu da vücut dengesini bozarak omurga sorunlarına yol açıyor. Dışarıdan kullanılan silikon protezler omuzlarda ve boyunda sorunlara yol açıyor, terleme ve temas nedeni ile cildi olumsuz etkiliyor. Meme kanseri sonrası meme onarımları hastaların hayat kalitelerini yükseltirken ruhen ve bedenen daha iyi bir hale gelmelerini sağlıyor."


Meme kanseri ameliyatlarında 1970'li yıllarda süper radikal mastektomilerin yapıldığını, bu ameliyatlarda meme ile birlikte tüm göğüs duvarı cildinin ve göğüs adalesinin de alındığını, bacaktan alınan deri yamaları ile onarıldığını söyleyen Yücel, 1980'li yıllarda modifiye radikal mastekromilerde kasın ve göğüs cildinin korunarak memenin alındığını, onarımın ise sıklıkla karından ya da sırttan taşınan dokularla yapıldığını anlattı. Prof.Dr. Yücel, 1990'lardan itibaren ise gündeme gelen meme koruyucu cerrahi kavramının onarım seçeneklerini çeşitlendirdiğini belirtti.


Yücel, meme koruyucu cerrahinin bazı operasyonlarında meme dokusunun tamamı alınsa bile bazılarında da cilt ve meme başının korunduğuna dikkati çekerek, şu bilgiyi paylaştı:
"Eskiden çok cilt ve yumuşak doku eksiği olduğu için vücudun başka yerinden doku taşımamız gerekiyordu. Şimdi ise cilt sağlam kaldığı için protezli onarımlara daha çok dönüş oldu. Geçen yıl ABD'deki onarımların yüzde 75'i protezle yapıldı. Dezavatantaj olarak şunu getirdi; Memeyi tek seferde aldığımızda kemoterapi ve radyoterapiye daha az ihtiyaç duyuluyor ama burada bölgesel tekrarlamayı, nüksü önlemek için daha fazla radyoterapi ve kemoterapi gerekiyor. Bu da radyoterapi ve kemoterapinin onkolojinin daha hasta konforunu bozmayacak şekilde gelişmesini sağladı."