Antalya Belek'te 25. Ulusal Türk Ortopedi ve Travmatoloji Kongresi... Şeker hastalarında ayakkabının hayati önemi tartılışılıyor!.. Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği (TOTBİD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Önder Kılıçoğlu, şeker hastalığı olanların ayakkabı seçimine özen göstermesi gerektiğini belirterek, “Tümörlerden ölümü yüzde 5'lere düşürdük. Diyabetik ayaktaki akut enfeksiyondan sonra, iki 3 yıl içinde ölme olasılığınız yüzde 50 hiç kimse bunu söylemiyor. Kanser görünce korkmuyoruz. Diyabetik ayakta enfeksiyon yara varsa biz korkuyoruz” dedi.  


Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği (TOTBİD) tarafından bu yıl 25'incisi düzelenen Ulusal Türk Ortopedi ve Travmatoloji Kongresi Antalya'nın Belek bölgesindeki Titanic Otel Kongre Merkezi'nde devam ediyor. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Yener Temelli, 2 bin 500'ü aşkın katılımcının takip ettiği kongrede 141 oturum, 42 konferans, 77 panel, 7 olgu tartışması, 4 özel oturum, 5 tartışmalı oturum, 4 video konferans oturumu, 331 sayıda sözlü bildiri, 529 poster bildirileri ile en son ve bilimsel çalışmaların yer aldığını söyledi.




 
Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği (TOTBİD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Önder Kılıçoğlu, halka kireçlenme deyince akıllarına bulaşık makinesi içindeki borudaki kireçlenmenin geldiğini söyledi. Öncelikli görevin halka olayın bu olmadığını anlatmak olduğunu aktaran Prof. Dr. Kılıçoğlu, “Kireçlenme ne yazık ki bir şeyin gelmesi değil, teflon tava gibi bir tabakanın gitmesidir. Sonuçta bir şey gittiği ilaçla ya da benzeri şeyle bunu yerine koymak mümkün değildir. Temel tedavi gitmiş olan bir tabakanın kalanı ile idare etmektir. Dizimiz kireçleniyor, koşalım, uzun süre yürüyüş yapalım dediklerinde neden ağrıların fazla arttığını böyle anlatabiliriz. Kalan kıkırdak yapısı gidene kadar idare ettiriyoruz. Gün geliyor kıkırdak tamamen yok oluyor. Onun yerine protez denilen  eklem yüzeylerini değiştirme ameliyatları yapıyoruz. İçeriye giriyoruz. Aşınmış olanların yerine ara yüzler koyuyoruz. Başarılı olan bir ameliyat. En çok yüzümüzü güldüren hastalardı. 10 yılda yüzde 95'e yakın başarı sağlıyoruz” ifadelerine yer verdi.
 
  “RAHAT HİSSETTİĞİNİZ AYAKKABIYI GİYİN”
  Toplumda, "Çocuğuma nasıl ayakkabı alayım, kendime nasıl ayakkabı alayım” sorusu ile çok karşılaştıklarını söyleyen ve bu soruların aslında güzel bir cevabı olmadığını aktaran Prof.Dr. Kılıçoğlu, “Olsaydı herkes bulur ve birbiri ile paylaşırdı. En kolay cevabı hangi ayakkabıyla rahatsanız onu giyeceksiniz. Bunu bana soran herkes biliyor. Biraz topuklu giyebilir miyim. 2.5 santime kadar topuk giyebilirsiniz sorun yok. Ama bu sayı her zaman artıyor. O giyiyor yıllardır bir şey olmuyor, bende neden oluyor deniliyor. İnsanların bir grubu şanslı ayakkabıları istedikleri gibi giyiyorlar. Bir şey olmuyor. Bu durum  anasına bak kızını al gibidir. Genetik geçiş var. Yaşla birlikte ayakta genişler. Bu grup yüksek topuk giydiğinde ayaklar öne yükleniyor, ardından ciddi sorun nasır ve yaralar ortaya çıkabiliyor. Topuklu giydiğinde dizleri bükük yürüyen kadınlar vardır. Kişi topuklu ile birlikte tam dik duramıyorsa diz eklemleri çok yüklenir, ciddi eklem ağrısı ve kalça sorunu çıkarabilir. Herkes hangi grupta olduğuna karar vermelidir” diye konuştu.
 
  “DİYABETİK AYAKTAKİ ENFEKSİYON RİSKİ”
  Yaşlı popülasyonda özellikle de şeker hastalarında ayakkabı seçiminin önemine değinen Prof.Dr. Kılıçoğlu, “Ülkemizde diyabet yüzde 10'a ulaştı. Bunların tanı koyanların yüzde 8'dir. Ciddi bir kısmı ayakkabısı vurduğu için ayağında ortaya çıkan yara ile tanı koyuluyor. Kanserde çok başarılıyız, tümörü çözdük. Tümörlerden ölümü yüzde 5'lere düşürdük. Diyabetik ayaktaki akut enfeksiyondan sonra, iki 3 yıl içinde ölme olasılığınız yüzde 50 hiç kimse bunu söylemiyor. Kanser görünce korkmuyoruz. Diyabetik ayakta enfeksiyon yara varsa biz korkuyoruz. Her şeker hastası ayakkabısına özen göstermelidir. Ayağını vazelinlemesi ve ayağından daha geniş ayakkabı giymesi gerekir. Diyabetiklilerin son derece yumuşak deriden yapılmış burunları yüksek ve geniş ayakkabı giymesi gerekir. Bu nedenle yara açma ve enfeksiyonla karlılaşma oranları düşüyor” dedi.
 
  “BEŞİK TABAN AYAKKABI ZAYIFLATMIYOR”
  Kılıçoğlu, “Beşik taban yuvarlanan ayakkabılar, zayıflatıyor diye piyasaya çıktı. Zayıflattıkları doğru değil. Dengesi normal olmayan yaşlılarda ciddi bir sorun ortaya çıkabiliyor. Ancak ayağının içindeki ağrılı eklemler bulunan hastaların rahat yürümesine yardımcı oluyor. Sağlıklı kişiler değil, ayak içinde sorunu olan hastalar için doğru seçenektir” şeklinde konuştu.
 
  MENÜSKÜS
  Menüsküs sorununa da değinen Prof.Dr. Kılıçoğlu, “Menüsküs her iki dizde yer alan kıkırdak dokudur. Amartisördür aslında. Ay çöreği gibi bir dokudur. İki çeşit hastalığı var hepsinde yırtık geçiyor. Bir sporcuda, futbolcu da menüsküs yırtığından bahsediyorsak darbe ile olmuş ve sağlam dokunun kopmasıdır. Bu dikilebilen dokudur. İkinci grup ise dejenire aşınmış dizler. Yaşlı dizler. Onlar farklı bir grup, kalitesi bozulmuş dokunun liğme liğme olmasıdır. Onların farklı tip ve tamir edilmesi zordur. O yırtıkların çıkarılması nadir gereklidir. Her Menüsküs yırtığının belli yaştan sonra çıkarılması zorunlu değildir. Belli yaşın üzeri menüsküs çıkarılmaz” dedi.
  TOTBİD Genel Sekreteri Doç. Dr. Önder Kalenderer, bir bebeğin doğduğunda dizlerinin 'O' şeklinde olduğunu ve ortalama 2 yaşında dizlerin kendiliğinden düzeldiğini kaydetti. Çocukların 4-7 yaşlarında tüm sağlıklı insanlarda olduğu gibi 5-10 derecelik 'X' görünümü oluşturan şekle girdiğini kaydeden Doç. Dr. Kalenderer, bu çağlarda görülebilen hormonal bozukluklar ve özellikle D vitamini yetmezliğinin bacaklarda şekil bozukluğuna yol açabildiğini aktardı.




 
  “İÇE BASMAYA TEDAVİ GEREKMEYEBİLİR”
  Çocuklarda göreceli olarak sık görülebilen yürüme bozukluklarından birinin içe basma olduğunu dile getiren Doç. Dr. Kalender, ancak bu durumun kısmi bir tedavi gerektirmediğini kaydetti. İçe basmanın düz taban görüntüsü verdiğini ifade eden Doç. Dr. Kalender, “Ailelerin en sık ortopedi hekimine müracaat etme nedeni içe basmadır. Bir ayağın gelişimi 10-12 yaşına kadar devam eder. Bu yaşa kadar ayak tabanında normalde mevcut olan yağ dokusu ayağa düz taban görüntüsü verebilir” diye konuştu.
 
  6 YAŞ ÖNCESİ DÜZ TABAN ENDİŞESİ
  Zayıf olan ayak kasları ve bağları ayak tabanında düşüklük ve düz taban görüntüsü verebildiğini aktaran Doç. Dr. Kalenderer, “Bu nedenler dolayı biz ortopedi hekimleri özellikle 6 yaşından önce düz taban tanısı koymaktan çekiniriz. Toplumun yaklaşık dörtte birinde düz tabanlık görülebilir. Esnek ve sert olmak üzere iki çeşidi mevcuttur. Esnek düz tabanlığın daha sık görüldüğü ve hemen hemen hiç tedavi edilmesine gerek yoktur. Çocuk ayak parmaklarının üzerinde kalktığında ayağın iç tarafında kavis oluşmuyorsa veya çocuk yürüdüğünde ayaklarında ağrı olduğundan yakınıyor ise ortopedi hekimi görüşü alınmalıdır” şeklinde konuştu.
 
  DİZ KAPAKLARININ İÇE DÖNMESİ
  Bir diğer sık içe basma nedeninin uyluk kemiğinin üst kısmının gereğinden fazla öne dönük olması olduğunu anlatan Doç.Dr. Kalenderer, “Normalde bebek doğduğunda 35-40 dereceye kadar olan bu dönüklük 8-10 yaşlarında erişkinlerde olduğu gibi 10-15 dereceye düşer. Ve çocuklarda görülen diz kapaklarının da içe doğru dönmeye eşlik ettiği bu bozukluk düzelir. Bu düzelme 8 yaşına kadar olmamış ise bir ortopedi hekimi görüşü almak uygun olacaktır” dedi.
 
  SURİYELİ GÖÇMENLERLE KALÇA ÇIKIĞI ARTTI
  Kalça çıkığının da önemli bir yürüme bozukluğu nedeni olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kalenderer, “Özellikle Suriyeli göçmenlerle beraber kalça çıkığında çok ciddi artış oldu. Hepimiz eskisinden çok daha fazla kalça çıkığı ameliyatı yapmaya başladık. Kalça çıkığı olan çocuklarda bacak kısalığı oluşacağı için aile tarafından ancak bu çocuklar yürüme çağına geldiklerinde yürüme bozukluğu olduğu anlaşılabilmektedir. Bir ailede kalça çıkığı olan birey varsa, doğan bebek ailenin ilk kız bebeği ise, çoğul gebelik veya makat geliş ile doğmuş ise, bebek normalden iri ve gebelik sonlarında rahimdeki suyun azaldığı aileye söylenmiş ise doğan bebekte kalça çıkığı olma ihtimali artmaktadır. Bir ortopedi hekiminin yapacağı muayene ve hiçbir radyasyon riski olmayan ultrasonografi yöntemi ile kalça çıkığı rahatlıkla tanınabilmektedir. Yeni doğan bebeklerin 40-50 günlükken bir ortopedi hekimince muayene edilmeleri ve gerekli görülür ise kalça ultrasonografisi yapılması olası bir kalça çıkığı veya gelişme geriliğinin erken tanınmasına olanak verecektir. Kalça çıkığı ne kadar erken fark edilirse o kadar kolay tedavi edilebilmektedir” ifadelerine yer verdi.




  SİNİR SIKIŞMASI KADINLARDA SIK GÖRÜLÜYOR
  TOTBİD Başkanı Prof. Dr. Sait Ada, bir ya da her iki elde görülebilen başparmakla birlikte yanındaki iki parmakta uyuşma ve zamanla güçsüzlük şikayetleriyle kendisini gösteren ve çoğu zaman nedeni tam olarak belli olmayan sinir sıkışması hastalığı 'Karpal Tünel Sendromu'nun 40-50 yaşlar arası bayanlarda daha sık görüldüğünü anlattı.
  Bu hastalıkta sinirin içinden geçen kanal içindeki basınç artışına bağlı olarak sıkıştığını aktaran Prof. Dr. Ada, “Tekrarlayıcı hareketlerin ve kullanımı, el örgüsü, elde bulaşık ve çamaşır yıkama, uzun süreli telefon kullanımı, kitap ve gazete okuma pozisyonları, karpal tünel sendromuyla ilişkisi mevcuttur. Hastalık kadınlarda hamilelik sırasında da görülebilmektedir. Hastalık geceleri uykudan uyandırma tüm elde uyuşma, karıncalaşma ve şişlik hissiyle kendini gösterir. Hastalar genelde ellerini sallayarak ve ovalayarak rahatlar. İlerleyen dönemlerde kuvvet ve güç azalması ve el kaslarında erimeler ile elde tutulan cisimler düşürülebilmektedir. Korunmak için sık tekrarlanan hareketler yerine arada işe ara vermek, el bileğini sürekli aynı pozisyon da tutmamak ve aşırı sıkma işleri yapmamak önerilmektedir” dedi.
 
  “KULAKLIKLA KONUŞMAKTA KAZA RİSKİNİ ÖNLEMİYOR”
  Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği (TOTBİD) Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Emel Gönen, cep telefonu ile konuşmanın trafik kazası riskini 4 kat arttırdığını kaydetti. Cep telefonuyla kulaklıkla konuşmanın da kaza riski azaltmadığını aktaran Doç. Dr. Gönen, “Türkiye'de bir yıl içinde 560 bin 421 kaza bildiriliyor. 4 bin ölümlü, 124 bin 988 yaralanma oluyor. İlk başta ölümler ilk saniyede geliyor. Pelvis ve batın kafa ilk anda oluyor ve ölüme neden oluyor.  Yaralıların yüzde 30 hastaneye ulaşabiliyor, yüzde 58'i de hastane içinde kaybediliyor. Yüzde 12'sinde ciddi kırıklar oluyor. Trafik kazalarının yüzde 50'sinde toraks travması izlenmektedir. Kalbin künt yaralanmaları kazaların ve ölümlerin yüzde 15'inde mevcuttur” şeklinde konuştu.
 
  “ÖNEMLİ BİR SOSYAL SORUN”
  Trafik kazaları ölüm dışında sosyal sorunları, sakatlıkları ve ekonomik sorunları beraberinde getirdiğini kaydeden Doç. Dr. Gönen, “Trafik kazalarında tedavi sonrasında ortalama yüzde 30 kalıcı sakatlıkları, yüzde 50 hareket kaybı oluyor. Çoklu kırığa ve yerine yerleşime bağlı olarak implant kullanılıyor. Bir bacak kırığının tedavi masrafı devlete 7 ile 10 bin TL'ye mal oluyor” dedi.


   KAMU SPOTU
  Gönen, trafik kazalarında cep telefonuna dikkat çekmek amacıyla 'Hayata Değil Cep Telefonuna Ara Ver' sloganı ile araç için kamu spotu hazırladıklarını sözlerine ekledi.