Ziyneti KOCABIYIK

Büyük oğluna lösemi teşhisi konulduktan sonra hayatını kansere adayan Ürdün Prensesi Dina “Oğlum iyileştikten sonra yaşadığım tecrübenin bir anlamı olması gerektiğini düşündüm. Yani böyle bir unvanım, böyle bir tecrübem varsa o zaman bu şansımı kanser hastası çocuklar ve çocukları kansere yakalanan diğer anneler için de kullanabilmeliydim.”

İstanbul, geçtiğimiz hafta Dünya Kanser Liderleri Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Dünyanın en büyük kanser örgütü olan Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü’nün düzenlediği zirvede liderler, insanlığın başına bela olan bu hastalığın önlenmesi ve tüm dünyadaki hastaların tedaviye eşit oranda erişebilmesi için yapılması gerekenleri tartıştılar. 
Zirve’ye 50 ülkeden, birbirinden önemli 250 kanserle mücadele lideri katıldı. Bu liderlerden biri de Kral Hüseyin Kanser Vakfı Direktörü Prenses Dina Mireb’di. Biz de zirveyi fırsat bilip, Prensesle kanserle mücadelenin ana hatlarının çizildiği bir yuvarlak masa toplantısı ile öğle yemeği arasındaki 15 dakikada kısa bir görüşme yaptık. Kısa oldu çünkü, Prensesin ajandası o kadar dolu ki, biz konuşurken bile birkaç kişi onunla görüşmek için sırada bekliyordu. 
Prenses Dina, Kral Abdullah’ın kuzenlerinden Prens Mired Bin Raad’ın eşi. 2002 yılından bu yana Ürdün’ün kanserden hayatını kaybeden merhum lideri Kral Hüseyin adına kurulmuş vakfın direktörlüğünü yürütüyor. 
Prenses Dina’nın kanserle ilgisi büyük oğlu Prens Rakan’ın kansere yakalanması ile başlamış. Oğluna 2 yaşında lösemi teşhisi konulan Prenses, bu tarihten sonra hayatını kanser hastalarına yardım etmeye adamış.  

“CELEBRİTY” DEĞİL, İŞİNİN SAHİBİ
Önemli sağlık konularına toplumun dikkatini çekmek için genellikle “Celebrity” olarak tabir edilen ünlüler kullanılır. Bu ünlüler, çoğunlukla destek verdikleri hayır işler işlerinin vitrini olurlar. Organizasyonlara katılır, ellerine verilen metni okurlar. Prenses Dina da, aslında bir “Kanser Celebrity”si. Ancak, o bu alanda gönüllülükten çok daha fazlasını yapıyor.  Prenses şu anda Ürdün’de 110 binden fazla üyesi olan kanser kontrol programını yürütüyor. Ulusal ve uluslararası örgütlerde aktif görev alıyor. 
Çocuklar onun hassas noktası. Çocuklarla ilgili her programda yer almaya çalışıyor. Bunun yanı sıra kadınlarla ilgili işler de yapıyor. Örneğin Ürdünlü kadınlar için meme kanseri tarama ve teşvik programının önde gelen isimlerinden biri olan Dina, Ürdün Meme Kanseri Programı’nın onursal başkanı unvanını taşıyor. 
¥ Kanser savaşçısı bir annesiniz? Bu hikâyeyi ve kanserle ilgili çalışmalarınızı anlatır mısınız?
Büyük oğlum Rakan’a 1997 yılında, o henüz 2 yaşındayken lösemi teşhisi kondu. Ben de bu şekilde kanserle ilgilenmeye başladım. O dönemde Kral Hüseyin Kanser Merkezi yeni açılmıştı. Bina ve ekipmanlar vardı ama tedavi için pek birşey yapılamıyordu.  Bugün olduğu gibi son teknolojileri kullanan ve de hayat kurtaran merkez değildi. O dönemde yurt dışında tedavi alma şansı olan azınlık arasındaydık. Oğlumun tedavisi tamamlandı ve  çok şükür ki hastalığı yendi. O sağlığına kavuştuktan sonra Ürdün’e döndük. Oğlum iyileştikten sonra yaşadığım tecrübenin bir anlamı olması gerektiğini düşündüm. Yani böyle bir unvanım, böyle bir konumum varsa o zaman bu hayat şansımı kanser hastası çocuklar ve çocukları kanser olan diğer annelere de kullanabilmeliydim.
¥ Çocuğunuzun hastalığı sırasında nasıl hissetiniz? Umutsuzluğa kapıldınız mı? 
Benim diğer kadınlardan ve annelerden farkım yok. Ben de her annenin hissettiğini hissettim. Diğer annelerin de benimle aynı şeyi hissedeceğinden emindim ve bu yüzden, bu konuda yapılabilecek ne varsa sonuna kadar yapmak için kendi kendime söz verdim. 
¥ Prenses  unvanınızın kanser  farkındalığı oluşturmada rolü nedir?
Her şeyden önce ben vakfın genel direktörüyüm. Birebir işin içindeyim ve çok farklı alanlarda çalışıyorum. Tabii ki böyle bir unvanım olduğu için pek çok kapı benim için açılıyor. Mesela bir şirketin CEO’su ile görüşmek istiyorsam bu unvan işe yarıyor. Ancak bir bağış yapmalarını, kaynak vermelerini istiyorsak o zaman gerçekten bir saygı uyandırmanız lazım. Bu da etik ve bilimsel olmaktan geçiyor. Evet bu unvanla kapıları açıyoruz ama bu desteğin devam etmesi için işimizin tam olarak yapılması ve kendimizi ispat etmemiz lazım. 

AİLESİ HER ŞEYİ
Prenses Dina, eşi Prens Mired Raad Zaid Al-Hussein, kızı Prenses Şirin, oğulları Prens Rakan ve Prens Jafar’la birlikte Amman’da yaşıyor. 

BAŞARILI BİR İŞ KADINI
Prenses Dina Mired, Hanedan’a gelin gitmeden önce İngiltere’de Warwick Üniversitesi’nde muhasebe ve finansal analiz bölümünü bitirmiş. Ardından uluslararası bankacılık ve finansal hizmetler uzmanlığını alan Prenses Dina, başarılı bir iş kadını. Prenses Dina, enerjik, sempatik ve samimi tavırlarıyla da Ürdün halkı tarafından çok seviliyor. 

RÜYASINI GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYOR

 

Günün birinde kanseri yenmek hayal değil

Neredeyse 24 saatini kanserle mücadeleye ayıran Prenses Dina’ya bu çalışmalarının sonucunun ne olabileceğini soruyorum…
Günün birinde kanseri engellemek ya da kontrol altına almak mümkün olacak mı? Yoksa bu bir rüya mı?
Tabii ki öyle bir hayalimiz var. Keşke kanseri tamamen ortadan kaldırabilsek. Biliyorsunuz kanser Mısır’daki Firavunlardan beri bizimle. Bu hastalığı çok uzun zamandır yaşıyoruz. Bu alanda çok başarılı adımlar atıldığını söyleyebiliriz ama hastalığı ortadan kaldırabilmek için ortak çalışmalar, araştırmalar yapmak gerek. Türkiye ile ya da bu bölgedeki diğer ülkelerle ortak çalışmalar yaparak neden belli kanserlerin bizi diğerlerinden daha fazla etkilediğini ortaya çıkarabiliriz. Çünkü benzer ortamlarda yaşıyor, benzer besinleri tüketiyoruz. Belki kanser tamamen ortadan kalkmaz ama diğer kronik hastalıklar gibi olabilir. Öldüren bir hastalık olmaktan çıkıp birlikte yaşanan bir hastalık haline gelir. 
Pek çok kanser türünden korunmak veya erken teşhis sayesinde hayatta kalmak mümkün. Ancak bunun için toplumu bilinçlendirmek gerekiyor. Bizim görevimizin bir bölümü de bunu sağlamak. Elbette bunları bilim adamları söylüyor ama bazen biz de bu uyarılara aracılık ediyoruz. Kral Hüseyin Kanser Merkezi’ndeki doktorlarla iş birliği yaparak bir strateji geliştirdik. Ben böyle bir unvanım olduğu için çok güzel toplantılar düzenliyorum. Bu unvanımı farkındalığı artırmak, finansal kaynak bulma gibi alanlarda değerlendiriyoruz. İnsanlık kansere karşı birgün zafer kazanacaksa bu herkesin iş birliği ile olur.

KANSERLE SAVAŞTA
Türkiye’yi örnek alıyoruz

¥ Kral Hüseyin Kanser Vakfı’nın Ürdün’deki ve bölgedeki rolü nedir? 
Kral Hüseyin Kanser Vakfı’na bağlı ileri düzeyde tedavilerin yapıldığı çok kapsamlı bir kanser merkezimiz var. Sadece Ürdün’de değil bölgede bulunan ve tedavisini karşılayamayan kişileri de destekliyoruz. Mesela şu anda ülkemizde yaşayan 1.5 milyon Suriyeli göçmenin ve komşu ülkelerden gelen hastaların da ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Suriye vatandaşlarının yanında, Filistin, Yemen, Sudan, Irak’tan gelen kanser hastalarına da bakıyoruz. Çünkü o ülkelerde sağlık sistemleri iyi işleyemediği için kanser tedavisi için bize geliyorlar. Onlar bizim için listede bir rakam değil, kurtarılacak hayatlar. 
Bunun yanında hem bölgede hem de Ürdün’de erken teşhis ve kanseri önleme çalışmaları yapıyoruz. Bölgede farklı global örgütlerle çalışıyoruz. Türkiye’yle de güzel bir iş birliğimiz var. Türkiye tütün ürünleri ile mücadele ve sağlık sistemini yenileme konusunda harika bir tecrübe yaşadı. Bizim de Türkiye’den öğrenecek çok şeyimiz var. 
Bunun dışında bölgede diğer kanser merkezlerine de yardımcı oluyoruz. Eğitim programları düzenliyoruz. Uzmanlara fon sağlıyoruz hemşirelik için, doktorlar için eğitim programlarımız var. O yüzden sadece yerel bir merkez değiliz aslında bölgesel bir kanser merkeziyiz.

Fotoğraflar: Bünyamin Çelik