Prof. Dr. Gürelik yaptığı yazılı açıklamada, beyin tümörlerinin ya beyin dokusunun yapısında bulunan hücrelerden ya da vücudun başka bir bölgesindeki kanserden yayılım sonucu ortaya çıktığını belirtti.

Birincil yani beyin dokusunun kendisinden kaynaklanan tümörlerin, vücudun başka bölgesinden yayılan ikincil tümörlerden daha sık görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Gürelik, "İsimlerine aşina olmak için sıralamak gerekirse, sıklık sırasına göre glioma, metastaz (yayılım), meningioma, hipofiz tümörleri ve akustik nöromalar, tüm beyin tümörlerinin yüzde 95'ini oluşturan türlerdir" değerlendirmesinde bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü Kanser Araştırma Ajansı'nın 2012'de tüm dünyada 139 bin 608 erkek ve 116 bin 605 kadında beyin tümörünün ortaya çıktığını rapor ettiğini aktaran Prof. Dr. Gürelik, birincil beyin tümörlerinin görülme sıklığının bir yıl içinde 100 bin kişilik bir toplumda 7-19,1 kişi seviyesinde olduğunu kaydetti. Bu rakamlara metastazlar eklendiğinde rakamın daha da yükseldiğine dikkati çeken Prof. Dr. Gürelik, hastalığın erişkinlerde çocuklardan daha sık görüldüğünü vurguladı.

Beyin tümörlerinin erkeklerde kadınlara göre biraz daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Gürelik, "Ancak bazı tümör tipleri kadınlarda daha sıktır. Beyin tümörü bulunan hastalarda ortaya çıkan bulgular kafa içindeki basınç artışı ve önemli bölgelere basıya bağlıdır. Baş ağrısı, bilinç bozukluğu, bulantı, kusma, yürüme bozukluğu, güçsüzlük gibi genel yakınmalar ya da sara nöbeti, görme, konuşma ve duyu bozukluğu gibi daha özel yakınma ve bulgular oluşturabilir" bilgisini verdi.

"Beyin tomografisi tanı için büyük oranda yeterlidir"

Prof. Dr. Mustafa Gürelik, hastalığın teşhisinde bilgisayarlı beyin tomografisi ve manyetik rezonans görüntülemenin tanı için büyük oranda yeterli olduğunu belirterek, hastalığın tedavisine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"Tedavi, ameliyat, radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) tedavilerinin farklı bileşimlerini kapsamaktadır. Ama hemen tüm hastalarda ameliyat, tedavinin ilk basamağını oluşturmaktadır. Tümörün kanser olup olmamasına ya da derecesine göre diğer tedaviler de uygulanmaktadır. İyi huylu beyin tümörlerinde başarılı bir tedaviden sonra sağlıklı ve normal bir yaşama sahip olmak mümkündür. Ancak kötü huylu tümörlerde tümörün yerleşimi, büyüklüğü ve derecesi hastalığın seyrinde büyük değişikliklere yol açabilmektedir. Tam çıkarılamayan ve derecesi yüksekse iyi sonuçlar alabilmek mümkün olmayabilir. Kötü huylu tümörlerin tedavisinde amaç daha çok sağ kalım süresini uzatmak daha da ötesi hastalıksız sağ kalım süresini de uzatmaktır."

Tüm tümörlerde olduğu gibi beyin tümörlerinde de nedenin tam olarak söylenemeyeceğini kaydeden Prof. Dr. Gürelik, genetik yapıda tümör oluşumuna zemin hazırlayacak bazı değişiklik ya da bozuklukların yanında kansere neden olan çevresel faktörlerin kanserin oluşumunda suçlandığını aktardı.

Çevresel faktörler içinde hava kirliliği, kanserojen madde içeren gıdalar, radyasyon, endüstriyel ve kimyasal bazı maddelere maruz kalmanın sayılabileceğini belirten Prof. Dr. Gürelik, bunlara maruz kalmaktan kaçınma, düzenli, dengeli beslenmenin kanserden korunmak adına alınabilecek bazı sınırlı tedbirler olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Gürelik, erken tanı için beyin tümörlerinin yol açabileceği yakınma ve bulguları dikkate almak gerektiğini vurgulayarak, açıklamasında, "Baş ağrısı, bulantı, kusma, dengesizlik gibi genel yakınmalar yoğun ve birkaç günden fazla süredir devam ediyorsa dikkate almak ve hastaneye başvurmak gereklidir. Daha özel bulguların varlığında ise (konuşma ve görme bozukluğu, işitme bozukluğu, bilinç bozukluğu, nöbet gibi) zaman kaybetmeden hastaneye gidilmeli. Unutulmamalıdır ki tüm kanserlerde erken tanı, tedavinin sonuçlarını doğrudan ve olumlu yönde etkilemektedir" görüşlerine yer verdi.