Ziyneti Kocabıyık

En sık görülen kötü huylu kan kanserlerinden biri olan Multilp Myelom’un en önemli belirtisinin inatçı bel ve sırt ağrısı olduğunu söyleyen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız Aydın “Hastalığın kemiklerdeki kalsiyum deposunu boşaltması sebebiyle omurlarda çökme kırıkları meydana gelir. Bu çökmeler sonucunda normalde omurlar arasından çıkan ve vücudumuzun hareketlerini sağlayan önemli sinir yapıları köklerine baskı yapar ve şiddetli ağrılara sebep olur. Buyüzden geçmeyen bel ağrılarını ciddiye almak gerekir” dedi.

BÖBREK TAŞI DA MASUM DEĞİL
Multipl Myelom, bir kemik iliği kanseri. Bağışıklık sistemimizin bir parçası olan ve bizi mikroplardan koruyan plazma hücrelerinin kemik iliğinde kontrolsüz olarak çoğalması sonucu ortaya çıkan hastalık, çok farklı organları tuttuğu için farklı belirtiler veriyor. Kontrolsüz çoğalmanın ilk olarak kemik iliğinin normal fonksiyonu olan kan yapımını bozduğunu ve kansızlığa yol açtığını belirten Prof. Dr. Aydın “Hastalığın en önemli hedefi böbreklerdir. Hastalık çeşitli yollarla böbreğin fonksiyonlarını bozar ve taş oluşumuna sebep olur. Bağışıklık sisteminden kaynaklanan bu hastalığın sebep olduğu olaylardan bir tanesi de bağışıklık sisteminin zayıflamasıdır. Buna bağlı olarak enfeksiyon hastalıkları da sık görülür. Sık sık tekrarlayan üst solunum ve alt solunum sistemi enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, cilt enfeksiyonları ön plandaki enfeksiyonlardır. Hastalık ilerledikçe geri dönülmez organ hasarlarına yol açar” diye anlattı.

KABURGA AĞRISINA DİKKAT
Multipl Myelom’un vücudun her yerindeki kemiklere zarar verdiğini; hem kalsiyum depolarının boşalması hem de meydana gelen kırıklar yüzünden yaygın kemik ağrıları yaşandığını anlatan Prof. Dr. Aydın “Bazen hastayı doktora götüren kemik kırıklarına bağlı ağrıdır. Yatakta sağdan sola dönerken ya da öksürürken kaburgaları kırılabilir. Biriyle tokalaşırken eli; yere hızlı bastığı için ayağı kırılabilir” dedi.

HEKİMİN FARK ETMESİ ÖNEMLİ
Multipl Myelom hastalığının sessiz giden ve hiç belirti vermeyen 5 yılı olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, organ hasarları oluşmaya başladığı zaman da hastaların ortopedist, fizik tedavi, nöroşürirji, enfeksiyon hastalıkları uzmanlarını dolaştıktan sonra dikkatli hekimlerin yönlendirmesi ile bir hematoloji uzmanına ulaşabildiğini söyledi. Bu şekilde çok vakit kaybedildiğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, hastalığın organ hasarının olmadığı dönemde hiçbir belirti vermediğine dikkat çekti.
Hastalığın gelişiminin hastadan hastaya değiştiğini de hatırlatan Prof. Dr. Aydın, bazı hastalarda yavaş ilerlediğini ifade etti.

Gelecekte yeni ilaçlarla kür edilebilir
Multilp Myelom’un tamamen “kür” edilebilen bir hastalık olmadığını söyleyen Prof. Dr. Yıldız Aydın, en önemli problemin “nüks”ler olduğunu belirterek, “Teşhis konduktan sonra hedefimiz tümörü süratli bir şekilde geriye döndürmektir. Tedavide temel olarak kemoterapi ilacı kullanılır. Uygun olan hastalarda önce hastanın kendi kök hücresini toplayıp saklıyoruz. Ardından yüksek dozda kemoterapi ilacı vererek hastalığı tamamen temizlemeye çalışıyoruz. Daha sonra hastaya kendi kök hücrelerini veriyoruz. Son yıllarda antikor tedavileri de kullanılmaya başlandı. Miyelom’un kaynağını hedef alan tedaviler yaptığımız zaman çok daha başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Bunları mümkün olduğu kadar erken dönemlerde kullanmanın ileride bu hastalıklar için kür şansı vereceğini düşünüyoruz” dedi.

Şişmanlık ve fakirlik risk faktörü
Multilp Myelom birçok kanser tipi gibi yaş ilerledikçe görülme sıklığı artan bir hastalık. Geçmiş yıllarda 70’li yaşlarda ortaya çıkan hastalığın görülme yaşı 60’lara kadar düşmüş. Multipl Myelom’un çok belirgin bir sebebi olmamakla birlikte bugüne kadar yapılan çalışmaların obezite ve düşük sosyoekonomik düzeyin hastalığın ortaya çıkışını artırdığını belirten Prof. Dr. Aydın, “Ailede Myelom olması, obezite, ırk, erkek olmak ve sosyoekonomik durum risk faktörü olarak ortaya çıkıyor. Afrikalılarda beyaz ırka göre daha fazla görülüyor”dedi.

Hekimin fark etmesi önemli
Multipl Myelom hastalığının sessiz giden ve hiç belirti vermeyen 5 yılı olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, organ hasarları oluşmaya başladığı zaman da hastaların ortopedist, fizik tedavi, nöroşürirji, enfeksiyon hastalıkları uzmanlarını dolaştıktan sonra dikkatli hekimlerin yönlendirmesi ile bir hematoloji uzmanına ulaşabildiğini söyledi. Bu şekilde çok vakit kaybedildiğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, hastalığın organ hasarının olmadığı dönemde hiçbir belirti vermediğine dikkat çekti.