ZİYNETİ KOCABIYIK

Kanser tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi eski önemini korurken, 2000’li yıllardan itibaren bağışıklık sistemi devreye girdi. Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı güçlendirilmesi ile başlayan immünoterapi yaklaşımı, son yıllarda farklı boyutlar kazandı.
Kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşandığına işaret eden Acıbadem Üniversitesi Onkoloji Bölümünden Prof. Dr. Gökhan Demir “Bunlardan birincisi immünoterapinin tedavide önemli bir oyuncu olarak işin içine girmesi ve bugüne kadar etkin olarak kullanamadığımız vücut askerlerinin, bağışıklık hücrelerinin etkin şekilde kullanılması. Pek çok kanser türünde, akciğer kanserleri, baş boyun kanserleri, böbrek kanserleri, mesane kanserlerinde immünoterapi ile çok önemli başarılar elde ediliyor” dedi. Bağışıklık sisteminin bizi bakterilere, virüslere, enfeksiyonlara karşı koruyan, hayatta kalmamızı sağlayan bir sistem olduğunu söyleyen Prof. Dr. Demir “Bugüne kadar vücudun askerleri kansere karşı çaresizdi ve o askerleri güçlendirmek için yaptığımız tedavi usullerinin hiçbiri işe yaramadı. Öğrendik ki, kanser hücreleri bu askerleri kandırıyor ve ben düşman değilim bayrağı sallıyor. Şimdi o bayrakları kanser hücrelerinin üzerinden alan yeni ilaçlar geliştirdik. Böylece vücudun askerleri karşıdaki kanser hücresini düşman olarak görüp saldırarak yok ediyor. Bazı akciğer kanseri türlerinde tek başına immünoterapi ile ileri evre hastalıkta bile tam şifa elde edebiliyoruz. On sene önce ileri evre akciğer kanseri tedavisi mümkün olmayan bir hastalık derdik. Aynı şekilde, melanoma denilen çok öldürücü cilt kanserleri için immünoterapiyi çok etkin şekilde kullanabiliyoruz ve bir grup ileri evre hastalıkta bile şifa elde edebiliyoruz. Bir başka immünoterapi yaklaşımında ise kanser hücrelerinin bağışıklık sistemine daha iyi tanıtılmasına çalışılıyor” diye anlattı.
Prof. Dr. Demir, hangi tümör grubunda daha etkili olduğunun araştırıldığını belirterek “İmmünoterapi yakın bir gelecekte bütün kanserli hastaların tedavisinde ya tek başına ya da tedavinin bir parçası olarak yerini alacak. Geleceğe ait projeksiyon ise immünoterapi ile tam şifa sağlanamayan hastalarda tümörün bir noktada hapsedilerek kanserin kronik hâle gelmesi ” dedi.

TEDAVİDE YENİ DÖNEM
Kişiye özel tedavide yeni bir döneme girildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökhan Demir, daha önce 3-5 tane gene bakıldığını artık yeni nesil genetik tarama yöntemleri ile 500-1.000 genin taranabildiğini ve böylece tümörün bütün genetik haritasının çıkarılabildiğini ifade etti. Yeni nesil genetik taramanın akciğer kanseri ve meme kanserinde yapılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Demir  “Hastalığın nasıl seyredeceği ile ilgili bilgi sahibi olmak, tedaviyi kişiye özel olarak düzenlememize yardımcı oluyor” dedi.

BİR TÜP KANDAN LİKİT BİYOPSİ
Bugüne kadar ileri evre tümörlerde, tümörün bir noktasından parça alınarak biyopsi yapıldığını, bunun da tümörün bütünün genetik materyali hakkında bilgi vermeye yeterli olmadığını söyleyen Prof. Dr. Demir “Tümör hücrelerinin henüz radyolojik olarak görüntülenmeden kana genetik materyallerini bıraktığını öğrendikten sonra kandan kanseri teşhis etmek için likit biyopsi metodu geliştirildi. Böylece henüz hiçbir görüntüleme metodu ile yakalanamayacak evredeki kanseri kandan yakalamak mümkün oldu.