M.EMİN ULUÇ

Olmak ya da olmamak maçıydı Hollanda mücadelesi. Letonya beraberliğinden sonra Portakallara da puan kaptırırsak EURO 2016'ya el sallayacaktık. Yani Türkiye olarak alıştığımız bir durumdu. Yüksek tansiyon, altın şans, şerefli veda, kaçan bir büyük turnuvada daha... Bunlar Türk futbolunun olmazsa olmazlarıydı. Letonya'nın moral bozukluğu, Hollanda'yla mazimiz düşünüldüğünde yeni bir hayal kırıklığı daha sürpriz olmazdı. Amma velakin lehimize esen rüzgarlar da yok değildi. Hollanda'nın en büyük silahı Robben sakattı. En güçlü silahları Sneijder ile Van Persie henüz tam kapasitelerine ulaşamamıştı. Fatih Hoca da Letonya'dan dersini alıp, saldır saldır 11'den, önce durdur sonra vur kadrosuna dönünce işler bir anda lehimize gelişti.

Tarih bunu da yazar

Letonya'nın yaşattığı hayal kırıklığına rağmen bu kritik maçta tribünleri hınca hınç dolduran ay-yıldız sevdalıların müthiş desteğiyle maça başlayan Milli Takım, henüz 8. dakikada teşekkür etti 12. adama. Arda'nın derinlemesine pasında Hollanda U17'de kaptanlık yapmış Oğuzhan Özyakup klas bir vuruşla avladı Cillessen'i: 1-0. Volkan Babacan, 13'te Narsingh'in vuruşunda mutlak golü önlerken, 26'da Cillessen'i kapattığı köşeden avlayan Arda şükür secdesine kapandı: 2-0. 85'te Caner aldı getirdi, Burak vurdu bitirdi: 3-0. Resmi maçlarda sadece bir kez yendiğimiz, tam 18 yıldır bu zaferle avunduğumuz Hollanda karşısında tarihin en net galibiyetiyle sahadan ayrılırken EURO 2016 Fransa yolunda umutlarımızı son iki maça taşımayı başardık.