Ömer Faruk ÜNAL - Tartışılan hakem, olan biteni Ömer Faruk Ünal'a samimiyetle anlattı. Özel hayatından başlayıp o gecenin en ince detayına kadar her şeyi kendi ağzından dinleyelim şimdi...

“ÖĞRETMEN AİLEYİZ”

1977 Amasya doğumluyum. Bir ablam olmak üzere iki kardeşiz. Babam emekli anestezi teknisyeni. Annem ev hanımı. İlkokul, ortaokul ve liseyi Amasya'da okudum. Manisa Celal Bayar Üniversitesi BESYO'dan mezun oldum. Selçuk Üniversitesi'nde antrenörlük üzerine master yaptım. Öğretmen olarak ilk memuriyet yerim Konya oldu. Konya'da Muhittin Güzelkılıç Anadolu Lisesi'nde beden eğitimi öğretmenliği yapıyorum. Eşim Ebru Hanım da Konya'da Atatürk Anadolu Lisesi'nde Müzik öğretmeni. Aynı okulda görev yaparken tanıştık ve 1 yıl sonra da evlendik. 12 yaşında Ecem ve 7 yaşında Hüseyin Denizhan isminde iki çocuk babasıyım.

“GELELİM O GECEYE”
Kameraların karşısına çıkmadan önce hiç kimseyle görüşmedim.
Kasımpaşa-Ç.Rize maçının son düdüğünü çaldım, soyunma odasının yolunu tuttum. Her şey normaldi. Odaya girdim, duş aldım. Televizyonda penaltı pozisyonuna baktım. Viera'ya gösterdiğim ilk sarı karta baktım. Penaltı öncesinde ofsayt var mı diye ona baktım. Koray'a gösterdiğim 2. sarı karta baktım. Beni yıkan penaltı kararım ile Koray'a çıkardığım ikinci sarı kart oldu.
Pozisyonları görünceye kadar hiçbir endişem yoktu. Doğru olduğuna inanarak o kararları vermiştim. Hiçbir kimseden tepki yoktu. Kasımpaşa stadı zor bir stattır. O koridorlarda kararlarımla ilgili en ufak bir tepki almadım. Fahiş bir hata yapmış olsan tünelde adamı boğarlar, içeri sokmazlar. Doğru kararlar verseniz bile soyunma odası kapısı tekmelenir. Hoşuna gitmeyen karar vermişseniz... Bunların hiçbiri o gece olmadı.

“RIZA HOCA BANA ÖYLE BİR BAKTI Kİ”

Rıza Çalımbay Hoca odamıza geldi tebrik etti, "Güzel maç oldu” dedi.  Tam çıkarken, "Deniz Hocam seni çok sevdiğimi bilirsin, o penaltı olmadı" diye sitemde bulundu. 
Rıza Hoca bana öyle bir baktı ki, beni oturduğum yere âdeta mıhladı. Belki ileri geri bir laf etseydi daha farklı bir diyaloğa girecektik. O çıktıktan sonra duramadım. 
Gözlemci Turgut Sığıç geldi, "Toplantıyı nerede yaparız?" dedi. 
“Toplantı yapmaya gerek var mı hocam?” dedim.  “Penaltı penaltı mı? Koray'ın 2. sarısı sarı mı?”
“Bakalım” dedi. 
“Hocam hiçbiri desteklenecek bir pozisyon değil, toplantıya da gerek yok” dedim.
Soyunma odasından hakemlerin (5 hakemin) hiçbiri benim çıktığımı fark etmeden fırladım. Kimse görmediği için mani olamadı. Direkt Kasımpaşa soyunma odasına gittim. İçeride çıt yok. Sessizlik var. Futbolcular, "Buyurun hocam, bir şey mi oldu?" dediler. 
Ben “Rıza Hocaya baktım” dedim. 
Takım elbiseli bir adam yanıma geldi. “Seni Rıza Hocaya götüreyim” dedi. 
Beraber gittik. Rıza Hoca yayıncı kuruluşla röportajdaydı. O dakikadan sonrasını bilmiyorum. O an içimden bir şeyler söylemek geldi. Araya canlı yayına girdim. Konuşmaya başladığım anda hata yaptığımı anladım. Belki insan olarak yanlış yapmıyordum ama temsil ettiğim camianın bir ferdi olarak yanlış yaptığımın farkına vardım. Ama ok yaydan çıkmıştı. Geri adım atmak olmazdı. Bu tamamen doğaçlama gelişti. Ve bir anda o cümleler ağzımdan çıktı.

YARDIMCI, TAM YARDIMCI!

Stattan direkt havaalanına geçtik. Konya'ya gitmem lazım diye düşündüm.
Eşim tam havaalanına girerken aradı. Hakem eşi, ne zaman arayacağını bilir. “Ne yapıyorsun?” dedi. “Aman iyi ol” dedi. “Geliyorum, iyiyim” dedim.
Yardımcı hakemim İsmail Şencan Eskişehir'e gidecekti, o da biletini iptal ettirmiş, beni yalnız bırakmamak için Konya'ya geldi. “Seni bu durumda bırakamam” dedi. Uçağa binerken onun telefonu çaldı, “Bünyamin Gezer arıyor” dedi. 
"Konuşmak için hazır değilim" dedim. Daha sonra Kuddusi Abi (MHK Başkanı) İsmail'i arıyor, ona da "Hazır değilim" dedim ama çok ısrarcı oldu. İsmail telefonu verdi, Kuddusi Abi bana "Seni çok seviyorum, sen benim için değerlisin" dedi. Gözlerim doldu, konuşacak durumda değildim. Uçağa binmeden tek konuşmamız bu oldu. 
Konya'ya indik, beni seven hakemlerin hepsi havaalanına gelmiş, "Yalnız bırakmamak için geldik. Bu duygusal anında yanında olmak istiyoruz. Bir mekânı açık tutturduk. Bu gece beraber olacağız" dediler. “Bana müsaade edin eve gideyim, eşimi göreyim daha sonra yanınıza geleceğim” dedim. 
Eve gittim, eşimle konuştum. Eşim Ebru bana "Olan oldu yaşandı. Sen bu işi hep severek yaptın, ben sana hiç of bile demedim. Kararın bırakmaksa bırakma demem" dedi. 
Eşim de destek olunca o an kararım netleşti.
Bıraktım.

BURAYA KADARMIŞ
Karar vermiştim bir kere
Ben hakemliğe devam edecek olsam, ileride yanlış bir düdük çaldığımı düşünen herhangi bir futbolcu koridorda bana "Özür dilesene" diye bağıracaktı. 
Buna dayanamazdım.
Evden ayrıldım, gece Konyalı hakemlerle dertleştik. 3-4 saat oturduk. Bünyamin Gezer gece aradı, görüşmek için çok ısrarcı oldu. Telefonu aldım, "Abi hiçbir şey söyleme" dedim. Bana müsaade et kendimi iyi hissedince görüşelim dedim. O gece arkadaşlarım bana “Bırakma” dediler, çok şey anlattılar. Duyuyormuş, dinliyormuş gibi yapıyordum.
Ertesi gün (Salı) hiç kimsenin olmadığı Meram'da kuytu bir mekanda İsmail Şencan'la 7-8 saat oturduk. Çok şükür, personel ve garsonlar da tanımadı. Telefonda arayanların hepsini görüyordum ama hiçbirine cevap vermiyordum.
İsmail Şencan'ın telefonuyla sadece 2 yakın dostum ile görüştüm. Konya İl Hakem Kurulu Başkanı oraya geldi, moral ve manevi destek verdi.
Çarşamba günü basın toplantısı yaparken de kırmadan dökmeden veda etmek istedim. TFF Başkanı Yıldırım Beyi aradım, helalleştim. “Benim için nasip buraya kadarmış. Bu kararımı ilk sizinle paylaşıyorum. Bana ikinci bir cümle kurmayın. Veda ediyorum" dedim ve basın toplantısı yapacağım yere gittim.
İş uzamasın, tartışma konusu olmasın diye Kuddusi Başkanımı aradım, "Hakkını helal et, bıraktım" dedim. O da "Hayırlı olsun" dedi.
O toplantıda hiçbir hazırlık yapmadan çıkıp duygularımı anlattım. Ve bitti!

ELEŞTİRENLERE GELİNCE

Abdurrahman Arıcı (Hakem Derneği Genel Başkanı) bir hekim, her türlü makamda bulunmuş. Başhekimlikten, milletvekilliğine kadar. Çok sevdiğim bir büyüğüm ve abim. Bir problemim olduğu zaman beni her zaman dinlemiştir. Değerlendirmelerini ani bir refleksle yaptığını düşünüyorum. Ben onun birikimini eleştirecek durumda değilim. Bugün arasam beni geri çevirecek bir insan değil. Hangi ortamda hangi duygularla benim için o cümleleri söylemiş bilemiyorum.
Mustafa Çulcu döneminde sıçrama yaptım. Klasmanları açıklayamadan ayrılmıştı, Hilmi Ok MHK Başkanı olmuştu. Takvim olarak Hilmi Ok döneminde Süper Lig'e çıktım. Beni Çulcu çıkardı. Bende çok ayrı yeri vardır; sıkıntılı süreçlerimde bana hep destek olmuştur. Benim çok iyi hakem olduğumu, iyi yerlere geleceğimi, görevde iken de görevde olmadığı dönemde de hep ifade etmiştir. 
“İyi hakem değil” dediğini düşünmüyorum. Çünkü benim önümü açan kişi.
“Hakemlik için yanlış yaptı" demelerine kabul. İnsanlığın gereği o anki duygu yoğunluğu içinde yapmış diyebilirlerdi. "Hakem camiası içinde kalamaz, yolda yürüyemez" dememeliydiler. Bunlar benim abim ve babam gördüğüm insanlar... Zaten ben de onlar gibi düşündüğüm için, ben hakemlik yapamam dedim ve bıraktım. Birazcık insani olarak baksalar daha mutlu olurdum.




YİNE YAPARDIM
Pişman değilim

Tamamen hür irademle yaptım. Pişman değilim. Aynı ortamda ve aynı duyguları bugün yaşasam yine o cümleleri sarf ederdim. Duygusal bir insanım. Nasip buraya kadarmış. Ben Amasyalıyım.  Bizim orası evliya diyarıdır. İğneci Baba'nın türbesi vardır Ayakkabıcılar Çarşısı'nın göbeğinde. Eskiden ayak ölçüsüne göre ayakkabı yaparmış. Bir de Serçoban diye bir evliya varmış. Serçoban dağda yaşarmış. Bu iki zat çok iyi dostlar... 
Bir gün Serçoban, dağda koyun otlatırken İğneci Baba'ya süt götürmek ister. Ama kabı yoktur. Çıkınını yere serer. Sütü üzerine boşaltır. Süt dökülmez! Süt dolu çıkını çubuğuna asar, şehrin yolunu tutar.
Serçoban, İğneci Baba'nın dükkânında girince gözü o an orada müşteri olarak bulunan bir kadına kayar. O anda süt çıkından damlamaya başlar. 
İğneci Baba, Serçoban'a dönüp derslik bir laf eder: "İş dağda evliyalık yapmak değil. Şehrin ortasında haramdan sakınmaktır.” 
Bunu niçin anlattım?
Televizyonun karşısında yayılsam, ben de "Deniz Çoban çok kötü yapmış" derdim. Hakemlik yapmakla, uzaktan ahkâm kesmek bir değil. İnsanlar bizim yerimize kendilerini hiç koymuyorlar.

Tatile çıkıyor
Deniz Çoban ailece çok yıprandıklarını ve bir tatile ihtiyaç duyduklarını söyledi. Bu yüzden Prag'da 4 günlük bir tatil programı yaptığını ifade eden Deniz Hoca, 10 Ekim'deki Çek Cumhuriyeti-Türkiye milli maçını da orada izleyeceğini belirtti.