HASAN SARIÇİÇEK - Muhammed Ali, duruşu, karakteri, kısacası her adımıyla insanlıağa örnek biriydi. “Benim, ABD’nin işgaline karşı direnen Vietnamlı askerlerle bir sorunum yok. Cassius Clay diye de biri yok, benim adım Muhammed Ali. Muhammed Ali’nin de savaşa gitmeye niyeti yok!” Protestolar dayanılacak gibi değildir, protestocular evinin kapısına kadar gelmiştir fakat o gazetecilerin ısrarlı sorularına şu cevabı verir:
“Bin kere de sorsanız değişmeyecek şarkım, askere gitmeyeceğim, Vietkonglularla savaşmayacağım!”
Bu korku değildir, aksine cesaretin zirvesidir ki, onu ringlerin efendisi ve dünya efsanesi yapmıştır.
BİR  FOTOĞRAF LÜTFEN!
Yer; Atlanta.
Tarih; 1996.
Olimpiyat meşalesini yakacak olan kişi; ringlerin efendisi, onur, özveri, sportmenlik ideallerinin temsilcisi ve fahri diplomat olan büyük kariyer Muhammed Ali Clay’di.  
Statta, insanlar Muhammed Ali ile fotoğraf çektirebilmek için geceden sıraya girmiş, bekliyordu. Ben de onlar arasındaydım. Oscar ödüllü aktris, çok sayıda olimpiyatta altın madalya kazanan şampiyonlar, sunucular, gazeteciler, devlet protokolü olan özel misafirler ve yüzlerce ünlü isim.
Ne var ki; ona ulaşabilmek imkânsızdı, özel güvenlik ordusu onu sıkıca korunuyordu. Üstelik o “kelebek gibi uçan, arı gibi sokan” hareket kabiliyetini de yakalandığı Parkinson hastalığı sebebiyle iyice kaybetmişti. Hareketlerini ağır çekim film gibi yavaş yapabiliyordu, o yüzden uzaktan da olsa daha uzun süre görme şansım oldu.
O gün, ustam Orhan Ayhan'a imrenmiştim çünkü şampiyonla Atlanta’da birebir görüşen tek Türk gazeteciydi, defalarca maçlarını anlatmıştı. 

TÜRKİYE ONUN İÇİN SABAHLARDI
Muhammed Ali'nin zorlu mücadelesi dünyanın dört bir yanındaki insanları etkiledi. Türkiye de Muhammed Ali'nin hikâyesine ilgisiz kalmadı. Ali’nin maçlarıyla özdeşleşmiş ünlü TRT spikeri Orhan Ayhan, o dönemi şöyle anlattı: Ankara'da bir otelde kalırdım. Görevliler 01.30-02.00 gibi kaldırırlar, kahvaltı yapardım. Sonra uzun yürüyüşe çıkardım. Sabaha hayli vakit varken attığım her adımda birçok evde ışıkların yandığını, insanların Muhammed Ali'nin maçlarını izlemek için kalktıklarına şahit olurdum." ­­­­

Muhammed Ali, kariyeri boyunca çıktığı 61 karşılaşmanın 56'sını kazanırken, bunların 37'sini nakavtla tamamladı.

­­­TGRT’NİN AÇILIŞINA KATILDI
Muhammed Ali, TGRT yayın hayatına başlarken açılış törenine katıldı. Kurucumuz merhum Enver Ören, Yönetim Kurulu Başkanımız Ahmet Mücahid Ören ve dönemin Genel Yayın Yönetmeni Resul İzmirli tarafından karşılandı. Muhammed Ali’nin Türkiye’deki bu ziyareti büyün yankı uyandırdı. 

RİNGLERİN EFENDİSİNE VEDA
 Dünya spor tarihinin en özel figürlerinden, boksun gelmiş geçmiş en iyi ismi Muhammed Ali, 74 yaşında hayatını kaybetti. Solunum yollarındaki rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırılan ve yoğun bakımda tedavi gören Muhammed Ali, bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Uzun süredir Parkinson rahatsızlığı bulunan Muhammed Ali’nin ölüm haberini aile sözcüsü duyurdu.

1960 roma olimpiyatlarında kazandığı madalyaları nehre attı
Irkçılığa karşı dik duruş 

Londra'daki unvan maçında Kraliçe Elizabeth rakibini saraya çağırmasına rağmen onu kabul etmemişti. Kraliçeye nazire "Maçı alıp boksörlerin kralı olacağım" dedi. Ringlerin 'altın eldiveni' Ali, Londra'da ilk defa bir Türk'le karşılaştı. Otel lobisinde gördüğü kişi ona doğru yönelerek sarıldı. Hayatında unutamadığı o anı "İlk kez bir beyaz bana sarıldı" diyerek dile döktü. Daha sonra İstanbul'a geldi ve Sultanahmet'te Cuma namazını kıldı. Necmettin Erbakan ile Sultanahmet'i dolduran on binlerce kişiye seslendi. Bu kişi gazetemizin eski yazarlarından Nevzat Yalçıntaş'tı ve Muhammed Ali'yle Londra'da karşılaşmasını şöyle anlattı: "İslam Enstitüsü'nden Ali'ye eşlik etmem istendi. Beni görünce bana doğru yürüdü. Selam verdim. 'Aleykümselam' dedi. El sıkıştık ve birbirimize sarıldık ama Ali beni bırakmıyor. Benden genç. O sırada 31-32 yaşlarındayım o da 25’inde; gözlerinden damla damla yaş akıyor. Dedim 'aziz kardeşim niye ağlıyorsun' bir hata mı yaptım. 'Yok' dedi hiçbir hata yapmadın. Peki, bu gözyaşları ne dedim. 'Bana bugüne kadar sarılan ilk beyaz sensin' dedi.

İşte Muhammed Ali’yi diğer şampiyonlardan ayıran ve onu bu kadar yıl sonra bile gelmiş geçmiş en iyi sporcular listesinin başına koyan şey; her anlamda farklı oluşuydu. Neydi o fark; dilerseniz en baştan başlayalım anlatmaya:

BİSİKLETİ ÇALININCA... 

Ailesi fakirdi… 1942’de ABD’nin Louisville şehrinde dünyaya geldi, Cacius Marcellus Clay adını aldı. 1954’de boksa başladı. Her çocuk gibi onun da hayali bir bisiklete sahip olmaktı. Ancak fakir bir tabelacının oğluydu ve hayaline kavuşması kolay değildi. Baba Marsellus güçlükle biriktirdiği para ile 12. yaş gününde oğluna Schwinn marka bir bisiklet aldı. Yıl, 1954… Nitekim aklına gelen, başına geldi, bisikleti çalındı. Hemen polise gitti. Polis memuru Joe Martin’e, bisikletinin çalındığı ve hırsızı yakaladığında kırbaçlayacağını söyledi. Joe Martin aynı zamanda bir spor salonun da sahibiydi, henüz çocuk olan Cassius’un hayatını değiştirecek teklifi yaptı, “Gel, sana boks öğreteyim. Hırsızı yakaladığımızda kırbaçlamak yerine döversin.” Joe Martin, bu teklif ile tüm zamanların en iyi boksörü kabul edilen Muhammed Ali’nin ilk antrenörü oldu. 1960 Roma Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya aldı.   

22’SİNDE ALTIN KEMER 
Müsabakalarda alaycı ifadeler kullanarak psikolojik açıdan rakiplerinin üzerinde baskı kurmasıyla ünlenen Muhammed Ali, dönemin ağır sıklet boks şampiyonu Sonny Liston ile unvan maçına 25 Şubat 1964'te Miami'de çıktı.
Karşılaşma öncesinde düzenlediği basın toplantısında ünlü "Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım" ifadesini kullanan Ali'nin performansı, kesin favori olarak gösterilen ABD'li Liston karşısında büyük heyecan uyandırdı. Liston'un 7. rauntta aldığı darbelerin ardından çıkamaması üzerine galip ilan edilen Muhammed Ali, böylece ilk altın kemerine henüz 22 yaşında uzandı.

NE İÇİN BU MÜCADELE?
Muhammed Ali Roma’da olimpiyat şampiyonu olduktan sonra ülkesine döndüğünde ırkçı saldırılara maruz kaldı. Gittiği bir restorana ten rengi yüzünden alınmayınca Amerika’ya bağlılığını yeniden gözden geçirip, “Ben bunun için mi mücadele ediyorum” deyip kazandığı altın madalyasını Ohio nehrine attı.

Benim adım Muhammed Ali
Şampiyon incinmişti, öfkeliydi, koyu Hristiyan bir aileden gelmesine rağmen yaşadıklarına anlam veremiyordu. “Bu zulme karşı çıkmak için daha güçlü olmalıyım” dedi, profesyonel oldu… Bu arada Malcom X’le tanıştı, hayatı değişti. İslam Milleti teşkilatına girdi.  
Sonny Liston’u 1964’te nakavt ederek Dünya Süper Ağır Sıklet Boks Şampiyonu olduğunda bütün dünyaya Müslüman olduğunu “Benim adım Muhammed Ali” diye haykırdı. 
ABD’nin 1967’de Vietnam’a müdahalesini içine sindiremediği için askerlik yapmayı reddetti, bu yüzden şampiyonluk unvanı elinden alınıp, Joe Freizer’e verildi. Boks lisansı iptal edildi. Tam 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Karar, dünya spor ve insanlık tarihi açısından linç gibi bir şeydi. Şampiyon yılmadı, bir hukuk mücadelesi başlattı ve mahkûmiyet kararı tamamen kalktıktan üç yıl sonra 1971’de yeniden boksa döndü.  Ama Joe Freizer’e yenildi. Unvanını geri almaya kararlıydı. Bu arada Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu unvanı “Bay nakavt” namıyla meşhur George Foreman’a geçmişti. Muhammed Ali, önce Joe Frezier’i yenip  Foreman’la unvan maçı yapma hakkını elde etti. Zahire’nin başkenti Kinşaşa’da Foreman’la ringe çıktı, nakavt etti, ikinci kez Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyon oldu, dünyayı sevince boğdu. Bir yıl sonra Filipinler’de Manilla’da Joe Freizer’le bir maç daha yaptı ve unvanını korudu. 1978’de Olimpiyat şampiyonu Leon Spinks’e yenildi fakat rövanş maçını kazanarak üçüncü kez unvanını geri kazandı. Bu bir rekordu ve boks tarihinin gelmiş geçmiş en büyük şampiyonu olarak tarihe geçti. Muhammed Ali, bu unvanı rakipleri karşısında 19 kez korumayı başardı. Kariyeri boyunca çıktığı 61 maçın 56'sından galibiyetle ayrıldı.
Her şeyin bir sınırı vardı, Ali’nin de kasları zayıflamış, hareketleri yavaşlamıştı; 1981’de Trevor Berbick’e karşı dramatik bir yenilgi alan ve iki maç art arda kaybeden Muhammed Ali ringe veda etti. Muhammed Ali Clay sadece bir sporcu değil aynı zamanda haksızlıklara karşı koyan bir diplomat ve komple bir sahne adamıydı. Kalabalığı coşturmayı sadece ringlerde değil ring dışında da çok iyi yapıyordu.