HASAN SARIÇİÇEK / ÖZEL RÖPORTAJ

İşte Turgay Şeren'in yaptığı o son röportaj:

Hüzünlü bir buluşmaydı, benim için… Futbolumuzun efsane ismi, nam-ı diğer adıyla Berlin Panteri Turgay Şeren ile buluşmamız. Büyük efsane, zaman gergefinde erimiş, o dağ gibi insandan geriye yara – bere içinde kollar ve tekerlekli sandalyeye mahkûm, yardıma muhtaç bir insan kalmıştı.  Duygulandım, birlikte gazeteci olarak Milli Takım ve Galatasaray ile gittiğimiz maçları ve yorumlarından bir hisse kapmak adına yanından ayrılmadığım günleri hatırlayıp, daha bir hüzünlendim.

Oysa kaptanlar Kaptanı, berrak bir hafıza ve muazzam bir zekâ ile her zamanki nezaket içinde “Hayat böyle de yaşanılıyor. Yüzün hiç değişmemiş, sanki dondurmuşlar, seni” diye esprili bir giriş yaptı. Doğrusu, bu cümleyi ben kendisi için kullanmak isterdim. Sanki bu niyetimi sezmiş gibi, “Eskiden hayat hoş derdik, şimdi ise hayat boş, gerisi berbat, diyebiliyorum ancak” diye lafı ağzımızdan aldı.

“Vefa?” dedi, duraksadı boş gözlerle uzaklara daldı Türk futbolunun efsane ismi ve ömrünün son demlerinde dostlarının kendisini hatırlamamasından yakındı: Tıpkı; merhum Coşkun Özarı’nın cenazesine koltuk değnekleriyle geldiği gündeki gibi, “Bizim Galatasaray camiası…” diye başlayan cümlelerle “vefa” vurgusu yaptı.

 “O eski yıllardan hiçbir şey kalmadı artık. Ne dost, ne şöhret, ne kalabalık ne de… Her şey terk etti beni, bir bir. Ah vefa ah!”

..ve gözler iki çeşme; yaralı aslan olmuş ağlıyordu, efsane kaptan… Ama ne ağlamak, göz pınarlarındaki her damla yaş, yürekleri dağlıyordu. O halde devam etti konuşmaya:

“Kediler vefasız derler değil mi, hayır doğru değil bu” dedi ve göz pınarları dolan yaşları silip hüzünle devam etti konuşmasına:

“Rahmetli eşim Fatma Füsun’un ‘Bıdık’ diye bir kedisi vardı. Eşim ona büyük bir itina ile bakardı. Şimdi o da benim gibi yalnız. Ama bir o terk etmedi, yuvasını… O Füsun gibi yalnız bırakmadı, beni.”

Hıçkırıklar tuttu şampiyonu, bu defa ağlamasını gizlemek için özel bir çaba sarf ettiyse de başaramadı:

“Eşimin beğenmediğim bir özelliği vardı, sigara içerdi, içmemesi için ne kadar rica ettiysem, dinlemedi ve akciğer kanserine yakalandı… Çok uğraştık kurtaramadık, o gün yalnız o değil, ben de öldüm. Dünya zindan oldu bana.”

Sonra bir ümitle kendi hikayesine döndü:

“Evim Gayrettepe’de… Füsun’un kedisi Bıdık da… Bana o evi Galatasaray aldı. Çok güzel hatıralarımız geçti orada ama şimdi oturamıyorum işte… Emre ve Can adında iki oğlum, bir de kızım var… Üçü de harika… Ama ben evde yapa yalnız yapamıyorum, bu yüzden Galatasaraylılar Yurdu’nda kalıyorum. Arada bir beni eve götürüyorlar. İnanır mısınız, anahtarı daha kapıya uzatır uzatmaz Bıdık, sanki kokumu almış gibi gelip kapıyı tırmalıyor. Beni görünce nasıl bir sevinç gösterisi ve oyunlar yapıyor, görmelisiniz. Kim demiş kediler vefasız diye? Keşke kedilerin vefasını başkaları da gösterebilseydi.”

Sevgi, saygı… Belli ki Efsanenin zihninde derin bir yer etmiş. Darbı misal cinsinden hayatından bir kesit paylaşıyor:

“Galatasaray benim hayatım; orası bana sadece futbol oynamayı değil sevgi ve saygıyı da öğretti. Lise günlerimi unutmam ne mümkün. Lisede aslında ben forvet oynardım, Galatasaray’ın o dönemdeki teknik direktörü Peter Molloy, Vefa maçında beni kaleye koydu ve çok iyi kurtarışlar yaptım, maçı da 1-0 kazandık. O günden sonra kaleci oldum. Ne o maçı ne de ilk derbi de Fenerbahçe’den yediğim ilk golü unutamam.”

En çok milli olan Lefter ile bendim

O günleri konuşurken gözlerinin içi parladı, bu defa… “Biliyor musunuz, Lefter Küçükandonyadis ile ben 46 kez milli olduk. En çok milli olan oyuncular bizdik. O dönemde ne bugünkü gibi imkân vardı ne de bugünkü gibi pek fazla milli maç olurdu, şayet olsa ikimizin de milli olma sayısı çok rahat 150’yi bulurdu. İnanın, maç topumuz da, idman topumuz da aynıydı. Koca sezon tek topla idman yapardık. Çim saha nerede, idmanı da maçı da toprak zeminde oynardık. Hele, yağmur yağdı mı, top çamurda öyle ağırlaşırdı ki, kurşun gibi olurdu, bir kaleci için kurtarışın ne anlama geldiğini sanıyorum, anlamışınızdır. Bir de çok iyi şut çekenler vardı.”

River Plate’ten dönmek zorunda kaldım

Arjantin’den bir heyet River Plate için maçlarımızı takibe almıştı, 15 bin dolar transfer parası ve 4 bin dolar maaş karşılığı transfer teklifinde bulundular, gittim, 3 ay kaldım. Çok sevdiler beni, antrenmanda “Turgay!.. Turgay!” diye tempo tuttu, tribünler. Ama Galatasaray, 200 bin dolar bonservis bedeli isteyince dönmek zorunda kaldım.”

Berlin Panteri, başta 2-1’lik Batı Almanya zaferi olmak üzere Ay-yıldızlı forma altında yaşadığı başarılar için şöyle diyor:

Benim adım Turgay değil ki…

“O günler çok güzeldi. Öyle müthiş kurtarışlar yapardım ki, yabancılar bile Turgay diye tempo tutardı. Ama benim adım Turgay değil ki, Türk Ay!. Atatürk koymuş, bu adı. Babam Sabit Şevki bey özel kalem müdürüydü, Gazi’nin… Babama da, ‘Bu adı, sakın ha değiştirme, değiştirirsen kelleni kopartırım!’ diye tembih etmiş. Ama ecnebiler, K’yı G okudukları için adım, Turgay olarak değişti, kendiliğinden. İyi ki de değişmiş, Türk Ay, kız adı gibi.”

Fenerbahçe’yi red ettim

Tatlı bir tebessüm kaplıyor, o hüzünlü yüzü… Sonra sevinçle Fenerbahçe’den teklifi aldığını ama kabul etmeyip, Galatasaray ile 5 yıllık sözleşme yaptığını bakın nasıl anlatıyor Turgay Kaptan…

Ben Galatasaray’ın aslanıyım

“Ben Galatasaray’ın aslanıyım… Fenerbahçe’ye gidemezdim ki… Bu adı bana Süleyman Seba koydu. Bir Beşiktaş maçında, ben Gazhane tarafındaki kaledeyim, o da karşı takımda geldi, kulağıma dedi ki, ‘Hadi aslanlığını göster.’ Çıktım harika oynadım, maçtan sonra, ‘Sen Galatasaray’ın Aslanısın, mükemmel oynadın, bravo!’ dedi. Böyle bir centilmendi, Süleyman Seba; saygılı ve zarif biri…

Büyükler dosttu, gerginlik bilmezdi

O zaman Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray arasında ne böyle gerginlik vardı, ne de birbirlerini ötekileştiren kulüp yöneticileri… İnsanlar maça smokinle gelirdi, birbirine azizim, mirim, üstadım, beyefendi diye hitap ederdi. Şimdi öyle mi? Ah!.. Havası kaçtı topun…”

“Ben efsane değil insanım”

Bir kaza, kaptanın hayatını alt üst etmiş… O trajik anı “Beşiktaş’ta o kamyonu gördüğüm an…” diye anlatırken gözyaşlarını tutamıyor, yine… Duraklıyor, gözlerini siliyor…

…Ve, “Ben efsane değil insanım” itirafında bulunuyor Berlin Panteri:

“Eskiden de ağlardım, duygulu bir adamım. Ama ağlamak bana güç verirdi. Çünkü ağlamam korkudan değildi. Sahi, insan neden korkar? Ben sadece karanlıktan korkarım. O sonsuz karanlıktan. Bunu sana söylemeliyim; Allah’a inanıyorum ve onun sonsuz merhametine de…”

İki şey beni çok yaraladı

Taçsız Kral Metin Oktay’ın belli ki Turgay Şeren’in hayatında çok özel bir yeri var… “Kardeşim” diye söz ediyor ve “İki şey beni çok yaraladı… Biri, eşimin, diğeri çok sevdiğim Metin Oktay’ın ölümü. Metin ile son yemeği Galatasaray Adası’nda yedik. Ayrıldık, yarım saat sonra kaza haberi geldi, o an Ada’da denize düşmüşüm. Ah, yalan dünya…”

Hamzaoğlu’na büyük haksızlık edildi

Galatasaray’da teknik direktörlük kolay değildir. Rijkaard, Mancini ve Prandelli gibi büyük isimler bile hayal kırıklığına uğrayıp, gittiler, bu kulüpten. Hamza Hamzaoğlu ise daha ilk sezonunda şampiyonluk yaşadı, kupalar kaldırdı, bu az şey mi? Kanaatim o ki, Hamza daha çok şampiyonluklar yaşayacak, bir futbol adamıydı. Onda böyle bir vizyon, cesaret ve teknik adamlık duruşu var. Bunu o günlerde de söyledim. Eleştiriler yersizdi. O benim için bir fenomen. Neden söylüyorum bunu, bir zamanlar, ben de bulundum o görevde. Hiç birimiz Hamza Hoca’nın soğukkanlı ve o azimli duruşunu gösteremedik. Fakat Galatasaray yönetimi böylesine başarılı bir teknik adamı hem de kendi camiasından bir adamı harcadı, Hamzaoğlu’na büyük haksızlık etti. Adaletin olmadığı yerde başarı olur mu?

Muslera çok iyi kaleci!

Galatasaray’ı her zaman büyük kaleciler korumuştur. Muslera’yı da kaleci olarak çok beğeniyorum. Çünkü çok iyi bir kaleci ama Galatasaray takımı savunma yapmayı bilmiyor, o hep önde oynamaya alışmış çünkü. Ama fizik gücü olmayınca savunmayı da yapamıyorlar. Bence Melo’nun yokluğu büyük eksiklik. Sneijder ve Padolski iyi futbolcular ama tek başına maç kazandıracak isimler değil.

Turgay Şeren’e Milli Takım’ın kendisi dışındaki gelmiş geçmiş en iyi 10 kalecisini sorduk.  “Bir numara Cihat Arman”, dedi ve devam etti. Şükrü Ersoy, Özcan Arkoç, Bülent Gürbüz, Ali Artuner, Necmi Mutlu, Varol Ürkmez, Yasin Özdenak, Şenol Güneş ve Volkan Demirel dünya çapında kalecilerdi.


Turgay Şeren’e göre Milli Takım’ın kendisi dışındaki gelmiş geçmiş en iyi 10 kalecisi

1.      Cihat Arman

2.      Şükrü Ersoy

3.      Özcan Arkoç

4.      Bülent Gürbüz

5.      Ali Artuner

6.      Necmi Mutlu

7.      Varol Ürkmez

8.      Yasin Özdenak

9.      Şenol Güneş

10.   Volkan Demirel