Osman SAĞIRLI - Avrupa'da daha iyi bir gelecek umuduyla çölleri aşıp Libya sahillerinden teknelerle Akdeniz'e açılmak üzereyken yakalanan binlerce kaçak göçmenin tutulduğu sözde kamplarda insanlık dramı yaşanıyor.  Misrata'nın Kerarim bölgesindeki bir kampta bin 500 mülteci, beş aydır ölüm kalım mücadelesi veriyor. İki katlı binanın onlarca odasında balık istifi şeklinde barınan kaçakların bir çoğu ağır hasta.

Bundan dört yıl önce yaşanan devrimden sonra Tobruk ve Misrata olmak üzere iki farklı hükümet tarafından yönetilen Libya'nın bazı bölgelerinde kaçak göçmen trajedisi yaşanıyor. Misrata'nın Kerarim bölgesindeki bir kampta bin 500 kaçak göçmen, beş aydır ölüm kalım mücadelesi veriyor.Avrupa'nın çeşitli ülkelerine kaçak yollarla gitmek amacıyla tehlikeli yolculuğa çıkan Mısır, Pakistan, Bangladeş, Fas, Sudan, Gana, Gambiya, Cezayir, Çad, Nijer, Nijerya ve Mali vatandaşı yüzlerce kaçak göçmen, aylardır cezaevi niteliğindeki mekânlarda tutuluyor.
adım atacak yer yok

Misratalılara göre, kaçakların kaldığı bu tür mekânlar kamp. Libya'nın genelinde bu cezaevi ya da kamplardan toplam 9 adet bulunuyor. Kerarim bölgesindeki kampta, bin 500 kişi kalırken diğer 8 kampın her birinde ise en az 500'er kaçak var. Çekim ve görüşme yapmamıza izin verilen kamp iki katlı binadan oluşuyor. Binanın onlarca odası bulunuyor. Odalarda kalanlar ise ülkelerine göre ayrılmış durumda. Bir bölümünde kadınların kaldığı binada, tutulanların durumu içler acısı. Kaçak göçmenler, balık istifi şeklinde kalıyor. Kimi odalarda adım atılacak yer yok. Her taraf yataklarla kaplı. Kaçak göçmenler, yemek ve lavabo ihtiyaçlarını gidermek için çıktıkları sırada birbirlerini ezmemek için büyük çaba sarf ediyor.

Burası Kampishane

Göçmenler, kaldıkları yerin hapishane olduğu görüşündeler. Etrafı kalın ve yüksek duvarla örülü binanın dışarı açılan tüm kapıları kilitli. Çadlı Cemal isimli göçmen, âdeta gözyaşı dökerek isyan ediyor. “Kaçak kampı denilen yer aslında bir cezaevi” diyen Cemal, “Lavabolar leş gibi kokuyor. İnsanlar yıkanamıyor ve temizlenemiyor. Bakın tek odada yüzlerce kişi bir arada kalıyoruz. Bizler, yerimizden kıpırdayamıyoruz. Kalkıp bir ihtiyacımızı giderdiğimizde birbirlerimizin üstüne basa basa yatağımıza girebiliyoruz” diyor.
Libyalı yetkililerden tek isteklerinin kendi ülkelerine dönmelerine izin verilmesi olduğunu anlatan Cemal, “Maceralı bir yolculuğa çıktık ve başarısızlıkla sonuçlandı. 5 aydır buradayız. İnsanlığımızdan eser kalmadı. Artık tek bir isteğimiz var. Sadece ülkemize dönmemize izin versinler”diye konuşuyor. 

Kaçak göçmenlerin arasında Müslüman ülkelerden gelenlerin daha fazla olması dikkati çekiyor. Ancak, gayrimüslimlerin sayısı da az değil. Nijeryalı Luis Asamua (35) onlardan biri. Libya'ya çalışmak için geldiğini iddia eden Asamua, “İş yerime giderken polis, beni yolda yakalayıp buraya getirdi. Hiçbir yakınıma haber veremedim. Telefonla görüşmek yasak. Paramız yok. Ne verirlerse onu yiyoruz. Aramızda çok sayıda hasta var. Beş çocuğumu geride bırakarak geldim. Sesimizi dünyaya duyurun” diye yalvarıyor. 
Ganalı Müslüman Mahmut Yusuf (32) ise daha önce İtalya'ya giden arkadaşlarının iyi şartlarda yaşadıklarını duyunca kaçak yollardan peşlerinden gitme kararı aldığını söylüyor. “Eşimi ve çocuğumu da yanıma alacak, onların da geleceğini kurtaracaktım. Ama yakalandım” diyen Mahmut Yusuf, kampta kalanlardan bazılarının öldüğünü iddia ediyor ve sözlerini “Lütfen bize yardım edin” diye tamamlıyor.

“Ölümden kurtardık”

 Aslında Misrata yönetimi de çaresiz. Zira kendileri zaten onlarca sorun ile karşı karşıya. Misrata Emniyeti Kaçakçılık Şubesinde görevli polis Abdullah Asım, “Güvenlik başta olmak üzere maruz kaldığımız onlarca sorunumuz varken bir de kaçak göçmenlerle boğuşuyoruz” diyerek çaresizliklerini dile getiriyor. Abdullah Asım, yakaladıkları insanlara bir nevi iyilik ettiklerini öne sürüyor ve ekliyor: “Buraya gelen kaçakların çok farklı kategoride olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Bunların çoğu çölü katederek geliyorlar. Bir kısmı çalışmak, bir kısmı Avrupa ülkelerine gitmek ve bir kısmı ise uyuşturucu ticareti yapmak maksadıyla geliyor. Kaçakçılık ofisi olarak bunları yakalayarak aslında hayatlarını kurtarıyoruz. Deniz yoluyla Avrupa'ya gitmeye çalışanların bir kısmı boğularak ölüyor. Uyuşturucuya bulaşanlar ise kayıp nesil oluyor. Özellikle kimi kadınlar, zamanla hayat kadını oluyor. Biz kendi sorunlarımızla uğraşırken elimizden geldiği kadarıyla onları ölümden uzaklaştırıyoruz.”
Türkiye ve Sudan gibi sayılı birkaç ülkenin Misrata'da konsolosluğu bulunduğunu, özellikle kaçakların geldiği ülkelerin misyonlarının Libya'da bulunmadığını belirten polis memuru, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Yakaladığımız kaçakları, deport bile edemiyoruz. Çünkü, bu insanların vatandaşı olduğu ülkelerin burada muhatap alacağımız temsilcileri yok. Kaçakları yasal yollarla sınır dışı edemiyoruz. Aksi halde başlarına bir şey geldiğinde sorumlusu Libya olacak.”

DRAMIN 5'i bir yerde
İtalya'ya gitmek için Nijerya'dan kaçan 5 kardeş, Libyalı yöneticilerden kendilerine bir kapı açılmasını istiyor. En küçüğü 10, en büyüğü ise 16 yaşında olan kardeşlerden Promis (10), İgli (12), Usans (13), William (15), Kristoba (16) hep birlikte “Hiç olmazsa bilet alıp bizi memleketimize göndersinler” diyor. 

AB bayrağı altında ama... 
Cezaevinin her tarafında (yemek kovaları, poşetler dahil… ) AB amblemleri dikkat çekiyor. Yani göçmenler AB bayrağı altında insanlık dramı yaşıyor. Avrupa, Libya'ya bunlar için yardımda bulunuyor. Ama kamplardan ayrılmaması için...