CANAN ERASLAN - KADIN DÜNYASI / Klasik sorudur: Hangimizi daha çok seviyorsun? Anne ve babalar çocuklarına, çocuklar da anne ve babalarına sorar bu soruyu. Cevap da klasiktir aslında: İkinizi de...
Kendi annemden biliyorum; "İnsan canının neresi acısa yanmaz" der ama birini diğerinden ayırdığını da hepimiz biliriz. Aynı annemin "Beş parmağın beşi de bir mi?" şeklinde sık kullandığı bir deyimi de olduğundan belki...
Yani kısacası, iki insanın aynı derecede sevilmesi hiçbir zaman mümkün değil. Ne anne ve babanın ne de çocukların...
Amerikalı araştırmacılar, bu duygusal gerçeği rakamlara dökmek istemiş ve tam 14 yıl süren araştırmaları süresince 309 aileden 725 kişiye testler uygulamış. Sonuç, annelerin yüzde 60'ının, babaların da yüzde 70'inin çocuklarından birini daha fazla sevdiğini ortaya koymuş. Tamam, birini daha fazla seviyorsun da; neden?
Buna cevap bulmak için ebeveynlere çocuklarıyla yaşadığı duygusal yakınlık, çatışma, gurur ve hayal kırıklıkları sorulmuş.
Sonuçta aslında anne ve babaların, düşünce ve davranış açısından kendilerine daha fazla benzeyen çocuklarını daha fazla sevdiği görülmüş. Araştırma sonucu bu da, peki anne ve babasının göz bebeği olan çocuklar daha mı mutlu oluyor?
Elbette hayır...
Bu araştırma, anne ve babasının gözdesi olan çocukların ağır bedel ödediğini gözler önüne seriyor. Annesine daha yakın olan çocuğun kardeşleri ve arkadaşlarıyla ilişkilerinin daha zayıf olduğu, daha fazla sorumluluk hissettiği, depresyon riskinin ise daha yoğun olduğu görülüyor.
Anne ya da babasının favorisi olan çocuk, yetişkinliğinde dahi kardeşlerinin rekabetiyle karşı karşıya kalabiliyor. Aileler, favori çocukları söz konusu olduğunda daha fazla hayal kırıklığı ve çatışma da yaşıyor. Üstelik çocuklar anne ve babasının sevgi, ilgi ve beklentisine 'layık' olabilmek için daha fazla gayret gösteriyor ve muhtemel başarısızlık halinde yıkıntıları da daha büyük oluyor.

SEÇTİĞİMİZ RENK DUYGULARIN AYNASI!
Seçtiğimiz renkler psikolojimizden davranışlarımıza kadar her şeyimizi etkiliyor. Bu etki bilimsel olarak da ispatlanmış aslında.
Büyük ihtimalle bunun içindir; bazıları rengârenk bazılarının ise her şeyi tek, en fazla 2-3 renkten ibaret...
Peki siz, renkli giyinmeyi sevenlerden misiniz? Siyahı tercih edip aksesuarlarla renklenenlerden misiniz yoksa 'siyaha bir şey katmam' diyenlerden mi?
Bu sorunun cevabı herkeste kendisine göre var elbette ama gelin yine de seçeceğimiz renklerin etkilerine bir göz atalım.
Beyaz: İstikrar, saflık. İş görüşmelerinizde beyazı tercih edebilirsiniz.
Siyah: Güç ve tutkuyu simgeliyor. Hırsı da temsil eden siyahın fonda kullanılması karamsarlığı temsil etse de güç yanı her zaman ağır basar.
Mavi: Özgürlük ve sonsuzluk demektir. Bu sebepten olsa gerek; dünyadaki en büyük markaların çoğunun logosu mavidir. Ayrıca mavi yemek yeme isteğini azalttığı için, restoranlarda pek kullanılmaz.
Yeşil: Güven, doğa, huzur demektir. Yeşil “güven”i simgelediği için bankalar sıklıkla kullanır. Aynı zamanda yeşil cesareti artırır, rahatlatır.
Kırmızı: Dinamizm, sevgi, azim. Daha çok dışa dönük kişilerin seçimidir bu renk.
Sarı: Zekâ ve çekicilik hissettirir; gençliği çağrıştırır. Dolmuşlar, taksiler, araba kiralama şirketlerinin logoları bu nedenle sarıdır. Sarı duvarlı bir odada sinirlenme ihtimali ise daha yüksektir.
Mor: İtibar ve asalet çağrıştıran bu renk, bilinç altındaki korkuları da yüzeye çıkartır.
Pembe: Pembe giydiğinizde karşınızdakine "Neşeliyim, rahatım. Bana güvenebilirsin" duygusu verirsiniz.
Turuncu: Sosyallik ve güven hissettirir.
Kahverengi: Doğallık ve hız demektir. İnsanların daha hızlı hareket etmesini sağlar. Fast food restoranları bu yüzden kahverengi olsa gerek. Rahatlık hissi vermesi sebebiyle iş görüşmelerinde kullanılmaması önerilir.
Gri: Denge, alçak gönüllülük, ciddiyet çağrıştırıyor. Kış rengi.