Hazırlayan: Ali ÇELİK / ali.celik@tg.com.tr

Enduro kısaca doğaya meydan okumaktır. Kelime kökü olarak araştırırsanız, dayanıklılık, zor şartlarda ilerleme gibi manalarla karşılaşırsınız. Bu motorlar kendi içinde sınıflara ayrılsa da en çok motocross ile karıştırılır. Gün geçtikçe oturan motor kültürü sayesinde kendini araziye atanların sayısı da hiç az değil. Hatta öyle bir noktaya geldik ki; Dünya şampiyonlarını Anadolu topraklarında terletiyoruz. Hızlı ilerliyoruz...
Bu işin hakkını veren sıkı motorcularımız var. ENDUROCUYUZ ekibi de kısa zamanda dikkatleri üzerine çekenlerden. İsim net, taraf belli.  
Bir antrenman öncesi ziyaretlerine gidiyorum. Zaten tanışıyoruz, camiadan ortak arkadaşlarımız var. Sabahın erken saatleri, tazecik çaylar geliyor. Hoş sohbetleri, güler yüzleriyle, ekip oldukça eğlenceli… “Ne o abi” diyorlar, “yolunu mu şaşırdın”. Türk basını ilgilenmez ya bu konularla... 

HABERİN DİĞER FOTOLARI İÇİN TIKLAYIN


BİZ ÜÇ KİŞİYDİK
 Yunus, Erdal ve Rıza… 
Hikâye de Yunus’un evinin altındaki garajda başlıyor. Garaj ve hikâye demişken, Apple ve Windows bir yana Ferrari ve Lamborghini gibi efsaneler de irili ufaklı garajlardan başlamışlardı. Artık ne hikmetse...
Yunus üç sene ailesinden gizli gizli biniyor motora. Sonunda yakalanıyor, foyası ortaya çıkıyor. Ama bir şekilde büyüklerinin gönlünü yapıyor, dualarını alıyor. Sonra dur durak dinlemiyor.
Erdal Usta 13 yaşında başlamış motorculuğa. Birçok yetkili serviste ustalık yapmış. Japon Suzuki’den, Amerikan Harley’e kadar. Çekirdekten yetişme derler ya bu tabirin hakkını veriyor. İndirmediği motor kalmamış. Arızayı sesinden tanıyor. 
Rıza bir şirkette beyaz yakalı yönetici. Hafta sonu oldu mu dalıyor toprağa çamura. Nerdeyse bütün Türkiye’yi gezmiş motorla. Ne hatıralar, ne hatıralar... Yığınla macera!  Fotoğraf ve video işlerinden de iyi anlıyor. Bütün antrenmanları, gezileri çekip arşivliyor. 

Antrenmanları izlemeye gelen Dakar pilotu Selçuk Bektaş, ekibe her türlü desteği veriyor.


YERLERİNDE DURAMIYORLAR
 Tatlı tatlı giden muhabbette ‘bir çayınızı daha alırım’ diyorum, niyetim sohbeti uzatmak. 
‘Çay kolay, dükkân senin’ diyorlar “ama ufaktan hazırlansan iyi olacak!” 
Ben ‘bakım aralıkları, yakıt masrafları’ diye soruyorum, Rıza ‘kaç numara kask kullanıyorsun’ diye cevap veriyor. 
-Lastiği nasıl seçiyorsunuz, toprak zemin, kum zemin? 
-Bak bakalım bu pantolon sana uyar mı? 
Ve hop elime bir KTM tutuşturuyorlar, ‘hadi vakit kaybediyoruz, parkurda devam ederiz’
Motorlar plakasız, trafiğe çıkmıyorlar. Minibüse atıp orman yolunu tutuyoruz. Antrenman alanına geliyoruz. Bagaj kapağı aralanıyor, sanki kafes açılmış, aslanlar doğaya salınıyor. 
ÖNCE KASK, SONRA GAZ...
 Parkur başında kibarca önden buyur ediyorlar, ne haddimize efendim dememe kalmıyor üzerime tozlar yağıyor. Ne yalan söyleyeyim parkur dediklerinde patika bir orman yolu bekliyordum, çamuru, rampayı anladık da, kocaman kayalar, devrilmiş kütükler ama en belalısı da kamyon lastikleri. Üstüne çıkınca dengede durmak zor, zemin oynuyor. 
Tabii ki yardımcı oluyorlar, bildiklerin saklamıyor, taktik veriyorlar. ‘Sen yaparsın abi’ gazını da alınca... Tam ufaktan hızlanmaya başladım derken, ilk öpücüğü veriyorum toprağa. Aramızda kalsın, onlara yetişmek için çoook ekmek yemem lazım. Çocuklar yarışçı, iyi gazlıyorlar.
Güvenlik konusunda çok titizler. Kasklar, korumalar, botlar, robocop gibi. Eksik malzeme kabul etmiyorlar.
Enduro başka bir dünya. Sürüş dinamikleri, viraj teknikleri farklı. Motorlar bu iş spor için üretildiğinden darbelere dayanıklı. Bizzat test ettim (düştüm yazacak halim yok ya) bir şey olmuyor kolay kolay. 
HİÇ UNUTMAM BİR GÜN...
 Aralarda soluklanıyoruz, sıra geliyor hiç unutmam bir gün faslına…
Yunus, yağmurlu bir günde motoru bozulan arkadaşını arkasına bağlıyor ve çekiyor. Birazda muziplik var, ipi kısa tutuyor. Gaz kesmeden uzun süre çektikten sonra çamurda boğulan arkadaşını kurtarmak zorunda kalıyor.
Bu sefer Yunus anlatmaya başlıyor. Ankara’daki bir yarışta yön işaretlerini kaçıran Erdal Usta biraz ilerde başka bir yarışçıyı görüyor. Doğru yolda olduğunu anlıyor ve gaza abanıyor. Karşıdan gelen motorları görünce takip ettiğinin de yolu şaşırdığını anlıyor. Sırf bu yüzden kaybettiği yarışı anlatırken ekip gülmekten yerlere yatıyor.
Rıza’nınki çok enteresan; Orman içinde tam gaz yapıştırmış gidiyor her taraf dal, çalı çırpı. Önünde giden arkadaşına kalın bir dikenli dal takılıyor, fakat durmuyor. Bir anda mancınıkla fırlatılmış gibi “geriye” uçan ‘Birol abimiz’ Rıza’nın önüne düşüyor. Rıza bunları kaskındaki kamera ile kaydetmiş, izletip izletip gülüyor.   
EĞİTİMSİZ ASLA!
 Endurocu ekibi, bu işe gönül veren, yeni başlayanların elinden tutuyor tecrübelerini paylaşıyor. Sürüş günleri, teorik ve pratik eğitimler veriyor. Strese gerek yok, imtihan yapılmıyor. Jonny Walker, Graham Jarvis gibi isimlerin katıldığı Red bull Sea to Sky 2015 organizasyonunda altın madalya gören beş Türk’ten biri Erdal Yavuz. Rıza Kantarcı’nın yoğun iş trafiğinden katılamadığı, yarışta yedek motoru çalınan Yunus Muşmuş, motivasyon kaybediyor gümüşte kalıyor. 

Asfalttan kork topraktan korkma
Erdal Usta eski bir hız tutkunu. Unutmadığı iki acı hatırası var. Birinde en yakın arkadaşını ebediyete uğurluyor, kan revan detaylara girmiyorum. Diğerinde ise 200 km hızla karşı şeritteki bir Volvo’ya kafadan giriyor. Kendisi kaç metre uçuyor hatırlamıyor ama Volvo V’ye dönüyor. Bir buçuk sene yatıyor, 5 platin, 2 yapay eklemle (çok şükür) hayata tutunuyor. İşte o gün bu gündür asfalta çıkmıyor.