Eda AKAY

“At’a Senfoni” kitabında böyle diyor üstad Necip Fazıl Kısakürek... Bana bu olağanüstü varlığı sevdiren, onunla ilgili bu satırları yazdıran Necip Fazıl.
Atlara yüklediği şu payenin bir sebebi olmalıydı; “Sahte insanlık ve kahramanlık kadrosunda hiçbir hâs isme layık görmediğim destanı at için yazdım…”
İzlediğim her belgeselde, okuduğum her destanda, incelediğim her kaynakta, bu “hayvan dünyasının en ileri unsuru” gözümde daha da büyüdü.
Ben de, “İçimdeki at sevgisini daha fazla dizginleyemeyeceğim” diyerek, düştüm Veliefendi yollarına… Yakından da gördüm, inceledim ve daha da büyülendiğimi hissettim. Ne yalan söyleyeyim, iri yapıları, beni önce biraz ürküttü. Kocaman dişlerini de görünce, hemen yanımdaki seyise, aklıma ilk gelen soruyu sordum, “Isırır mı?…” 
Hiç tereddütsüz, “Isırır!” deyince, yüzümün aldığı şekli tahmin bile edemezsiniz. Ani bir hareketle, diğer tarafımda duran foto muhabirimiz Bünyamin’e dönerek, “Ya bu resmen ısırır diyor” dedim. Aklına geldikçe basar kahkahayı...
Rüya bile görüyorlar…
 Yaklaşmaya çalıştığım ilk at, biraz huysuzmuş meğer. İnsanlardaki gibi onların da huyları farklı farklıymış. İnsana en yakın hayvanın at olduğunu, insan gibi ruhsal bir hayata sahip olduklarını, hatta rüya bile gördüklerini o gün öğrendim. 
Neyse ki sonunda uysal bir at bulabildik. Biz yine de baştan gönlünü hoş tutalım dedik, dostumuzun önce karnını doyurduk. İnanır mısınız, ona bu kadar yakın olmak, paha biçilemez bir duyguydu. 
Daha da yakın olmak istedim. “Diğerine göre çok daha sakin, bu ata binebilir miyim” dedim. Sağ olsunlar kırmadılar. 
Ata bindim ve kendimi başka bir dünyada buldum! Başım göğe ermişti sanki…
Yelesini okşadıkça, kalbimin pır pır attığını fark ettim. Ne otomobile, ne trene, hatta ne uçağa benziyordu bu… İki canlının “seyahati” ne de olsa…
Atların duygusal olmaları, onlar hakkında yapılmış araştırmaların en güzel gerçeği. Atın ağladığını biliyor muydunuz mesela?
Çok kuvvetli hislere sahipler. En ufacık tehlikeyi, ilgiyi, sevgiyi, korkuyu, her şeyi hemen hissediyorlar. Aman diyelim, kandırmaya falan kalkışmayın. Çünkü atlar, insan sesindeki farklı duyguları sezebiliyorlar. İşitmelerine gelince, bir insanın duyamayacağı uzaklıktaki sesleri de duyabiliyorlar. At üzerindeki kısa süreli gezintimiz esnasında, ufak bir hareketlenme olunca, tedirgin olup, “Atmasın beni üzerinden” dedim. Algılarının bizimkilerden çok daha gelişmiş olduğunu, çevresindeki herhangi bir sesi duyup, etkilenebildiğini söylediler.
“At nalı, şans getirir...”
Ertesi gün yarışı varmış “bizimkinin”; birbirimize doyamadan vedalaşma vakti geldi. İndim üzerinden inmesine de, üstüm başım hep tüy… “Neden bu kadar tüy döküyor” dedim. Vücut ısılarını bu şekilde dengede tutuyorlarmış. Soğuk kış günlerinde uzayarak onları sıcak tutan tüyleri, havalar ısınmaya başlayınca dökülüyormuş. Al sana doğal termostat!
Vedamızı yapınca, biraz etrafı gezelim dedik. Bazı atların, ayak bileklerinin biraz daha üstündeki beyazlıklar dikkatimi çekti. Yine vücut ısısıyla alakalıymış, “kil”miş benim “beyazlık” diye bahsettiğim. Isınan bacaklarının rahatlamasını sağlıyormuş.
O kadar asiller ki bu atlar, hangisine bakacağımızı şaşırdık. Hayran hayran izleyerek yürümeye devam ederken, bir atın nallarının değiştirildiğini gördük. Merakla yaklaşıp, izlemeye koyulduk. Bir kişi atın ayağını tutarken, diğeri sürekli onu okşayarak korkmasın diye rahatlatıyor. Önce atın toynağını temizlediler. Sonra, nalı yerleştirip, çekiç yardımıyla çivilediler. En son, törpü yapar gibi şeklini düzelterek, nalın dışında kalan tırnak kısmını da aldılar. Yere sağlam basabilmeleri, destek alabilmeleri içinmiş. 4 haftada bir yapılıyormuş bu “pedikür.” Benim elime de bir  nal tutuşturdular, “Süsle, as duvara. Uğur getirir” dediler.

BÜTÜN ASYA’NIN MR’I
Koca Asya'da sadece Türkiye'de bulunan MR (emar) cihazı 3 trilyon değerinde. Her at düzenli olarak veteriner eşliğinde sağlık kontrolünden geçiriliyor.

Allah’ım nasıl bir zarafet bu?!

Tekrar, bir başka atın peşine takıldık. At hastanesine gidiyormuş! Burada, koca Asya kıtasında sadece Türkiye’de bulunan MR (emar) cihazını da görmüş olduk. Atlarla içli dışlı olan veterinerleri görüp de kıskanmadığımı söylersem yalan olur. 
“Güneşi Veliefendi’de batırdık, artık kaçsak mı” diye söylenirken, sağa sola kayan gözlerimiz bahane arıyordu biraz daha kalmak için. Derken, bir de ne görelim, sevimli Ponyler! Bildiğin Midilli… Bir anda saati falan unuttuk. Hiç de öyle kafamızı kaldırarak baktığımız yarış atları gibi olmadı tabii. Minik bir çocuğu severcesine öptük, sardık, sarmaladık. Pek de güzeller. Jokey olma sevdasını gözlerinden anladığımız genç arkadaşa, “Kaçırsam, görmezden gelir misin? Bırakmaya gönlüm el vermiyor” dedim tebessümle. İzin çıkmadı. Bizim miniklerin buradaki görevleri büyükmüş. Göz koymuş olduğum Midilli, otistik çocuklarımıza terapi sağlıyorlarmış.
Zor bir kararla vedaya kalkışmıştık ki... Şaha kalkmış bir İngiliz atı!... İşvesini, cilvesini görmeniz lazım. İki ön ayağıyla havayı döven bir ihtişam… Böylesini bırakın, benzeri bir güzelliğe daha önce hiç şahit olmamıştım. Birkaç defa tekrarladı bunu, her birinde heyecanı dorukta yaşadık.   
Netice… Bu, benim için harika bir deneyimdi. Asaleti okumak değil, görmek, dokunmak ve hissetmek gerekiyormuş. Böyle bir gün geçirme fikri varsa aklınızda, hiç beklemeyin. Bence kesinlikle de olmalı. 
Ben şahsen “Geç bile kalmışım” diye düşündüm. 
Yazımı hazırlarken, hissettiklerimi tekrar yaşadım. Tatlı korkuları, merakı, şaşkınlığı ve aşkı! 

Çocuk gibi
Belirlediği noktaları huy edinip, buralardan her geçişinde, işe biraz da cilvesini katarak kalkıyorlar şaha.

NELER VARMIŞ MEĞER


¥ Karada yaşayan tüm hayvanlar arasında en büyük göze sahip hayvanlar atlardır.
¥ İngiltere’de her atın bir pasaportu olması gerekiyor.
¥ 1923 yılında bir at yarışı sırasında jokey kalp krizi geçirip öldü ama bindiği at yarışı kazandı!
¥ At iskeletinde 205 kemik bulunur.
¥ Ortaçağda birçok at, Avrupa’daki mahkemelerce çeşitli sebeplerden suçlu bulunmuştur.
¥ Atlarda 8 farklı kan grubu vardır.
¥ Dünyanın en küçük atı 43 santimetre boyundadır.

 

Fotoğraflar: Bünyamin Çelik