Rivayet bu ya. Yıllar evvel Müslüman bir tüccar gelip yerleşir Sumatra’ya. Bir gün dükkâna vardığında bakar çırağının ağzı kulaklarında. “Çok kârlı bir satış yaptım” der, “müjdemi isterim usta!”
Öğrenir ki müşteriden fazla ücret almış. “Ama öyle olmaz ki” der, çırakla birlikte arar tarar adamı bulurlar. Fazlasını iade eder kibarca. Bakın şu Allahü tealanın işine ki hadise fısıl fısıl yayılır, hatta varır kralın kulağına. 
Kral tüccarı çağırtıp sorar “bunu niye yaptın? İstesen vermeyebilirdin pekala?” 
-Allahü teala her şeyi görüyor ve biliyor. Biz kul hakkından korkarız, hesap var, mizan var… Bedeli burada ödeyelim, kalmasın mahşer meydanına. 
Melikin gönlü yumuşar. O da katılır aramıza. İşte o üç kuruşluk hassasiyet, 200 milyon kardeş kazandırır Müslümanlara.
PERDEDEN TEBLİĞ 
O yıllarda Java ve Sumatra’da bizdeki Hacivat Karagöz’e benzer bir gölge oyunu "Wayang" sergilenmektedir, ozanlar daha ziyade Hint efsanelerine dalar, yılanlı maymunlu masallar anlatırlar. Fil kafalı adamlar, kaplan gözlü kızlar… 
Müslümanlar da aynı yolu kullanır, Sahabe-i Kirâm hayatlarını ve evliya menkıbelerini perdeye uyarlarlar. Milyonlarca kişinin hidayetine vesile olurlar bu yolla. 
Dün sahur ve iftarı anlatmıştık malum. Sıra geldi Teravih namazına. Efendim, Endonezyalılar namazlarını aceleye getirmez huşu içinde kılarlar. 
Camilerin kapı ve pencereleri yoktur rüzgar bir tarafta girer öbür taraftan çıkar. Birkaç büyük caminin dışında halı bulunmaz. Zemine kolay silinebilecek bir taş döşer, yıkar paklar pırıl pırıl yaparlar. 
Bu yüzden yanlarına seccade alırlar. Erkeklerin omzunda kadife seccade, aksesuar gibidir adeta.
Camileri büyüktür ama umumiyetle cemaat dışarı taşar. Düşünün İstiklal Camii 120 bin kişiliktir, 200 bini aştığı da olur zaman zaman. 
Camiler ramazanda sabaha kadar açıktır, bilhassa son on gün itikafa girenler artar. 
Teravih sonrası kalanlar olur, bunlar teheccüd kılar, zikirle meşgul olurlar. Sahuru da avluda yaparlar hatta. 
Benzin istasyonlarında ve alışveriş merkezlerinde “mushola” denen küçük mescitler vardır dolup dolup boşalırlar. 
Teravihlerden sonra cemaate kueh adlı bir tatlı ve çay dağıtırlar (ikram-ı moreh).
CAMİLER CEMAATİN
Endonezya’da İstiklal Camii dışındaki bütün camiler halkın malıdır. İmam ve hatipler devlete değil cemaate karşı mesuldürler. Bu yüzden günün her saati vazife başında kalır, mescidlere sahip çıkarlar. 
Müminler ramazan-ı şerif boyunca vaaz dinler, iki günlerini bir geçirmez, öğrenmeye çalışırlar. Umumiyetle Kur’an-ı kerim okumayı bilirler ama tashih-i huruf için hocaların önüne çöker, hatalarını buldururlar. 
İmamlar, doğumdan ölüme her halleri ile alakadar olur, yoksulları kollar, seyyahları ağırlar. Taliplere fıkıh, hadis okutur (Pesantren Kilat), medreseler de müderrislik yaparlar. Endonezya medreseleri ibtidaiye, saniye ve aliye olarak üç kademedir. Arapça da öğretilir. Herkes devam edebilir, ücretsizdir, verdikleri diplomalar devlet nezdinde geçerlidir. 
Endonezya’da  740 kabile (Cava, Sunda, Batak, Aceh, Bugis vesaire) yaşar ve bunlar 583 ayrı lisan konuşurlar. Bir kere herkes kendi kabilesinin lisanını ve resmi dili (Endonezce - Bahaisa) bilir. İngilizce’ye de aşinadırlar. 
Endonezyalılar yediklerine içtiklerine dikkat eder, paketlerin üzerinde "helal" mührünü ararlar ısrarla. Helal sertifikası Meclis-i Ulema tarafından verilir. Teftişi ise sivil bir müessese yapar. Yalnız ikaz etmiş olalım onlar şafi mezhebindedirler, denizden ne çıksa yerler. Dikkatli olmakta fayda var. 
SILA-İ RAHİM
Endonezya’da dini bayramlar resmi tatildir (mudik) ne eder eder, o günleri memleketlerinde geçirmeye bakarlar. Sıla-i rahimi aksatmazlar asla. 
Bayram günleri Koca Cakarta boşalır, ıssızlaşır. Başşehirde sadece polisler kalır, bir de yabancılar.
Bayram namazı için erkenden kalkar, yıkanır paklanır, en güzel kıyafetlerini giyip camiye koşarlar. 
Gençler salavat getirir, sokakları tekbir sesleri sarar.
Açeli zenginler bayramdan bir gün önce sığır keser, hem fukaraya dağıtır, hem kazan kaynatırlar. Ziyafete her dileyen oturabilir, davetli davetsiz bakmazlar (Meugang). 
İYD SAİD!
Bayram namazı bitince avluda dizilir tanıdık olsun olmasın herkesle müsafaha eder, “id said” ya da “İdukum mübarek” der hal hatır sorarlar. Çocukların başlarını okşar, yetimleri hoş tutarlar. İhtiyarlar ceplerinde şeker bulundurur, miniklere harçlık dağıtırlar. 
Aile reisi bayram namazından çıkıp da eve gelince çocuklarından ve hanımından bağışlanmasını ister, tekrar tekrar helallik alır onlardan. Bazen hanım önce davranır, ağlamaklı bir ses tonuyla “biliyorum seni çok üzüyorum” diye fısıldar kocasına. Herkes birbirini kucaklar ve herkes birbirini bağışlar. Helalleşme faslı hüzünlü geçse de aile sofraya çökünce neşe yükselir, yemekler gelir, gülüş çığırış kaşıklamaya başlarlar.  Bayram biraz da bu demektir zaten, biz de öyle yapsak ne iyi olurdu ama!