> Fatih BİLGİ

Malum mübarek ramazan ayı, gazetenin iftarına gitmek için ofisten ayrılıyordum ki, telefon çaldı. Turkcell’den arkadaşlar, “Haydi Fransa’ya gidiyoruz, Çek Cumhuriyeti-Türkiye maçında Milli Takımı yalnız bırakmayalım” dediler... Ne olduğunu bile anlayamadan ertesi sabah kendimi Fransa uçağında buldum. İlk durak Fransa’nın kuzeyindeki Nord-Pas-de-Calais bölgesinin en büyük şehri Lille... 
Şehrin adı Deûle ırmağındaki bir adadan geliyormuş. Lille Havalimanından otele transfer olurken, “İstanbul’da yanıyorduk. Burası ne kadar serin” diye mırıldanıyorduk. Rehber girdi araya başladı anlatmaya; “Lille, ortalama 14-25 derece arasında sıcaklığın hakim olduğu yağmur seven bir şehirdir. En fazla 34 dereceyi görmüştür. Bu yüzden her yanı yeşilliktir.”  

Cahit Eroğul ile gittiğimiz her maçı kazandık... 

HANİ İNSAN HAKLARI
İyi güzel de, yeşilin ve mavinin her tonunu rahatlıkla bulabileceğiniz sahil şeridi ve yaylalarıyla güzelim Karadeniz varken buranın esamesi mi okunur?.. Neyse düşene bir de biz vurmayalım, zira Adolf Hitler 2. Dünya Savaşı sırasında epey bir vurmuş şehre... Taş üstünde taş bırakmamış desek yeridir... Ayakta kalan tarihî yapıların yanlarına yeni mimari işlenmiş onlar da pek bi cılız kalmış... 
Bu arada bir dipnot olarak söyleyeyim; Fransa’da işsizliğin en yüksek olduğu yer de burası... İşsizlik demişken, EURO2016’nın ev sahibi olan Fransa’da ortalık da karışıktı hani... Buradaki olaylar Türkiye’de olsaydı bir sonraki ulusal organizasyonu bize vermemek için ellerinden geleni ardına komazdı Avrupalı... 
Maçları takip etmek için bizden önce gelen arkadaşlar epey bir zorluk çekmiş... Döktüler de döktüler içlerini, ne kadar da dolmuşlar yahu... 
Grev varmış...  
Sürekli, “İnsan hakları özgürlük, medeniyet, demokrasi” diyerek zihinleri boyamaya çalışan Fransa’da, yöneticiler, vatandaşları ne kadar canlarından bezdirmişse artık... Hem de öyle böyle grev değil, çocuklar hararetle anlatmaya devam ediyor: “Metroya gidiyoruz. Yer yok. Otobüse binicez seferler durdurulmuş. Uçağa sarıldık, orda da grev... Araba kiralayalım öyle gideriz, karayolları iş bırakmış her yer kapalı. Trene binelim dedik, maçı takip etmemiz lazım. Kamera, malzemeler, zaten bir sürü ağırlık. İki kişi trene binmekten vazgeçmiş... Hemen daldık, içeri. Sonradan öğrendik ki; o da son olmuş. Tren seferleri tamamen durdurulmuş. Binemesek ayvayı yiyorduk.” 
AYNI FİLMİ İZLEDİK
Neyse ki ucuz atlatmışlar...  Biz işimize bakalım. Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçının oynanacağı Lens’in yolunu tuttuk. Çok da uzak sayılmazdı. Otobüsle ortalama 40 dakikada varılıyormuş. Fakat biz de grevin etkilerini yaşadık birbuçuk saati geçti. Neyse şirin sessiz sakin, güzel bir köy havası olan Lens’e geldik. “Sessiz sakin köy gibi” diyorum çünkü gerçekten öyle. İlginç olan park içindeki 37 bin kişilik stadı... Şehir 33 bin nüfuslu stat kapasitesi 37 bin... Anlayacağınız maç başlamadan önce burayı fethetmiştik 33 bin Türk taraftarla... Her yerde kırmızı beyaz bayraklar, Türkiye’den farksızdı... Lens nüfusunu geçmiştik. Bu arada ilginç bir şey daha var, ‘Spor servisinden Cahit Eroğul ile gittiğimiz her maçı kazandık” Çek Cumhuriyeti maçı da öyle oldu. Seslerimiz biraz kısıldı, sevinçten deliye döndük. Milli takımın “minik devi” Emre Mor, topu her ayağına aldığında hop oturup hop kalktık... 2008’de müthiş bir geri dönüş yaparak Çekleri, 3-2 devirip Avrupa Şampiyonasında gruptan çıktığımızı gibi yine Çekleri 2-0 yenip, milli, hırslı, heyecanlı, gururlu bir zafer gecesi yaşadık... 
Daha stattan ayrılamadan bir üst tura çıkmıştık bile... Belçika, İsveç’i devirir. İtalya da İrlanda’yı kolay geçer. Biz de EURO2016’ya devam ederiz diyorduk. 
BİR GİDİYORUZ, BİR GİDEMİYORUZ...
Bütün bu güzel düşünceler eşliğinde dağılma sürecine girmiş Avrupa Birliği’nin bir ülkesi olan Fransa’dan Belçika’ya geçtik... Adresimiz Bruges. Şehre yeşillikler arasındaki köprülerden girdik. Açık konuşmalıyım; imrenerek gezdim. Fakat doğru düzgün savaş görmediği için de şanslı bir şehir Bruges. Orta Çağ’dan kalma mimarisi bu yüzden bozulmadan korunmuş. 
Hani insarlar da bilinçli. Bir çivi dahi çakmamışlar. Güzelim tarihî yapıları yakıp, yıkıp yerine AVM, gökdelen dikeriz sevdasına düşmemişler... 
Hâl böyle olunca da döviz basıyor her yanı... Üstelik sadece mimarisi ve tarihî yapılarıyla değil birbirinden lezzetli çikolataları, danteli ve içecekleriyle de adını dünyaya duyurmuş... 
Gezmek için şöyle bir iki gün ayırmak gerekiyor... Fakat vaktim olmadığından 2 saate sığdırmak zorunda kaldım güzelim Bruges’i... Neyse artık başka bir sefere diyerek dönüş yoluna geçtik... Tabii ki herkesin aklında bir gün önce aldığımız Çek Cumhuriyeti galibiyeti ve ertesi gün oynanacak karşılaşmalardan gelecek güzel haberler vardı... İlk Portekiz-Macaristan maçıyla başladı “umut”lu dakikalar... Macaristan yenerse, Türkiye bir üst tura çıkıyor, bu yüzden Turkcell kafilesi olduğu gibi onları tutuyoruz... Derken Macaristan attı, çıkıyoruz. 
Hayır ya, Portekiz de attı çıkamıyoruz. Macaristan, Portekiz derken maç 3-3 bitti ve ilk hüsranı yaşadık... 
Neysi elde var İtalya ile Belçika... 
Her türlü çıkarız diyerek Türkiye’ye dönüşe geçtik...  
Uçakta pilotu kafaya aldık, bize sürekli skor bildiriyordu. Sevinç içinde maçların 81. dakikasında uçaktan indik. Berabereydi ve yetiyordu. Belçika, İsveç’e gol attı. (Körün istediği bir göz, Allah verdi ikincisini...) Hep birlikte sevinç çığlıkları atıyorduk ki, yenilmez dediğimiz İtalya, İtalyan işi bir düzenbazlıkla resmen İrlanda’ya yattı. 1-0 yenilerek EURO2016 hayallerimizi yıktı... Yanımıza kâr kalan Turkcell’in hazırladığı güzel organizasyonla Fransa’nın Lille ve Lens, Belçika’nın Orta Çağ şehri Bruges’i gezmek oldu...

KAÇAN KAÇANA
Sırada Fransa mı var?

> İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkmayı oylaması ve “çıkalım” sonucu... İyiden iyiye karıştırmıştır Fransa’yı... Çünkü onlar da ayrılmak istiyor... Açık açık söyleyemiyorlardı fakat İngiltere’nin hamlesi ellerini kuvvetlendirdi. Üstelik domino etkisi oluşturacağı kesin, baksanıza İtalya, İspanya ve Hollanda’da sırada bekliyormuş... Birisi çıksa da biz de gemiyi terk etsek diye... 
Benim bildiğim gemiyi en son kaptan terk eder... Fakat birliğin en güçlü üyelerinden İngiltere, resmen filikayı çalıp kaçma derdine düştü... Sanırım bir sonraki ziyaretimiz Avrupa Birliği (AB) ülkesine değil münferit İngiltere’ye olacak...