Canan ERASLAN

Çocuk, bir anne için dünyanın merkezi...            
Bir kadın anne olmaya karar vermişse, daha önce hiç bilmediği yüzlerce şeyle baş edecek kadar güçlü hissediyordur kendini. Bebeğini koruyacak, beden ve ruh sağlığı için elinden ne gelirse yapacak, çok iyi yetişmesi için paralanacak ama her yaptığı yine de az gelecek. Günün 20 saati koşuştursa da kendisini yetersiz hissedecek ve yıllar böyle geçecek. Yıllar geçecek de, o yılların ilk günleri, ilk aylarındaysa... Çalışma hayatına dönmesi gerekiyorsa ve çocuğunu gönül rahatlığıyla teslim edeceği kimse yoksa ne yapacak? 
Annem bakabilecek mi?
Kayınvalideme söylesem ne der?
Eve bakıcı alsam mı acaba?
Kreş daha mı sağlıklı olur?
Ya çocuğuma zarar verirlerse?
Hastalanır yetişemezsem?
Aç bırakırlar mı?
Bu sorularla daha hamilelik başlangıcında boğuşmaya başlayan iş kadını, çocuğu gönül rahatlığıyla bırakacak yer veya bakıcı bulamadığında depresyona giriyor. Bu da işte ve evde kendini 'yetersiz' hissetmesine sebep oluyor.
Evet, hükümet bazı çalışmalar yaptı. Yarı zamanlı çalışmadan süt ve doğum izinlerine kadar birçok alanda ilerleme sağlandı. Bazı illerde 'bakıcı desteği' adı altında aylık 300 avro vermeye de başladı. Bu bir pilot proje ve başarılı olursa devamı gelecek. Ancak özel sektörde kreş açılması bir türlü sağlanamadı. Önümüzdeki dönemde de bunların hayata geçirilmesi için çalışma başlatılacak. Çalışan kadınlar arasında yapılan bir araştırmaya göre kadınların yüzde 88'i iş yerinde kreş olmasını, öğle tatilinde ya da ihtiyaç halinde onu görebilmeyi istiyor. Bakıcı bulamayan kadınlar, evden çalışmanın kendisini mutlu edeceğini düşünüyor.

Çalışan kadın ne istiyor?

¥ Yüzde 88'i kreş talep ediyor.
¥ Doğum sonrası yarı zamanlı çalışma isteyenler yüzde 73'ü buluyor.
¥ Yüzde 60'ı 'evden çalışayım' diyor.
¥ Bakıcı bulmak için destek isteyenler yüzde 30'larda.
¥ Her 100 anneden 43'ü için bakıcı 
bulmak büyük sorun.
¥ Psikolojik desteğe ihtiyaç duyanların oranı yüzde 33.
¥ Ofiste özel alan isteyenler yüzde 27.
¥ Yüzde 20'si spor için imkân arıyor.