Ahmet Münir EREN - ahmetmunir.eren@tg.com.tr 

İhtiyar kadın hastalıktan yorgan döşek yatarken kocası can sıkıntısından söylenmeye başlamış; 
-“Ayağını yorganına göre uzatsan üşütüp hasta olmazdın hanım.” 
-Bey o deyimi de yerinde kullanamadın zaten, n’olursun  yorgan kavgası başlatma! 
-Niye başlatayım canım, biz seninle dokuz yorgan eskitmedik mi? Hoş gençliğimizde pire için yorgan yaktığımız günler de oldu ama. 
-Amaan bey kurma aha kaldırıyorum yorgan gitti mi kavga biter derdi anam. 
Bunca deyim sadece bu olaydan çıkmış olabilir mi? Bu bizi hiç alakadar etmiyor. Mevzumuz deyimlerin doğuşu değil, neccâhlığın (yorgancılığın) yok oluşu.
Hatay’ da gezerken “yorgancı” tabelasına takılıyor gözlerim. Mesleğin inceliklerini kavrayalım diye palas pandıras içeriye dalıyorum. Ama ustamıza bir dokun bin ah işit. 

SİTEMKÂR EMEKTAR

İsmim Abdulkadir Bulur. Bu mesleğe 1972 yılında başladım. Aslen Kilisliyim. Yorgancılar zaten ekseriyetle ya Trabzon’dan ya da Kilis’ten çıkar. En zeki olanı çıraklığı üzerinden  iki senede atar. Bir de bunun model çizme safhası var. Hâsılı zanaat zor, ustası az,  çırak bulmaksa artık imkânsız. Bu meslekte genç bir ustaya rastlayamazsın. Hepsi yaşını başını almış insanlar. Yorganlarımız organik, yüzde yüz doğal. Yazın serin, kışın fırın gibi sıcak. Teknoloji el emeği göz nuru ne varsa sildi süpürdü, meslek erbaplarını zanaate küstürdü. Çoğu usta kepenk indirip bilmediği işlerle iştigal olmaya başladı. Bu mesleğe taze kan gerek. Yeni çıraklar yetişmezse tarihten silinip gidecek.

HALLACIZ AYNI ZAMANDA

Biz yorgancılar ayrıca hallacızdır. Mesleğin piri Hallâc-ı mansûr hazretlerine muhabbetimiz tamdır. İsmi zikrolunduğunda pirimiz, ustamız diyerek hürmetimizi gösteririz. Hallaç yayı ıhlamur ağacından yapılır ki biz ona mindef deriz. Hallaç yayının çilesi koyun bağırsağından elde edilir. Ne kadar beklerse o kadar gergin, ne kadar gerginse o kadar muteberdir. Hallaçlar tokmağı çileye vurmak suretiyle çözülmesi güç olan yünü yahut pamuğu kadayıf gibi tel tel açarlardı. Dı diyorum şimdi bu açma işi makinalara kaldı. 

SABAH EZANIYLA

Biz yorgancılar gün ağarır ağarmaz kepenk açarız. Müşteri gelsin gelmesin, kazanç olsun olmasın maddi rızıkların seher vaktinde dağıtıldığına inanırız.
Yorgan dikmek için cevval olmak lazım. Göz ve el çabukluğu ile çizgide kalarak ilerlemek gerek. İşçiliği en az olan yorgan ustasının 1 gününü alır. İstekler arttıkça, desen zorlaştıkça teslimat süresi çoğalır. Çıraklığında hallaç tokmağıyla kaşını yaranlar, yüksüğü unutup iğneyi parmağına saplayanlar az değildir. 
Önce müşteriye sorarız ne istiyorsun. Tek kişilik, çift kişilik, çocuk için... Sonra modelleri çıkarır gösteririz.
Yazlık yorganlarda pamuk kışlık yorganlarda yün tercih ederiz. Yorganın ağırlığı yörenin iklimine göre değişir.

KIZILCIK SOPASIYLA

Önce astarı yere serer, makinadan geçirdiğimiz yün veya pamuğu astarın üzerine yayarız. Sonra yuvarlayıp katlayarak tersyüz ederiz. Bu şekilde yünümüz veya pamuğumuz astarın içine düzenli bir şekilde girmiş olur. Bunu kızılcık veya ayva değneği ile döverek eşit bir şekilde yayarız. Ardından ana kenar dikimini yapar, ip ve pergel yardımı ile istenilen deseni çizip dikime geçeriz. Yorganın çehresi floş saten veya düşes satenle güzelleşir. Zaten burada ustalar şevke gelir. Polyester sateni sağlıklı olmadığı için tercih sebebi değildir. Lale, kabak çiçeği gibi motifler geçmişe dayanır. Yenilikçi ustalar tabiata bakıp ilham alır. Kimi portakal kabartma yapar, kimi muz dalları sarkıtır. Rakibine fark atan ayakta kalır.

MODELLER ŞİİR GİBİ

Akasyası, papatyası, defnesi, pervanesi, zikzağı, zambağı, fırıldağı, on iki göbeği, kelebeği, gül peteği  midye kabuğu, aslan kuyruğu, burçak tarlası, deniz dalgası, yaban asması, damat sofrası, çavuş sırması.
-Başka kaldı mı?
-Ohoo yarılamadık daha...  Tütün yaprağı, hanım parmağı, çarık bağı, ayı kulağı, kaz ayağı… Ama kazın ayağı hiç sandığınız gibi değil. 

RAHAT YOK SIHHAT YOK

Sen yünden, pamuktan soylu soplu sıhhi yorganı bırak, yerine git yeni yetme, petrolden bitme, silikonu yahut elyafa bulaş. Akıl kârı mı yani? Her şey teknolojinin başının altından çıkıyor zaten. Hakkını yememek lazım yer yer huzur verse de bazen ölçüyü kaçırıp huzur bozan muzur oluveriyor. Yorgancılara kepenk indirten de o, allı morlu saraylı yorganları yüklüklere mahkûm edende o! Yarın yüklüklere yük oldunuz deyip çöplere de sepetleriz. Hem Naftalinle falan kim uğraşsın değil mi?
Yün ve pamuk yorganlar insanın terini emer vücut toksinlerinden kurtulunca güne zinde başlar. Fakat silikonlu ve elyaflı yorganlar hem insanı terletir hem de terini emmez.  Haliyle sıhhati bozar. Belki daha ucuzdur ama hastalanırsan astarı yüzünü aşar.